<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
     xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
     xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
     xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
     xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
     xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
     xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/">
    <channel>
        <title>Çorlu Haber, Tekirdağ Haber, Ergene Haber, Çerkezköy Haber</title>
        <link>https://www.bizimtekirdag.com/</link>
        <description>Güncel Çorlu Haberleri, Tekirdağ Haberleri, Ergene Haberleri, Çerkezköy Haberleri</description>
        <language>tr</language>
                                <item>
                <title>Lüleburgaz Çocuk ve Ergen Psikiyatristi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/luleburgaz-cocuk-ve-ergen-psikiyatristi-7440</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/luleburgaz-cocuk-ve-ergen-psikiyatristi-7440</guid>
                <description><![CDATA[Lüleburgaz'da yaşayan çocuklar ve ergenler için önemli bir gelişme yaşandı! Lüleburgaz Çocuk ve Ergen Psikiyatristi alanındaki uzmanlığı ve tecrübesiyle, çocukların ve ergenlerin yaşadığı psikolojik sorunlara etkili çözümler sunmaya başladı. Hem bireysel hem de aile terapileriyle, çocukların duygusal ve psikolojik gelişimlerine katkı sağlamayı hedefleyen bu yeni hizmet, Lüleburgaz’daki ailelerin ilgisini çekiyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Lüleburgaz Çocuk ve Ergen Psikiyatristi: Psikolojik Sağlıkta Yeni Bir Adım!</strong></p>

<p>Lüleburgaz'da yaşayan çocuklar ve ergenler için önemli bir gelişme yaşandı! <strong>Lüleburgaz Çocuk ve Ergen Psikiyatristi</strong> alanındaki uzmanlığı ve tecrübesiyle, çocukların ve ergenlerin yaşadığı psikolojik sorunlara etkili çözümler sunmaya başladı. Hem bireysel hem de aile terapileriyle, çocukların duygusal ve psikolojik gelişimlerine katkı sağlamayı hedefleyen bu yeni hizmet, Lüleburgaz’daki ailelerin ilgisini çekiyor.</p>

<h3><strong>Çocuk ve Ergen Psikiyatristi Hizmetiyle Ailelere Destek</strong></h3>

<p>Çocukluk ve ergenlik dönemi, bireylerin hayatındaki en kritik gelişim aşamalarından biridir. Bu dönemde karşılaşılan psikolojik zorluklar, hem çocukları hem de ailelerini olumsuz etkileyebilir. <strong>Lüleburgaz’daki uzman psikiyatrist</strong>, bu süreçte ailelere profesyonel bir destek sunuyor. Çocukların ve ergenlerin yaşadığı kaygı, depresyon, dikkat eksikliği, öğrenme güçlükleri gibi psikolojik sorunları profesyonel bir yaklaşımla ele alırken, çözüm odaklı terapilerle onların sağlıklı bir şekilde gelişim göstermelerine yardımcı oluyor.</p>

<h3><strong>İhtiyaca Özel Tedavi Yöntemleri</strong></h3>

<p><a href="https://drcansinceylan.com"><strong>Lüleburgaz Çocuk ve Ergen Psikiyatristi</strong></a>, her çocuğun farklı olduğu bilinciyle tedavi sürecini kişiye özel olarak planlıyor. Klinik psikiyatri, psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisi gibi bir dizi yöntemle çocukların ruh sağlığını iyileştirmeyi hedefliyor. Ailelerle düzenli iletişim kurarak, tedavi sürecine dahil edilmelerini sağlıyor ve her yaştan birey için güvenli bir ortam yaratıyor.</p>

<h3><strong>Aileler İçin Eğitim ve Destek</strong></h3>

<p>Psikolojik tedavi süreci yalnızca çocuk ya da ergenle sınırlı değildir. <a href="https://drcansinceylan.com"><strong>Lüleburgaz Çocuk ve Ergen Psikiyatristi</strong></a>, ailelerin de bu sürece dahil edilmesi gerektiğini vurguluyor. Ailelere yönelik rehberlik, eğitim seminerleri ve birebir danışmanlık hizmetleri sunarak, onların çocuklarıyla sağlıklı bir iletişim kurmalarına yardımcı oluyor. Bu sayede tedavi süreci daha verimli hale geliyor ve aile içindeki iletişim güçleniyor.</p>

<h3><strong>Lüleburgaz’daki Aileler İçin Ulaşılabilir Bir Hizmet</strong></h3>

<p>Lüleburgaz’da, çocuklar ve ergenler için kaliteli bir psikolojik hizmete ulaşmak isteyen aileler artık doğru adresteler. <strong>Lüleburgaz Çocuk ve Ergen Psikiyatristi</strong>, modern tıbbi yaklaşımlar ve kişiye özel tedavi planlarıyla ailelere güvenli bir seçenek sunuyor.</p>

<p>Eğer çocuğunuzun psikolojik sağlığı ile ilgili bir endişeniz varsa, uzman bir psikiyatristten destek almak için <strong>Lüleburgaz’daki Çocuk ve Ergen Psikiyatristi</strong> ile iletişime geçebilirsiniz. Çocuğunuzun sağlıklı gelişimi için atacağınız her adımda yanınızdayız!</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 13 May 2025 11:39:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/05/luleburgaz-cocuk-ve-ergen-psikiyatristi-1747125840.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp sağlığını korumak için 5 altın öneri!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kalp-sagligini-korumak-icin-5-altin-oneri-7431</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kalp-sagligini-korumak-icin-5-altin-oneri-7431</guid>
                <description><![CDATA[Kalp ve damar hastalıkları nedeniyle dünyada yılda 20 milyonu aşkın insan hayatını kaybediyor. Türkiye’de ise tüm ölümlerin yüzde 40’ı kalp ve damar hastalıklarına bağlı olarak gelişiyor. Kalp sağlığını olumsuz etkileyen faktörleri bilmek ve bu risk faktörlerinin ortadan kaldırılmasını sağlamak, kalp sağlığını korumada önemli ölçüde etkili oluyor. Memorial Ankara Hastanesi Kardiyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Oto, “13-24 Nisan Kalp Sağlığı Haftası” dolayısıyla, kalp sağlığını korumak için dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p> </p>

<p>Kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde temelde bir genetik yatkınlık da bulunuyor. Erkeklerde kalp hastalıklarının görülme riski kadınlara göre daha yüksek olabiliyor. Kadınlar menopoz döneminden sonra 10 yıl farkla bu riski yakalıyorlar. Ancak düzeltilebilir risk faktörlerinin ortadan kaldırılmasıyla kalp damar hastalıklarının ve bunlara bağlı ölümlerin önlenmesi mümkün. Böylece çok pahalı tedaviler yerine daha düşük maliyetlerle alınacak önlemler, ülke ekonomisine de ciddi katkı sağlıyor. Bu noktada kalp sağlığını korumak için risk faktörlerini önlemek gerekiyor.  </p>

<p> </p>

<p><strong>Kalp sağlığı için dikkat edilmesi gereken 5 önemli kural</strong></p>

<p> </p>

<p>1-         Sigara kullanmayın</p>

<p>2-         Bol bol yürüyüş yapın</p>

<p>3-         Sağlıklı beslenin ve kilonuzu kontrol altında tutun  </p>

<p>4-         Kan basıncınızı düzenli olarak ölçtürün</p>

<p>5-         Kolesterol düzeyinizi düzenli olarak kontrol ettirin</p>

<p> </p>

<p><strong>Kalp ve damar hastalıklarında en önemli faktör sigara kullanımı!</strong></p>

<p> </p>

<p>Sigara ile kalp ve damar hastalıkları ve ölümler arasında matematiksel bir ilişki bulunmaktadır. Türkiye’de hala yaygın olarak, özellikle de erkeklerde daha fazla sigara kullanma söz konusudur. Gençlerde de sigara kullanımının arttığı görülmekte. Bu durum kalp hastalıkları konusunda ciddi bir riski meydana getirmektedir. </p>

<p> </p>

<p><strong>Şişmanlık ve hareketsizlik ciddi bir risk faktörü </strong></p>

<p> </p>

<p>Sağlıksız beslenme ve hareketsizlik kalp ve damar hastalıklarının gelişiminde önemli katkı sağlamaktadır. Şişmanlık hareketsizlikle birlikte ele alınması gereken ve düzeltilebilir önemli bir risk faktörüdür. Kalp ve damar hastalıkları, diyabet, hipertansiyon ve daha birçok hastalık için şişmanlığın zemin hazırlayıcı olduğu bilinmektedir. Modern yaşamın getirdiği hareketsizlikte oturma eğilimi bu kilo alma eğilimini artırmaktadır. Eğer hareketi artırır ve sağlıklı beslenmeye dikkat edersek, bu sorunun önüne geçebiliriz. Bir diğer risk faktörü de, kan basıncı yüksekliği yani hipertansiyondur. Kalp krizi veya inme geçiren hastaların yüzde 80’inde kan basıncı yüksek olmaktadır. Dolayısıyla kan basıncını kontrol ettirmek ve kan basıncı yüksekse, düşürücü önlemler almak gerekmektedir. Hekimin verdiği ilaçları düzenli kullanmak ve önerilen beslenme biçimini uygulamak gerekmektedir. </p>

<p> </p>

<p><strong>Günlük tuz tüketimi 6 gramı geçmemeli!</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Aşırı tuzlu beslenmemeye dikkat edilmesi gerekmektedir. Sağlıklı ve hiçbir şekilde risk faktörü olmayan bir kişinin tuzsuz yemesi önerilmemektedir fakat aşırı tuzlu beslenme doğal olarak sağlıklı değildir. Hiçbir besin öğesinin aşırı alınması sağlıklı değildir. Ülkemizde tuz tüketiminin biraz yüksek olduğu bilinmektedir. Günlük tuz tüketiminin 6 gramı aşmaması gerekmektedir. Yapılan araştırmalara göre, Türkiye ortalaması 18 grama ulaşmaktadır. Tuz tüketimi kesinlikle azaltılmalıdır.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Kan yağlarının yüksekliği önlenmeli</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Yapılan çalışmalara göre kötü huylu kolesterol yüksekliğinin, kalp ve damar hastalıkları özellikle damar sertliği gelişmesi ve ona bağlı rahatsızlıkların meydana gelmesinde önemli bir payı vardır. Bu konuda hekimin önerisine uyulmalı ve eğer hasta yüksek kalp ve damar hastalığı riski taşıyorsa, diyabetikse, kalp krizi veya inme geçirdiyse mutlaka kolesterol düşürücü ilaçlar kullanmalı ve hekim kontrolü ile ilaç kullanmayı bırakmalıdır.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Tüketebildiğimiz kadar enerji almamız gerekiyor </strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Besin alımında aşırıya kaçılmaması ve her besin kaynağının dengeli bir şekilde alınmasına dikkat etmek gerekmektedir. Tüm besin öğelerini özellikle taze sebze, meyve, yağlar ve et gibi gıdaları dengeli bir şekilde almak gerekmektedir. Doymuş yağ tüketiminin toplam enerjinin yüzde 10’undan daha az alınması gerekmektedir. Tüketilebilen kadar enerji almak gerekmektedir, aksi halde tükettiğinizden daha fazla enerji almak kilo alımına da neden olmaktadır. Bunun yanında, şekerli besinlerin tüketimini de azaltmak son derece önemlidir. </p>

<p> </p>

<p><strong>Sadece bir hafta değil, her zaman dikkat edilmeli!</strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Kalp ve damar sağlığına çocukluktan itibaren dikkat etmek gerekmektedir. Kalp ve damar hastalıklarına sadece kalp haftasında değil her zaman önem verilmeli. Yani hastalığa yakalanmadan önce ve hasta olduktan sonra da bu risk faktörlerine dikkat etmek ve özen göstermek önemlidir.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Apr 2025 22:23:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/04/kalp-sagligini-korumak-icin-5-altin-oneri-1744658609.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>2035’te her dört kişiden biri obez olabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/2035te-her-dort-kisiden-biri-obez-olabilir-7428</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/2035te-her-dort-kisiden-biri-obez-olabilir-7428</guid>
                <description><![CDATA[Vücutta aşırı yağ birikimi ile tanımlanan ve kronik bir hastalık olan obezite, dünya genelinde hızla yayılıyor. Dünya Obezite Federasyonu’nun 2023 raporunda, 2035’te her dört kişiden birinin obezite ile yaşayacağı öngörülüyor. Obezite vakalarının bu denli artmasının arkasında; modern yaşam tarzı, işlenmiş gıda tüketiminin artması, fiziksel aktivite eksikliği ve stres gibi faktörlerin bulunduğunun altını çizen Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Diyabet, kalp hastalıkları, hipertansiyon, uyku apnesi, eklem rahatsızlıkları ve bazı kanser türleri gibi birçok hayati hastalığa davetiye çıkaran obezite, tüm bunların yanı sıra yaşam kalitesini düşürerek psikolojik problemlere de yol açabilir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p> </p>

<p>Obezite gibi durumların belirlenmesinde başvurulan vücut kitle endeksi, kişinin kilosunun boyuna oranını gösteren bir ölçümdür. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre vücut kitle indeksi 30 ve üzeri olan bireylerin obez olarak tanımlandığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Genel Cerrahi Uzmanı Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Bu değerin 40 ve üzeri olması ileri derece anlamına gelen morbid obez olarak kabul edilir. Tedavi ise hastanın durumuna göre diyet ve egzersiz, ilaç veya cerrahi olarak değişebilir. Obezite cerrahisi, vücut kitle endeksi 40 ve üzeri olan ya da 40’tan az olsa bile obeziteye bağlı sağlık sorunları yaşayan hastalara önerilir” dedi.</p>

<p> </p>

<p><strong>Çevresel faktörler kadar genetik de önemli</strong></p>

<p>Ailesinde obezite öyküsü bulunanların hastalığa daha yatkın olacağını dile getiren Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Genetik yatkınlık dışında sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam tarzı da obezitenin gelişiminde önemli bir yere sahip. Hastalık boyutuna ulaşmış şişmanlığın en yaygın nedenleri arasında; aşırı kalori alımı, düşük fiziksel aktivite, hormonal dengesizlikler, insülin direnci, hipotiroidi ve metabolik sendrom gibi sağlık sorunları bulunuyor. Dengeli beslenme, düzenli egzersiz, stres yönetimi, sağlıklı uyku düzeni, vitamin ve mineral desteği ve rutin sağlık kontrolleri bu rahatsızlıkla mücadelede kritik rol oynuyor” şeklinde konuştu.</p>

<p> </p>

<p><strong>Kalıcı kilo kaybı için yaşam alışkanlıkları da değişmeli</strong></p>

<p>Vücut kile endeksi yaygın olarak kullanılan bir yöntem olsa da bel çevresi ölçümü, yağ oranı analizi, biyokimyasal testler ve metabolik değerlendirmeler gibi ek tetkiklerin de tanı için yardımcı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Abdulcabbar Kartal, “Obezite tanısı konduktan sonra uygun tedavi hastanın durumuna göre planlanır ancak buradaki önemli nokta önlenebilir bir sağlık sorunu olduğunun unutulmamasıdır. Obezite cerrahisi, uygun hastalar için etkili bir tedavi şansı sunarken, dengeli beslenme ve düzenli egzersiz gibi sağlıklı yaşam alışkanlıklarının benimsenmesi de kalıcı başarı için olmazsa olmazdır” dedi.</p>

<p><strong>Obezite cerrahisi</strong></p>

<p>Obezite cerrahisinin etkili kilo kaybına yardımcı olduğunu ancak ameliyattan sonra hastanın diyetine ve yaşam tarzına dikkat etmemesi durumunda verilen kiloların geri alınabileceğini vurgulayan Kartal, “İşlem sonrası hastaların düzenli egzersiz yapması, protein ağırlıklı beslenmesi ve porsiyon kontrolüne dikkat etmesi çok kıymetli. Ayrıca her cerrahi işlemde olduğu gibi obezite ameliyatlarında da kanama, enfeksiyon, beslenme eksiklikleri ve mide bağırsak problemleri gibi komplikasyonlar görülebilir. Bu nedenle operasyonun deneyimli bir cerrah tarafından yapılması ve iyi bir takip süreciyle hastanın kontrol edilmesi bu riskleri minimize eder” dedi.</p>

<p>Operasyon türünün; hastanın kilosuna, metabolik rahatsızlıklarına ve yaşam tarzına göre seçildiğini açıklayan Kartal, “Midenin büyük bir kısmının çıkarılmasıyla hastanın daha az yemek yemesini sağlayan mide küçültme, hem midenin hem de ince bağırsağın bir kısmının bypass edilerek besin emiliminin azaltılması prensibine dayanan gastrik bypass ve son olarak da cerrahi kategorisine girmeyen ve mideye balon yerleştirilerek doyma hissinin artırılması amaçlanan gastrik balon en yaygın yöntemler arasındadır” dedi.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Apr 2025 22:22:14 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/04/2035te-her-dort-kisiden-biri-obez-olabilir-1744658534.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Günümüzde zayıflayan iki duygu utanç ve merhamet duygusu!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/gunumuzde-zayiflayan-iki-duygu-utanc-ve-merhamet-duygusu-7423</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/gunumuzde-zayiflayan-iki-duygu-utanc-ve-merhamet-duygusu-7423</guid>
                <description><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dürtü kontrol bozukluğu konusunu değerlendirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Dürtü kontrol bozukluğu olanlar düşünceyi hemen eyleme döker</strong></p>

<p>Dürtü kontrol bozukluğunun, psikiyatri sınıflandırma sisteminde ana başlıklardan biri olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Dürtüsellik, kişinin dürtülerini, arzularını kontrol etme konusunda yaşadığı başarısızlıkları ifade eder. Her insanın aklına anlık düşünceler gelebilir. Ama dürtü kontrol bozukluğu olanlar düşünceyi hemen eyleme döker ve kontrolsüz şekilde hareket edebilirler.” dedi.</p>

<p>Kleptomanide kişinin çalma dürtüsünü kontrol edemediğini, Piromani hastalarının yangın çıkarma isteğini engelleyemediğini, patlayıcı bozukluğu olan kişilerin, küçük bir engellenme karşısında orantısız ve aşırı tepkiler verebildiğini, Trikotillomani de ise kişinin sürekli saçlarını, kaşlarını veya kirpiklerini yolduğunu hatta deriyi kanatacak seviyeye getirdiğini anlatan Tarhan, “Adli vakalara da çok rastlanır. Birçok tecavüz, darp, cinayet gibi vahşi suçlarda arka planda dürtüsel davranışların yattığı biliniyor.” ifadesinde bulundu.</p>

<p><strong>Orantısız tepkiler vererek haklıyken bile haksız duruma düşebilirler</strong></p>

<p>Bu kişilerin hem kendilerine hem de başkalarına zarar verdiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Kişi hem kendine hem de başkalarına zarar veren bir eylemi şiddetle gerçekleştirme arzusu duyar ve bu arzuya karşı koyamaz. Eylemleri planlı olabileceği gibi, çoğu zaman plansız gerçekleşir.” diye konuştu.</p>

<p>Bu kişilerin, eylemden önce içlerinde ciddi bir sıkıntı, bunaltı ve agresyon hissettiklerini, eylemi gerçekleştirdikten sonra ise rahatladıklarını anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu rahatlama duygusu, eylemi devam ettirmelerine neden olur. Eylemden sonra suçluluk hisseden vakalar olduğu gibi, daha ileri vakalarda suçluluk hissetmeyenler de vardır. Bu dürtü kontrol bozuklukları, özellikle evlilikteki birçok sorunun arka planındaki temel sebep olabiliyor. Geçici bir fırtına esiyor. Bu fırtına estiği zaman aslında niyet zarar vermek ya da karşı tarafı incitmek değil, ama dürtüsellik nedeniyle herhangi bir şekilde engellendiklerinde ya da kafalarındaki kaygı giderilemediğinde, orantısız tepkiler vererek haklıyken bile haksız duruma düşebilirler.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Dürtüleri kontrol etmeyi çocuklar sonradan öğreniyor…</strong></p>

<p>Bu durumun çocuklarda doğal olarak var olduğunu, çünkü dürtüleri kontrol etmeyi çocukların sonradan öğrendiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti:</p>

<p>“Aslında beynimizin ön bölgesinde orbit frontal korteks bulunur. Bu bölge, davranışlarımızın tekrarından sorumludur ve ‘Dur, yapmaya uygun/uygun değil, geçerli/geçerli değil’ diye karar veren beynimizdeki en önemli alandır. Obsesif Kompülsif Bozukluk da bu bölgedeki bozukluktan kaynaklanır. Çocuklarda beynin ön bölgesi daha olgunlaşmadığı için ayırt etmeyi yapamazlar. Mesela çocuk çarşıya, bakkala gitti ve kendisine ait olmayan bir şeyi para vermeden aldı ve geldi. Çocuk bunun ayıp, yasak, doğru olmadığını veya kuralları bilemez. Alıp gelir. Eve geldiği zaman ‘Bunu nasıl aldın, parasını verdin mi?’ diye sorulduğunda eğer baba ‘Aferin, açık göz oğlum benim, helal olsun’ derse o çocuk bu davranışı devam ettirir ve bir müddet sonra yasal sorunlar yaşamaya başlar. Ama baba, ‘Bak çocuğum, bunu almışsın ama parasını vermeyi unutmuşsun, hadi gidelim verelim’ deyip çocuğu götürüp ve elindeki parayı bakkala verdirtse, o zaman çocuk nerede duracağını, sınırları öğrenmiş olur. Nerede duracağını öğrenmiş olur çocuk. Sınırları öğrenmiş olur. Bu işte dürtü kontrol bu şekilde öğreniliyor. Dürtü kontrolü sağlayan en önemli duygu da utanç duygusudur.”</p>

<p><strong>Utanç duygusu çok zayıfladı!</strong></p>

<p>Utanç duygusunun çok zayıfladığını dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Utanç duygusu ve merhamet duygusu, gençler arasında bu çağda zayıflayan iki temel duygudur. Empati de aslında bizim kültürümüzde merhamet duygusu olarak ifade edilir. İşte bu duyguların zayıflaması dürtü kontrolünde büyük önem taşıyan utanç duygusunu da etkiliyor. Bilge kişiler bir olay karşısında ”Allah mahcup etmesin” veya ”Allah utandırmasın” derler. Neden? Çünkü o duygu, çocukları, gençleri ve insanları birçok kötülükten alıkoyuyor. Bu, başkasına zarar vermeme duyarlılığıdır.” dedi.</p>

<p><strong>Dürtü kontrol bozukluğunun bir kısmının kişilik bozukluklarından kaynaklanıyor</strong></p>

<p>Dürtü kontrol bozukluğunun bir kısmının kişilik bozukluklarından kaynaklandığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, şunları kaydetti:</p>

<p>“Mesela B kümesi kişilik bozuklukları var. Antisosyal kişilik bozukluğu ve histerik kişilik bozukluğu gibi durumlarda dürtüsellik çok görülür. Bu kişiler suç davranışına yatkın ve beceriklidirler. Antisosyal kişilikler, kriminal tiplerdir. Onlarda dürtü kontrol bozukluğu sıklıkla bulunur. Çoğu zaman planlayarak yapmazlar ama hoşlarına gideni veya kendilerini engelleyen şeyi ezip geçerler. Diğer taraftan Borderline Kişilik Bozukluğu olarak bilinen sınır kişilik bozuklukları da vardır. Adından da anlaşılacağı gibi, bu kişiler davranış sınırlarını tam olarak geliştirememişlerdir. Bir günde dört mevsimi yaşarlar. Sabah nefret ettikleri bir şeyi akşam sevebilirler. Bir diğer dürtüsellik türü de kendine zarar verme davranışı içeren bozukluklardır. Ayrıca kompulsif alışveriş de görülebilir. Kişi alışveriş yapar, eve gelir fakat kolileri bile açmaz. Sadece alma eyleminin kendisi önemlidir, amaçsızca yapılır. Otizm spektrum bozukluğunda da dürtü kontrol sorunları ve kompulsif davranışlar sıkça görülür.”</p>

<p><strong>Narsistik özelliği olanlar tehdit olarak algıladıklarını yıkıp geçer</strong></p>

<p>Narsistik özelliklere sahip kişilerin genellikle dürtüselliklerini, kendilerine uymayan veya kendilerini onaylamayan kişileri tehdit olarak algılayarak gösterdiklerini de anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Bu tehdit olarak algıladıkları şeyleri yıkıp geçmeleri gerektiğine inanırlar ve öyle davranırlar. Bu da onların diğer zayıf yönlerinden biridir. Çoğu zaman ellerinde güç varken iyi gibi görünseler de güçlerini kaybettiklerinde yapayalnız kalırlar. Dürtü kontrol bozuklukları insan ilişkilerine büyük zarar verir.” dedi.</p>

<p><strong>Patolojik kumar oynamada bu durum çok yaygın</strong></p>

<p>Ajite depresyon ve bipolar bozuklukta da bu durumla karşılaşıldığını kaydeden Prof. Dr. Tarhan, şunları dile getirdi:</p>

<p>“Duygu durum bozukluklarında kişiler duygularını yönetemediği için aşırı ve orantısız sevgi veya nefret gibi iniş çıkışlar yaşayabilirler. Bu bozuklukta kişi, kendi kişiliğine dışarıdan bir gözlemci gibi bakar ve kendisinin tam olarak farkında değildir. Patolojik kumar oynamada bu durum çok yaygındır. Şu anda siber kumar çok yaygınlaştı, ciddi bir sektör oluştu. İnternet ortamı, dürtü kontrol bozukluğunu tetikleyen elverişli ve ödüllendirici bir ortamdır. Kumar oynama eğilimi olan kişiler kolaylıkla patolojik kumara yönelebilirler. Cinsel kompulsiyonlar da benzer şekilde yaşanır. Kişi cinsel dürtülerini kontrol edemediği için birçok sorun yaşar ve bu durum adli vakalara dönüşebilir. Yeme bozukluklarından tıkanırcasına yeme bozukluğu da bir örnektir. Kişi sürekli yer ve ardından kendini kusturur ya da yediklerini yakmak için günde beş saat spor yapar. Bu da dürtü kontrol bozukluğu olarak karşılaştığımız vakalardandır.”</p>

<p><strong>Dürtü kontrol bozukluğu, tek başına bir rahatsızlık olarak nadiren görülüyor</strong></p>

<p>Her hastalığın içinde dürtü kontrol bozukluğu bulunabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Eğer başat bulgu dürtü kontrol bozukluğu ise, kişi dürtü kontrol bozukluğu tanısı alır. Ancak genellikle diğer hastalıklarla bir bağlantısı muhakkak olur. Yani dürtü kontrol bozukluğu, tek başına bir rahatsızlık olarak nadiren görülür.” diye konuştu.</p>

<p>Eğer kişi durumunun farkındaysa yüzde 50 oranında çözüm olduğunu, çünkü beynin davranışları, dürtüleri ve arzuları kontrol eden organ olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, “Nasıl midemiz sindirim organımızsa, beynimiz de duygu, düşünce ve davranışın organıdır. Beyindeki altyapı bozuksa nasihatin hiçbir faydası olmaz. ‘Yapma, kafana takma, senin her şeyin var, niye böyle yapıyorsun?’ gibi nasihatlerin hiçbir etkisi olmaz. Çünkü beyindeki nörolojik ve nörobiyolojik altyapı bozulmuştur. Kimyasal ve elektriksel iletimde sorunlar vardır. Önce bu altyapıyı düzelttikten sonra yüzde 50 yol alabiliriz. Ardından terapiyle devam ederiz.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Dikkat eksikliği olan kişiler dürtüseller…</strong></p>

<p>Eğer dürtü kontrol bozukluğu madde kullanımına bağlıysa, öncelikle madde kullanımını ortadan kaldırmadan bu bozukluğun düzeltilemeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Gerektiği durumlarda kişiler, 3 ila 6 ay rehabilitasyon merkezlerinde kalır, tedavi görür ve desteklenir. Kişi istemese ve bir süre sonra hastaneden çıksa bile, birkaç hafta içinde tekrar madde kullanmaya başlayabilir. Bu, dürtü kontrol bozukluğunun bir yansımasıdır. Kişi pişman olduğunu, kendine ve başkalarına zarar vereceğinin farkında olmasına rağmen engelleyemez. Sonradan pişman olsa da bu pişmanlığın bedelini ödemekten kaçınır. Ergenlik dönemi zaten dürtü kontrol bozukluğunun doğal olarak var olduğu, en fırtınalı dönemdir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun dört ana belirtisi vardır: Dikkat eksikliği, aşırı hareketlilik, dürtü kontrol bozukluğu ve davranış bozuklukları. Dürtü kontrol bozukluğu, bu dört ana belirtiden biridir. Dikkat eksikliği olan kişiler dürtüseldirler. Bu özellik de zaten beyindeki dopamin metabolizmasının yetersizliğinden kaynaklanır.” dedi.</p>

<p><strong>Dürtü kontrol bozukluğu, ergenlik çağında fark edilebilir</strong></p>

<p>“Ailelerin dürtü kontrol bozukluğu konusunda dikkat etmesi gereken en önemli şey, çocuk bir hata yaptığında, bir şeyi kırdığında veya döktüğünde pişmanlık duyup duymadığıdır.” diyen Prof. Dr. Tarhan, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Eğer pişmanlık duyuyorsa, bu durum çocuğun pişmanlığı görmesi açısından yüzde 50’lik bir kazanımdır. Ailenin ‘Bunun tekrar olmaması için ne yapmamız lazım?’ şeklinde yaklaşması, çocuğun dürtü kontrol bozukluğu konusunda hayatta bir şeyler öğrenmesini sağlar. Öğrendiği bu şeyler, çocuğun olgunlaşma sürecine girmesine yardımcı olur. Dürtü kontrol bozukluğu, ergenlik çağında fark edilebilir ve tedavi edilmemiş olan durumlarda sonradan ortaya çıkar.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Apr 2025 22:18:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/04/gunumuzde-zayiflayan-iki-duygu-utanc-ve-merhamet-duygusu-1744658329.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık deposu zerdeçalın ana maddesi kurkumin’in 5 bilimsel faydası!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/saglik-deposu-zerdecalin-ana-maddesi-kurkuminin-5-bilimsel-faydasi-7422</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/saglik-deposu-zerdecalin-ana-maddesi-kurkuminin-5-bilimsel-faydasi-7422</guid>
                <description><![CDATA[Binlerce yıldır geleneksel tıpta kullanılan kurkumin hakkında bilim dünyası araştırmalar yapmaya devam ediyor. Bilindiği gibi kurkuminin doğal kaynağı zerdeçal. Yemeklere baharat olarak eklenebilen zerdeçal aynı zamanda çay, smoothie ve salatalara da dahil edilebiliyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Selin Yavuz, zerdeçalın ana maddesi olan kurkuminin emilimini artırmak için karabiber ve sağlıklı yağlarla birlikte tüketilmesini öneriyor. Peki sağlığımıza katkıları bilimsel olarak kanıtlanan kurkumini son günlerde ünlü yapan o 5 büyük fayda nedir? İşte yanıtlar… ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p> </p>

<p><strong>1- İltihabı azaltıyor, stresi dengeliyor </strong></p>

<p>Kurkumin, vücutta iltihabı azaltıcı ve oksidatif stresi dengeleyici etkisiyle güçlü bir antioksidan. Aynı zamanda kronik iltihaplanmayı azaltma potansiyeliyle kalp hastalıkları, diyabet ve eklem rahatsızlıkları gibi birçok sağlık sorununa karşı koruyucu etkiye sahip. </p>

<p> </p>

<p><strong>2- Bağışıklık sistemini destekliyor</strong></p>

<p>Bağışıklık sisteminin güçlü kalması, enfeksiyonlara karşı direnci artıran bir unsur. Kurkumin, mikropların gelişimi engelleyici ve bağışıklık düzenleyici özellikleriyle vücudu mevsimsel hastalıklara karşı koruyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>3. Sindirim sistemini koruyor </strong></p>

<p>Sindirim sağlığını destekleyen kurkumin, bağırsaklardaki iltihaplanmayı azaltarak sindirim sorunlarına karşı fayda sağlıyor. Ayrıca irritabl bağırsak sendromu (IBS) ve inflamatuar bağırsak hastalığı (IBD) gibi hastalıkların tedavisinde de destekleyici bir role sahip.</p>

<p> </p>

<p><strong>4. Kalp ve damar sağlığına dost </strong></p>

<p>Kurkuminin anti-inflamatuar etkisi, kalp ve damar sağlığını destekleyerek damar sertliği riskini azaltıyor. Ayrıca kan basıncını düzenlemeye yardımcı olan kurkumin, kalp hastalıklarına karşı doğal bir kalkan görevi görüyor.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>5. Zihinsel fonksiyonları destekliyor </strong></p>

<p>Kurkumin, beyin hücrelerini koruyarak hafıza fonksiyonlarını destekler ve yaşa bağlı bilişsel gerilemeyi önlemeye yardımcı olur. Aynı zamanda bilimsel çalışmalara göre, depresyon belirtilerini hafifletebileceğine dair yeni bulgular da mevcut. </p>

<p> </p>

<p>Kurkuminin bu önemli faydalarının yanı sıra; yüksek miktarda kullanılması halinde mide rahatsızlığı, baş ağrısı ve ishal gibi yan etkilere sebep olabileceğine dikkat çeken İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Beslenme ve Diyetetik Uzmanı Selin Yavuz, özellikle kan sulandırıcı ilaç kullananların, safra kesesi ve karaciğer rahatsızlığı olanların mutlaka doktor kontrolünde sofralarına dahil etmeleri gerektiğini belirtiyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Apr 2025 22:17:17 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/04/saglik-deposu-zerdecalin-ana-maddesi-kurkuminin-5-bilimsel-faydasi-1744658237.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gülmek Olumlu Etkiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/gulmek-olumlu-etkiliyor-7421</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/gulmek-olumlu-etkiliyor-7421</guid>
                <description><![CDATA[Gülmenin ruh sağlığını olumlu etkilediğini belirten uzmanlar, sahte bir gülümsemenin bile beyni olumlu etkileyerek ruh halini iyileştirdiğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Gülmenin sadece eğlenceli bir tepki değil, aynı zamanda öğrenilebilen bir beceri olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, gülmenin bulaşıcı etkisinin arkasında ayna nöronlar ve empati mekanizmalarının bulunduğunu ifade etti. “Gülmek, stresle başa çıkmayı kolaylaştırır, ilişkileri güçlendirir ve içsel dengeyi destekler.” diyen Güven, hayatın içinde mizaha yer açmanın önemini vurguladı.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, gülmenin ruh sağlığı üzerindeki olumlu etkilerinden bahsetti.</p>

<p><strong>Gülmek bulaşıcıdır…</strong></p>

<p>‘Gülmek bulaşıcıdır’ ifadesinin güçlü bir psikolojik ve nörobilimsel temeli olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “İnsan beyni, özellikle de ayna nöron sistemi, başkalarının duygularını ve davranışlarını algılayıp taklit etmeye yatkındır. Bu sayede birinin gülüşünü gördüğümüzde, beynimizde aynı kasları harekete geçiren bölgeler uyarılır ve biz de istemsizce gülümseyebilir ya da gülebiliriz.” dedi.</p>

<p>Bu mekanizmanın, empati kurma becerimizin bir parçası olduğunu aktaran Güven, “Aynı zamanda gülmek, insanları birbirine yakınlaştıran ve grup içi sosyal bağları güçlendiren evrimsel bir işlev taşır. Tehdit içermeyen, güven verici bir iletişim şekli olarak, grup içindeki uyumu artırır. Bu süreç, duygusal bulaşma yoluyla da işler. Tıpkı ağlamanın ya da esnemenin çevredeki insanlara yayılması gibi, gülme de benzer bir şekilde çevreye yayılarak ortak bir ruh hali yaratır. Ayrıca otomatik taklit davranışı da bu durumun temelindedir. Beynimiz başkalarının mimiklerini fark ettiğinde, bilinçdışı düzeyde onları taklit etmeye eğilimlidir. Tüm bu nörobiyolojik ve sosyal mekanizmalar bir araya geldiğinde, gülmenin neden bu kadar bulaşıcı olduğunu ve insan ilişkilerinde neden bu kadar güçlü bir rol oynadığını anlamak mümkün olur.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Gülmek sadece bir tepki değil, aynı zamanda öğrenilebilen bir beceri… </strong></p>

<p>Çocukların yetişkinlere kıyasla daha fazla güldüğünü ve yetişkinlikte bu doğal eğilimin kaybedildiğine değinen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, “Çocuklar, dünyayı keşfetme sürecinde merak, oyun ve hayal gücüyle iç içe oldukları için günde yüzlerce kez gülebilirken, yetişkinler artan sorumluluklar, stres, toplumsal roller ve duygusal baskılar nedeniyle bu doğal eğilimi zamanla kaybeder.” dedi.</p>

<p>Yetişkinlikte gülmenin, genellikle kontrollü ve sosyal bağlamlara ilişkili hale geldiğini ifade eden Güven, “Oysa çocuklar anın neşesini özgürce yaşarlar. Bu içsel neşeyi geri kazanmak için mizahı ve oyunu yaşamımıza daha bilinçli bir şekilde dahil etmek, küçük şeylerden keyif almayı yeniden öğrenmek, kendimize ve çevremize karşı daha esnek ve şefkatli olmak önemlidir. Çünkü gülmek sadece bir tepki değil, aynı zamanda ruhsal sağlığımızı destekleyen, öğrenilebilen bir beceridir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sahte bir gülümseme bile ruhsal dengeyi korumada güçlü bir adım…</strong></p>

<p>Sahte bir gülümsemenin bile beynin mutlulukla ilişkili bölgelerini, özellikle de dopamin ve serotonin gibi ‘iyi hissetme’ kimyasallarını etkileyen sistemleri harekete geçirebildiğine dikkat çeken Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>

<p>“Bu duruma psikolojide ‘geri bildirim hipotezi’ denir. Yani yüz kaslarımızı gülümseme pozisyonuna getirdiğimizde, beynimiz bu kas hareketini mutlulukla ilişkilendirerek, gerçekten mutlu olmasak bile ruh halimizi olumlu yönde etkileyebilir. Zorla da olsa gülümsemek, stres hormonlarını azaltabilir, kalp atış hızını dengeleyebilir ve zamanla içsel bir rahatlama sağlayabilir. Bu yüzden ‘mış gibi yapmak’ bazen düşündüğümüzden daha etkili olabilir. Çünkü bedenimizle verdiğimiz sinyaller, zihinsel ve duygusal durumumuzu şekillendirebilir. Özellikle zor zamanlarda bilinçli olarak gülümsemeye çalışmak, ruhsal dengeyi korumada küçük ama güçlü bir adım olabilir.”</p>

<p><strong>İşte gülmenin reçetesi…</strong></p>

<p>“Hayatı fazlasıyla ciddiye alan ancak gülmenin ruh sağlığına iyi geldiğine inanan kişilere, önce gülmenin sadece neşeli anlara değil, zorlayıcı duygularla başa çıkma sürecine de katkı sağladığını hatırlatmak gerekir.” diyen Uzman Klinik Psikolog Sena Kalaz Güven, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Gülmek stresi azaltır, kaygıyı yumuşatır, duygusal yükleri hafifletir ve hatta insan ilişkilerini daha sıcak ve samimi hale getirir. Kişilere önerim, gülmeyi hafife alınacak bir şey değil, ruhsal dengeyi korumak için bir beceri gibi görmeleri olur. Eğer bir ‘gülme reçetesi’ yazacak olsaydım, içerisine her gün keyif aldıkları bir komedi dizisinden bir bölüm izlemeyi, mizah anlayışlarına hitap eden stand-up gösterileri ya da komik videoları takip etmeyi, kendilerini güldüren bir arkadaşla haftalık görüşmeler planlamayı, gün içinde bilinçli olarak birkaç dakika aynaya bakıp gülümsemeyi, mizah içeren kitaplar veya karikatürler okumayı, komik anıları not ettikleri bir ‘gülme günlüğü’ tutmayı ve zaman zaman gülme yogası veya grup mizah atölyelerine katılmayı dahil ederdim. </p>

<p>Ayrıca, ciddi bir hayatın içinde mizaha yer açmanın, insanın kendine de bir nefes aralığı yaratması anlamına geldiğini vurgulamak isterim. Çünkü gülmek sadece eğlence değil, aynı zamanda güçlü bir psikolojik savunma ve iyileşme mekanizmasıdır.”</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 14 Apr 2025 22:16:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/04/gulmek-olumlu-etkiliyor-1744658197.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Diyabetle Sağlıklı Yaşam: Riskleri Tanıyın, Sağlığınızı Koruyun!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/diyabetle-saglikli-yasam-riskleri-taniyin-sagliginizi-koruyun-7411</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/diyabetle-saglikli-yasam-riskleri-taniyin-sagliginizi-koruyun-7411</guid>
                <description><![CDATA[Diyabet Nedir?]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Diyabet, insülinin yeterli üretilememesi, etkisinin zayıf olması ya da her iki durumun bir arada bulunması nedeniyle vücutta kan şekeri dengesinin bozulduğu bir metabolik bozukluktur. Bu süreç, genetik yatkınlık, yaşam tarzı faktörleri, obezite ve çevresel etkenlerle birleşerek hastalığın gelişimini etkiler. </p>

<p><strong>Tip 1 Diyabet</strong></p>

<ul>
	<li>Genellikle ani ve hızla gelişir. Genellikle 30 yaşından önce başlar. </li>
	<li>Çocuklarda ve gençlerde görülür.</li>
	<li>Vücut, çok az insülin üretir ya da hiç insülin üretmez. İnsülin eksikliği nedeniyle kan şekeri yüksek seviyelerde kalır. Bu bireyler, kan şekeri seviyelerini kontrol altında tutabilmek için yaşamları boyunca insülin almak zorundadırlar.</li>
	<li>Genetik yatkınlık önemli bir risk faktörüdür.</li>
</ul>

<p> </p>

<p><strong>Tip 1 Diyabetin Belirtileri;</strong></p>

<p>Tip I diyabetin semptomları hemen her zaman birdenbire ortaya çıkar.</p>

<ul>
	<li>Aşırı susama</li>
	<li>Aşırı acıkma</li>
	<li>Ani kilo kaybı</li>
	<li>Sık idrar yapma</li>
	<li>Aşırı yorgunluk hissi şeklinde görülür.</li>
</ul>

<p><strong>Tip II Diyabet </strong></p>

<ul>
	<li>Ailesinde diyabetli olanlar,</li>
	<li>BMI >25</li>
	<li>4 kg’dan daha ağır bebek doğuran kadınlar,</li>
	<li>Stres altında yaşayan kişilerde diyabetin görülme riski daha yüksektir.</li>
	<li>Ayrıca pankreasın kronik iltihabı, pankreas tümörleri ve ameliyatları ile hipertiroidi, akromegali gibi bazı hormon hastalıkları Tip 2 diyabete yol açabilir.</li>
</ul>

<p><strong>Tip II Diyabetin Belirtileri </strong></p>

<ul>
	<li>Yorgunluk hissetmek,</li>
	<li>Sık sık infeksiyon gelişmesi</li>
	<li>Ciltteki kesiklerin veya yaraların çok yavaş iyileşmesi</li>
	<li>Sık idrar yapma8</li>
	<li>Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma</li>
	<li>Açlık hissinin fazlalaşması ve çok yeme</li>
	<li>Ağız kuruluğu ve çok su içme </li>
</ul>

<p><strong>Tip II Diyabetin Nedenleri</strong></p>

<ul>
	<li>Karaciğerde glikoz üretimi artışı</li>
	<li>İnsülin direnci </li>
</ul>

<p><strong>Tıp II Diyabette Risk Faktörleri</strong></p>

<ul>
	<li>Yaşı 40’ın üzerinde olanlar,</li>
	<li>Şişmanlar,</li>
	<li>Ailelerinde başka diyabet hastaları bulunanlar,</li>
	<li>Gebelik sırasında diyabet gelişenler,</li>
	<li>4,5 kg’dan daha ağır bebek doğuranlar,</li>
	<li>Bir hastalığın veya yaralanmanın stresini yaşayanlar,</li>
	<li>Tansiyonu yüksek olanlar</li>
</ul>

<p><strong>Gestasyonel Diyabet</strong></p>

<p>Gestasyonel diyabet (GD), diyabeti olmayan ancak hamilelik sırasında diyabet gelişen kadınlarda görülen bir durumdur. Genellikle gebelik sonrasında düzelir, ancak sonraki gebeliklerde yeniden ortaya çıkma riski bulunur.  </p>

<ul>
	<li>Gestasyonel diyabetin %80’i, ilerleyen yıllarda tip 2 diyabete dönüşme eğilimindedir.  </li>
	<li>Gestasyonel diyabet geçiren kadınların, 16 yıl içinde diyabet geliştirme riski %30 iken, bu oran genel nüfus için sadece %10’dur.  </li>
	<li>Hamilelik sırasında kilo artışı 20 kg’ı aşarsa, gestasyonel diyabet tanısı kesin olarak konulur.</li>
</ul>

<p><strong>Diyabetin Teşhisi</strong></p>

<ol>
	<li>Kan şekeri ölçümü = AKŞ > 126 mg / dl ise DM</li>
	<li>Oral Glukoz Tolerans TESTİ (OGTT) = Akş 100-126 mg/dl. Arasında olanlara yapılır.</li>
	<li>İdrar Şekerinin Kontrolü </li>
	<li>Keton Testi </li>
</ol>

<p> </p>

<p><strong>Diyetisyenin Diyabetteki Rolü Nedir?</strong></p>

<p>Diyetisyenler, diyabetin yönetiminde önemli bir rol oynar ve kişiye özel beslenme planları oluşturarak kan şekerinin dengelenmesine yardımcı olur. </p>

<p>Bireylerin beslenme ihtiyaçlarını değerlendirir, onlara uygun yemek planları sunar ve yaşam tarzı değişikliklerini benimsemelerine rehberlik eder.</p>

<p>Danışanı ile birlikte çalışarak diyet alışkanlıklarını iyileştirir, kilo kontrolünü destekler ve yeterli beslenmeyi sağlar. Bu süreç, karbonhidrat, yağ ve protein gibi makro besinlerin doğru miktarda ve zamanında tüketilmesiyle kan şekeri seviyelerinin düzenlenmesini hedefler. </p>

<p>Diyabetli bireylerin sağlıklı bir yaşam sürmelerine katkı sağlamak için beslenme düzeninin yanı sıra düzenli egzersiz yapmaları için de önerilerde bulunur. </p>

<p><strong>Hangi Yiyecekler Tüketilmelidir? </strong></p>

<p>Herhangi bir yiyeceği aşırı miktarda tüketmekten kaçının; sağlıklı beslenmenin temelinde denge vardır. Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu besinleri doğru miktarda ve zamanında almak, hiperglisemi ve hipoglisemi risklerini azaltarak kan şekerini kontrol altında tutmaya yardımcı olur. Ayrıca, bu denge hem kısa vadede hem de uzun vadede olası komplikasyonların önlenmesine veya ertelenmesine katkı sağlar.</p>

<p>Yağsız süt, düşük yağ içeriğine sahip olsa da kalorisi bulunmaktadır. Diyet ürünleri şekersiz olabilir, ancak bunların içinde bulunan un, yağ ya da meyve şekeri, kan şekeri ve yağ seviyelerinin kontrolü için ideal olmayabilir. Eğer porsiyonlarınızı düzgün bir şekilde kontrol edebiliyorsanız, sevdiğiniz pek çok farklı yiyeceği, dengeli bir şekilde tüketebilirsiniz.</p>

<p><strong>Beslenme Tedavisinde Nelere Dikkat Edilmelidir?</strong></p>

<p>Diyabetin beslenme tedavisinin amacı, diyabetli birey için yaşam boyu sürdürülebilir ve ideal bir beslenme planı oluşturmaktır. Bu planın hedefleri şunlardır:</p>

<ul>
	<li>Kan şekerini normal seviyelerde tutmak,  </li>
	<li>Hiperglisemi (kan şekeri yüksekliği) ve hipoglisemi (kan şekeri düşüklüğü) gibi ani komplikasyonları önlemek,  </li>
	<li>İdeal vücut ağırlığını sağlamak ve bunu korumaktır.</li>
	<li>Tip 2 diyabetli bireyler için, beslenme tedavisinde dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:</li>
	<li>Bireysel ihtiyaçlara uygun, yeterli miktarda ve doğru zamanlamayla yemek yemek,  </li>
	<li>Kan şekeri kontrolünü sağlamak için kişiye uygun miktarda karbonhidrat içeren besinler tüketmek,  </li>
	<li>Besin çeşitliliğini artırmak,  </li>
	<li>Lif alımını artırarak posalı besinler tüketmek,   </li>
	<li>Basit şekerler (örneğin, toz şeker, bal, tatlılar, meyve suyu) yalnızca diyetisyen önerisi ve kontrolü altında tüketmek.</li>
</ul>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 22 Jan 2025 23:49:32 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/01/diyabetle-saglikli-yasam-riskleri-taniyin-sagliginizi-koruyun-1737578972.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Çocuklarda Bağışıklığı Kuvvetlendirmenin 10 Etkili Yolu!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/cocuklarda-bagisikligi-kuvvetlendirmenin-10-etkili-yolu-7394</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/cocuklarda-bagisikligi-kuvvetlendirmenin-10-etkili-yolu-7394</guid>
                <description><![CDATA[Son günlerde 7’den 70’e soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonları yaygınlaşırken, özellikle çocuklarda mide ve bağırsak enfeksiyonlarına da sık rastlanıyor. Dondurucu soğuklarla birlikte kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen uzun saatler virüsler ve bakterilerin kolayca ve hızlıca kişiden kişiye bulaşmasına yol açarken, bağışıklık sistemi yeterince güçlü olmayanları yatağa düşürebiliyor. Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Süheyla Yeldan Vatansever “Son dönemde soğuk algınlığı virüsleri ve bazı bakterilerin neden olduğu üst solunum yolu enfeksiyonlarının yanı sıra mide ve bağırsak enfeksiyonları şikayetleri de oldukça fazla görülüyor. Rotavirüs, Norovirüs, Adenovirüs gibi virüsler ve bazı bakterilerin neden olduğu mide-bağırsak enfeksiyonları (Gastroenterit) ishal, kusma, karın ağrısı, halsizlik, hafif ateş ve sıvı kaybı gibi şikayetlere neden oluyor” diyor. Çocuklarda bağışıklık sisteminin güçlü olmasının, enfeksiyonlardan korunmada son derece önemli olduğunu vurgulayan Dr. Vatansever, çocuklarda bağışıklığı kuvvetlendirmenin ve hastalıklardan korunmanın 10 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>Son günlerde 7’den 70’e soğuk algınlığı ve solunum yolu enfeksiyonları yaygınlaşırken, özellikle çocuklarda mide ve bağırsak enfeksiyonlarına da sık rastlanıyor. Dondurucu soğuklarla birlikte kapalı ve kalabalık ortamlarda geçirilen uzun saatler virüsler ve bakterilerin kolayca ve hızlıca kişiden kişiye bulaşmasına yol açarken, bağışıklık sistemi yeterince güçlü olmayanları yatağa düşürebiliyor. <strong style=”font-weight:700”>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Süheyla Yeldan Vatansever</strong> “Son dönemde soğuk algınlığı virüsleri ve bazı bakterilerin neden olduğu üst solunum yolu enfeksiyonlarının yanı sıra mide ve bağırsak enfeksiyonları şikayetleri de oldukça fazla görülüyor. Rotavirüs, Norovirüs, Adenovirüs gibi virüsler ve bazı bakterilerin neden olduğu mide-bağırsak enfeksiyonları (Gastroenterit) ishal, kusma, karın ağrısı, halsizlik, hafif ateş ve sıvı kaybı gibi şikayetlere neden oluyor” diyor. Çocuklarda bağışıklık sisteminin güçlü olmasının, enfeksiyonlardan korunmada son derece önemli olduğunu vurgulayan Dr. Vatansever, çocuklarda bağışıklığı kuvvetlendirmenin ve hastalıklardan korunmanın 10 etkili yolunu anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </span></p>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”> </span></strong></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm;margin-left:26px”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:11pt;line-height:115%”>Bu besinleri tüketmesine özen gösterin </span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>Çocukların abur-cuburdan ve fast-food türü beslenme tarzından, şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak tutulması gerekir. Et, balık, yumurta, baklagiller gibi protein kaynakları bağışıklık hücrelerinin yapımı için önemlidir. Özellikle C vitamini (portakal, mandalina, kivi, brokoli) ve A vitamini (havuç, aspanak) açısından zengin gıdalar tüketilmelidir. Bağırsak sağlığı bağışıklığın yüzde 70’ini etkilediğinden bağırsak sağlığını desteklemek için yoğurt ve kefir gibi fermente gıdaların tüketimi özendirilmelidir. Ceviz ve badem gibi kuruyemişler de beslenmeye dahil edilmelidir. </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm;margin-left:26px”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:11pt;line-height:115%”>Yeterli ve kaliteli uyumasına dikkat edin </span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>Uyku sırasında bağışıklık sistemi onarım ve yenilenme süreçlerinden geçer. Çocukların yaşlarına uygun (1-3 yaş: 11-14 saat, 3-6 yaş: 10-13 saat, 6-12 yaş: 9-12 saat) sürelerde uyuması bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde hayati öneme sahiptir. Yetersiz ve kalitesi uyku bağışıklığı zayıflatır. Uyku ortamı karanlık, sessiz ve rahat olmalıdır. </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm;margin-left:26px”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:11pt;line-height:115%”>Spora teşvik edin</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>Fiziksel aktivite, kan dolaşımını artırarak bağışıklık hücrelerinin daha etkin çalışmasını sağlar. Stres seviyesini düşürerek genel sağlığı iyileştirir. Çocukların açık havada oynaması hem fiziksel hem de ruhsal sağlık için faydalıdır. Çocukların günde en az 1 saat açık havada oyun oynaması sağlanmalı, yaşa uygun spor etkinliklerine katılmaları teşvik edilmelidir. </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm;margin-left:26px”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:11pt;line-height:115%”>Hijyen kurallarını öğretin </span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>El hijyeni enfeksiyon riskini büyük ölçüde azaltır. Özellikle yemek öncesi, tuvalet sonrası ve dışarıdan geldikten sonra el yıkama alışkanlığı mutlaka kazandırılmalıdır. El hijyeninin sağlanması, gün içerisinde ellerin yüze, gözlere ve ağıza götürülmemesi mikropların vücuda girişini engeller ve enfeksiyon riskini azaltır.  </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm;margin-left:26px”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:11pt;line-height:115%”>Aşılarını ihmal etmeyin </span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Süheyla Yeldan Vatansever “Bağışıklık sistemini hastalıklara karşı hazırlayan en önemli yöntemlerden biri aşıdır. Aşılar, çocukların bağışıklık sistemini belirli hastalıklara karşı hazırlayarak koruma sağlar. Çocukların aşı takvimi düzenli olarak takip edilmeli ve varsa eksik aşılar tamamlanmalıdır. Özellikle grip, zatürre gibi mevsimsel hastalıklara karşı koruyucu aşılar düşünülmelidir” diyor. </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm;margin-left:26px”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:11pt;line-height:115%”>Aile içi huzur ve destekleyici ortam sağlayın  </span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>Çocukların stresli durumlarda bağışıklık sistemleri zayıflar. Aile içi huzur ve destekleyici bir ortam sağlamak önemlidir. Sanat ve oyun gibi aktivitelerle rahatlamaları teşvik edilebilir. Stresin dozunda yaşandığında kişiyi tehlikelerden korumaya katkı sağladığı ama aşırı stresin sağlığa zarar verdiği öğretilmeli, stresi yönetmeyi öğretmesi konusunda gerekirse uzman desteği alınmalıdır. </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm;margin-left:26px”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:11pt;line-height:115%”>Sigara ve kimyasal maddelerin zararlarına karşı bilinçlendirin</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>Sigara dumanına maruz kalmak, çocukların bağışıklığını zayıflatır ve solunum yolu enfeksiyonlarına zemin hazırlar. Evde ve çocuğun bulunduğu ortamlarda sigara içilmemesi kritik öneme sahiptir. Sigaranın ve kimyasal maddelerin zararlarına karşı bilinçlendirme çok önemlidir. </span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm;margin-left:26px”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:11pt;line-height:115%”>Yeterli su tüketmesine destek olun </span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>Vücudun su dengesinin korunması, bağışıklık hücrelerinin etkin çalışması için gereklidir.  Çocuğun yaşına uygun miktarda su içmesi sağlanmalıdır. Su, toksinlerin vücuttan atılmasını ve bağışıklık hücrelerinin etkin çalışmasını destekler.</span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm;margin-left:26px”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:11pt;line-height:115%”>Kış güneşinden faydalandırın </span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>D vitamini eksikliği bağışıklık sisteminin zayıflamasına yol açabilir. Günde 15-20 dakika güneş ışığı almak faydalıdır. Güneş ışığı, D vitamini üretimini, D vitamini ise bağışıklık hücrelerini destekler. Kış güneşinden mutlaka faydalandırın. Gerekirse doktor kontrolünde D vitamini takviyesi yapılabilir.</span></p>

<div style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”>
<ul style=”list-style-type:disc;margin-bottom:0cm;margin-left:26px”>
	<li style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:107%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:11pt;line-height:115%”>Gelişigüzel vitamin vermeyin!</span></strong></li>
</ul>
</div>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>Dr. Süheyla Yeldan Vatansever “Çocuklarda vitamin kullanımı, sağlıklı büyüme ve gelişim için gerekli olabilir; ancak bu süreç dikkatle yönetilmelidir. Anne-babalar çocuklarının bağışıklık sistemlerini güçlendirmek amacıyla arkadaşlarından, internetten ya da çevrelerinden duyduklarıyla vitamin ve mineral takviyesinde bulunabiliyor. Oysa doktora danışılmadan ve çocuğun ihtiyacı olmayan bir takım ürünlerin verilmesi bazen bağışıklık sistemini fazla çalıştırarak otoimmün hastalıkları tetikleyebilir! Çocuğun ihtiyacı kan tahlilleri ve sağlık durumu değerlendirilerek belirlenmelidir. Bazı vitaminlerin uzun süre yüksek doz kullanımı vücutta birikerek zehirlenmelere yol açabilir. Bu durum, özellikle büyüme ve gelişme çağındaki çocuklar için ciddi sağlık riskleri oluşturabilir” diyor.  </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif”>xxxxxxxxx Kutu Bilgisi xxxxxxxxxxx</span></strong></p>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>Gereksiz antibiyotik kullanımından kaçının </span></strong></p>

<p style=”background:white;font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’tahoma’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%”>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Vatansever, antibiyotiklerin gereksiz yere kullanılmasının bağışıklık sistemini olumsuz etkilediğini ve bağırsak florasını bozabildiğini belirterek şöyle diyor: “Her soğuk algınlığı veya öksürükte antibiyotik kullanılmamalı, antibiyotikler sadece doktor önerisiyle kullanılmalıdır. Gereksiz antibiyotik kullanımı, bağışıklık sistemini zayıflatır ve dirençli bakterilerin oluşmasına yol açar.”</span></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 23:33:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/01/cocuklarda-bagisikligi-kuvvetlendirmenin-10-etkili-yolu-1736195626.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Rahim Ağzı Kanseri Gençlerde de Artış Gösteriyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/rahim-agzi-kanseri-genclerde-de-artis-gosteriyor-7391</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/rahim-agzi-kanseri-genclerde-de-artis-gosteriyor-7391</guid>
                <description><![CDATA[Rahim ağzı (serviks) kanseri, genellikle HPV (Human Papilloma Virus) adı verilen virüs nedeniyle rahim ağzındaki hücrelerin anormal şekilde çoğalması sonucu oluşuyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”padding:0”></p>

<p style=”padding:0”>Düzenli pap smear testleri ve HPV aşıları, rahim ağzı kanseri riskini azaltmada önemli rol oynuyor. Erken teşhis önem taşıyor çünkü tedavi şansını artırabiliyor. Doç. Dr. Gökhan Demirayak “Rahim Ağzı (Serviks) Kanseri Farkındalık Ayı” kapsamında “Rahim ağzı kanseri taramaları ve HPV aşılarının önemi” hakkında bilgi verdi.</p>

<p style=”padding:0”><strong style=”font-weight:700”>Belirtiler kanserin evresi ilerledikçe ortaya çıkıyor</strong></p>

<p style=”padding:0”>Rahim ağzı (serviks) kanseri gelişmemiş ülkelerde en sık görülen jinekolojik kanser iken,gelişmiş ülkelerde tarama testleri ve aşılamalar sayesinde 3. sıraya gerilemiştir. Rahim ağzı kanserinin erken evrelerinde belirtiler genellikle belirgin değildir. Ancak hastalık ilerledikçe aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:</p>

<p style=”padding:0”>• Menopoz sonrası dönemde veya cinsel ilişki sırasında görülen kanama</p>

<p style=”padding:0”>• Cinsel ilişki sırasında ağrı veya rahatsızlık hissi</p>

<p style=”padding:0”>• Pelvik bölgede sürekli veya geçici ağrı</p>

<p style=”padding:0”>• Kokulu, kanlı veya renkli vajinal akıntı</p>

<p style=”padding:0”>Rutin jinekolojik muayenelerini ve tarama testlerini yaptırmayan kadınlarda sıklıkla anormal kanama ve kötü kokulu akıntı şikayetiyle hekime başvurulmakta ve maalesef rahim ağzı kanseri ileri evrelerde saptanmaktadır. İleri evre hastalıklarda büyük cerrahiler, kemoterapi ve radyoterapi tedavileri gerekmekte ve bu süreç hastalar için çoğu zaman oldukça yıpratıcı olmaktadır. Hastalığın evresi ilerledikçe nüks riski de artmaktadır. Bu sebeple her kanser türünde olduğu tarama testleri ve erken teşhis büyük önem taşımaktadır.</p>

<p style=”padding:0”><strong style=”font-weight:700”>Tarama testleri büyük önem taşıyor</strong></p>

<p style=”padding:0”>Rahim ağzı kanseri taramasında 21 yaşından sonra ya da ilk cinsel ilişkiden 3 yıl sonra başlamak üzere 30 yaşına kadar 3 yılda bir Pap Smear testi, 30 yaşından sonra ise 5 yılda bir Pap Smear ve yüksek riskli Human Papilloma Virus (HPV) DNA testi önerilmektedir. Bu tarama testlerinin amacı kanser öncesi lezyonlar olan CIN2 ve CIN3’ü saptamak ve kansere dönüşmeden önce bu lezyonları içerecek şekilde rahim ağzını LEEP ya da konizasyon adı verilen işlemle çıkarmak ve böylece kanseri önlemektir. Ülkemizde bu tarama testi aile hekimlikleri, Kanser Erken Teşhis Tarama ve Eğitim Merkezi (KETEM) be Toplum Sağlığı Merkezleri tarafından yaygın olarak yapılmaktadır. Böylece birçok kadın kanser öncesi aşamada yakalanmakta ve tedavi edilmektedir.</p>

<p style=”padding:0”><strong style=”font-weight:700”>HPV aşıları kanser riskini azaltmada etkili rol oynuyor</strong></p>

<p style=”padding:0”>Rahim ağzı kanserini önlemede ikinci önemli araç ise HPV aşılarıdır. HPV aşıları, özellikle serviks kanseri riskini azaltmada etkili bir rol oynar. Çünkü serviks kanserinin büyük bir çoğunluğu HPV enfeksiyonlarına bağlı olarak gelişir. 9’lu HPV aşısı ülkemizde uygulanmaktadır. Birçok ülkede rutin aşılama programında yer alan bu aşı maalesef ülkemizde rutin aşılama programında yer almamaktadır. 9-26 yaş aralığındaki tüm kız çocuğu/kadın ve erkeğe önerilmektedir. 15 yaşına kadar 2 doz önerilirken, 15 yaş ve üzerinde toplam 3 doz aşı gerekmektedir. Hekimliğin ana görevlerinden biri hastalıkları oluşmadan önlemektir. Bu sebeple rahim ağzı (serviks) kanseri tarama testleri ve HPV aşılarının mutlaka yaptırılması gerekmektedir.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 23:33:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/01/rahim-agzi-kanseri-genclerde-de-artis-gosteriyor-1736195604.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Gıda intoleransı anksiyete sebebi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/gida-intoleransi-anksiyete-sebebi-7390</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/gida-intoleransi-anksiyete-sebebi-7390</guid>
                <description><![CDATA[Günümüzde giderek artan sağlık sorunlarının önemli nedenlerinden biri olan gıda intoleransı, sıklıkla gıda alerjisiyle karıştırılabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-size:16px;line-height:115%”></span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-size:16px;line-height:115%”>Gıda alerjisinin daha ani ve kısa sürede ortaya çıktığını, gıda intoleransının ise daha uzun süreçte kendini gösterdiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Laboratuvar Hizmetler Koordinatörü ve Klinik Biyokimya Direktörü Doç. Dr. Serkan Tapan, “Gıda hassasiyetinde belirtiler genellikle yavaşça oluşur ve birkaç saat ile birkaç gün arasında seyredebilir. Vücuttaki pek çok sistem bu durumdan etkilenebilir; hatta sinir sisteminin etkilenmesi anksiyeteye bile zemin hazırlayabilir” dedi.</span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’calibri’ , sans-serif”>Gıda intoleransı, vücudun bazı gıdalara karşı aşırı hassasiyet göstermesi olarak özetlenebilir. Bu durumun daha çok bir enzimin eksikliği ya da etkisizliğinden kaynaklandığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Laboratuvar Hizmetler Koordinatörü ve Klinik Biyokimya Direktörü Doç. Dr. Serkan Tapan, “Kişinin vücudunun tepki verdiği gıdayı tüketmeye devam etmesi, kronik enflamasyona ve ardından bazı semptomların alevlenmesine neden olabilir. Yumurta beyazı, bezelye, inek sütü, arpa, kazein, maya, agar agar, mısır ve gluten en çok gıda intoleransı gösterilen gıdalar arasında sayılabilir” açıklamasında bulundu.</span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm;padding:0”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-size:16px;line-height:115%”>Geçmeyen yorgunluğun sebebi gıda intoleransı olabilir</span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’calibri’ , sans-serif”>Gıda intoleransının sindirim, iskelet ve sinir sistemleri, cilt sağlığı ve metabolizma düzeni üzerinde çeşitli rahatsızlıklara yol açtığını hatırlatan Doç. Dr. Serkan Tapan, “Gıda hassasiyeti sindirim sisteminde karın ağrısı, şişkinlik, gaz, mide bulantısı, ishal veya kabızlığa neden olurken; dermatolojik olarak döküntü, kaşıntı, egzama ve kızarıklığa yol açıyor. Sinir sisteminde ise migren tarzı baş ağrıları, Alzheimer ve anksiyeteye sebep olurken; kas ve iskelet sisteminde eklem ağrıları, iltihaplanma ve kronik yorgunluk olarak ortaya çıkabiliyor. Bunlara ek olarak obezite, diyabet ve haşimato gibi metabolizma hastalıkları da gündeme gelebiliyor. Bu belirtilerin varlığında gıda duyarlılığından şüphelenilmeli ve zaman kaybetmeden bir sağlık uzmanına danışılmalı” önerisinde bulundu. </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm;padding:0”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-size:16px;line-height:115%”>Kesin tanı için test önemli</span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-size:16px;line-height:115%”>Hastalığın eliminasyon diyeti aracılığıyla teşhis edilebildiğini belirten Tapan, “Bu diyet planı, kişide duyarlılığa sebep olabilecek gıdaların belirli sürelerle beslenme düzeninden çıkartılıp, sonrasında yavaş yavaş tekrar dahil edilerek vücut reaksiyonlarının gözlenmesidir. Bu tür bir diyet, bireylerde hangi yiyeceklerin bahsedilen semptomlara neden olduğunu belirlemeye yardımcı olur” şeklinde konuştu. </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-size:16px;line-height:115%”>Ancak kesin tanının, ileri teknoloji mikroarray testleriyle konabildiğinin altını çizen Doç. Dr. Serkan Tapan, “Her sağlık merkezinde bulunmayan bu testlerin tecrübeli yerlerde, uzman hekimler kontrolünde yaptırılması kıymetli. Bu testler sayesinde hastadan kan örneği alındıktan sonra ortalama 10 gün içinde kesin sonuca ulaşılabiliyor” açıklamasında bulundu.</span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-size:16px;line-height:115%”> </span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-size:16px;line-height:115%”>Tedavide multidisipliner yaklaşım şart</span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:115%;margin:0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-size:16px;line-height:115%”>Kronik inflamatuar hastalığı ya da irritabl bağırsak sendromu gibi fonksiyonel sindirim sistemi bozukluğu olan kişilerde gıda intoleransının daha sık görüldüğünü paylaşan Tapan, “Tanı ve tedavide birden fazla uzmanlık alanının iş birliği gerekli. Rahatsızlığın çeşitli boyutları ve etkilerinden dolayı doğru tanı koyabilmek ve etkili tedavi yöntemleri geliştirebilmek için farklı alanlardaki profesyonellerin birlikte çalışması önemli” şeklinde konuştu.</span></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 23:33:03 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/01/gida-intoleransi-anksiyete-sebebi-1736195583.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Obezite Tedavisinde Çığır Açan Gelişme: Medikal Yöntemlerle Yeni Dönem</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/obezite-tedavisinde-cigir-acan-gelisme-medikal-yontemlerle-yeni-donem-7387</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/obezite-tedavisinde-cigir-acan-gelisme-medikal-yontemlerle-yeni-donem-7387</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde hızla yayılan obezitenin ülkemizdeki görülme oranı yüzde 30’lara ulaştı. Obezite tedavisi denildiğinde akla ilk gelen cerrahi müdahaleler olsa da son dönemde geliştirilen medikal tedaviler de başarılı sonuçlar veriyor. Kimi medikal tedavilerin kilo kaybını yüzde 24’e kadar çıkardığını hatta kimilerinin bariyatrik (obezite) cerrahinin sağladığı kilo kaybına yakın kayıplara ulaşabildiğinin altını çizen Liv Hospital Vadistanbul Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berçem Ayçiçek, öte yandan bu tedavilerin yan etkilerine dikkati çekerek “Söz konusu riskler konusunda hastaların dikkatlice bilgilendirilmesi ve tedavi sürecinin uzman bir hekim gözetiminde sürdürülmesi gerekiyor” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:center”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px”></span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px”>Dünya Sağlık Örgütü’ne göre kalp damar hastalıkları başta olmak üzere çeşitli ciddi rahatsızlıklara neden olan, küresel sağlık sorunu obezitenin görülme sıklığı 1975’ten bu yana üç katına, Türkiye’de ise yüzde 30’lara kadar ulaşmış durumda...Yüksek kalori içeren; işlenmiş, endüstriyel gıda tüketiminin, porsiyon boyutlarının, fiziksel hareketsizliğin, psişik/fiziksel stresin artması obezite oranlarının yükselmesinde önemli rol oynarken; genetik yatkınlığın yanı sıra son yıllarda yapılan araştırmalar da obezitenin nesilden nesle aktarımına sebep olarak “Epigenetik Etki”ye işaret ediyor. Yarattığı sağlık sorunlarına ek olarak sağlık hizmeti harcamalarının da artmasına neden olan obezite, ABD verilerine göre, hekim ziyaretlerinin ve ayakta tedavi masraflarının yüzde 27’sini, yatarak tedavi masraflarının yüzde 46 ve reçeteli ilaç harcamalarının ise yüzde 80’ini oluşturuyor. Buna karşın son yıllarda obezite tedavisinde kullanılan medikal tedavi seçenekleri hızla artıyor. Bu seçeneklerin tedavi başarısını artıran etkin bir yaklaşım olduğunu söyleyen Liv Hospital Vadistanbul Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Berçem Ayçiçek, obezite ilaçlarından beklenenler arasında, dozla ilişkili olarak etkili kilo kaybı sağlamaları, hedeflenen kilonun sürdürülebilirliğini desteklemeleri ve uzun süreli kullanımda güvenilir olmalarının bulunduğunu belirtiyor. Aynı zamanda, bu ilaçların tolerans geliştirmemesi, kötüye kullanım veya bağımlılık riskine neden olmaması gibi özelliklerinin de oldukça önemli olduğunu kaydeden Prof. Dr. Ayçiçek’e göre bu beklentiler, obezite tedavisinde hem etkinlik hem de güvenlik açısından hasta ihtiyaçlarına uygun ideal tedavi seçeneklerinin belirlenmesinde kritik rol oynuyor.</span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px”>Kilo kaybını yüzde 24’e kadar artıran ilaçlar mevcut</span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px”>Obezite tedavisindeki başarı, hastaların kilo kaybı sürecini süreklilikle destekleyen medikal yöntemlerle artırılabiliyor. Küçük oranlardaki kilo kayıplarının (yüzde 5-10) dahi metabolik sağlık üzerinde büyük fark oluşturabileceğini belirten Prof. Dr. Ayçiçek, “Örneğin, semaglutid ve liraglutid gibi GLP-1 reseptör agonistleri, kilo kaybını yüzde 7 ile 17 arasında sağlarken, kan şekeri kontrolü ve kardiyovasküler sağlık üzerinde de olumlu etkiler gösteriyor. GLP-1 reseptör agonistleri, gastrointestinal sistemdeki GLP-1 reseptörlerine bağlanarak, iştahı baskılıyor, mide boşaltımını geciktiriyor ve insülin salgısını artırıyor. Dual agonist ilaçlar dediğimiz ilaçlar, GLP-1 reseptör agonistlerinin yanı sıra başka bir hedefe daha etki ediyor, genellikle GIP (gastrik inhibitör polipeptid) veya GLP-1 kombinasyonunu içeriyor. Tirzepatid bu sınıfta yer alıyor ve klinik araştırmalarda kilo kaybı oranlarını yüzde 20’ye kadar yükselttiği gözlemleniyor. Ayrıca, kardiyovasküler sağlık üzerinde de fayda sağladığı görülüyor. Çok yakın zamanda tedavi seçeneklerimiz arasına girmesini beklediğimiz <strong style=”font-weight:700”>Triple agonistler</strong>, GLP-1, GIP ve glucagon gibi üç reseptör üzerinde etkili olup, kilo kaybı artırıcı etkisi ile şu ana kadar ki medikal tedaviler içinde listenin en üst sırasına yer alacağa benziyor. Retatrutid, bu gruptaki yeni ilaç ve klinik denemelerde (Faz 1-2) oldukça umut verici sonuçlar ortaya koyuyor. Kilo kaybını yüzde 24’e kadar artırdığı gözlemlenen bu ilaç, insülin salgısını artırarak glikoz kontrolünü desteklerken, yağ metabolizmasını da iyileştiriyor” dedi.</span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px”>Hangi durumlarda GLP-1 reseptör agonistleri kullanılmamalı?</span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px”>GLP-1 reseptör agonistleri, bazı durumlarda güvenli olmayabiliyor ve kullanılmaması gerekiyor. Bu durumları gebelik, pankreatit öyküsü, medüller tiroid kanseri öyküsü, kolelitiazis (safra taşı), ve ağır böbrek yetmezliği olarak sıralayan Prof. Dr. Ayçiçek, bu tür klinik tabloların, tedavi riskini artırabileceğinden, hastanın durumu dikkatlice değerlendirilerek alternatif tedavi seçeneklerinin tercih edilmesi gerektiğini kaydediyor. GLP-1 ilaçlarının diyabeti olan ve göz problemi yaşamış kişilerde dikkatle kullanılması gerektiğini ifade eden Prof. Dr. Ayçiçek sözlerine şöyle devam etti: “Kan şekerini hızlı düşürmek, gözdeki sorunları kötüleştirebilir. Bu ilaçlar tedavi için etkili olabilir ama karar verirken hem yararları hem de riskleri iyi değerlendirmek gerekir. Özetle, şu durumda ‘yavaş ve dikkatli ilerlemek’ göz sağlığını korumak için önemlidir. Semaglutid’in, gözde sinir hasarına yol açabilen Non-Arteritik Anterior Ischemic Optic Neuropathy (NAION) riskini artırdığına dair bazı yayınlar mevcut. JAMA’daki çalışmada, bu riskin yüzde 7,5 olduğu bildirilmiş olsa da verilerin güvenilirliği tartışmalı, çünkü gözlemlenen vakalar çok nadir kalıyor. Yaklaşık 16 bin hasta içinde yalnızca 20 vakadan söz ediliyorsa, bu tür nadir yan etkilerin sıklığını ve etkinliğini tam olarak bilmek oldukça zordur. Retrospektif vaka kontrol çalışmaları gibi bu tür araştırmalarda, veri güvenilirliği bazen sorunlu olabilir. Bu tür araştırmalarda, kontrol grubu seçimi ve demografik eşleştirme süreçleri, sonuçları yanıltıcı hale getirebilir. Bu bakımdan uzun dönemli kanıt düzeyi daha yüksek çalışmalara ihtiyaç olduğu aşikardır.”</span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px”>Medikal tedaviler cerrahi müdahaleye yakın kilo kaybı sağlıyor</span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px”>Obezite tedavisinde son yıllarda kullanılan ilaçlar, etkili kilo kaybı sağlama konusunda önemli bir rol oynuyor. Öte yandan bu ilaçların yan etkileri ile ilgili bazı kaygıları gerek doktorların gerekse hastaların dikkatle değerlendirmesi gereken bir konu olduğunu belirten Prof. Dr. Ayçiçek, “Bilimsel çalışmalar, yeni medikal tedavilerin, bariyatrik (obezite) cerrahinin sağladığı kilo kaybına yakın düzeyde olduğuna işaret ediyor. Ancak uzun dönemde gerek bariyatrik cerrahi sonrasında gerekse de medikal tedavilerin uzun süreli kullanımı sonrasında takip ve önlem alınmaz ise mikronütrient eksiklikleri, kas kaybı, psikolojik sorunlar ve kırık riski gibi ciddi bazı yan etkiler meydana gelebiliyor. Örneğin, GLP-1 reseptör agonistlerinin yaygın yan etkileri arasında bulantı, kusma ve karın ağrısı yer alırken, nadiren iskemiye bağlı optik nöropati gibi ciddi komplikasyonlar da görülüyor” diye konuştu. </span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px”>Obezite tedavisinde, tedavi başarısını sürdürmek ve yan etkileri en aza indirmek için endokrinolog takibin de gerekli olduğunu savunan Prof. Dr. Ayçiçek, bunun nedenlerini de şöyle sıraladı: “GLP-1 reseptör agonistlerinin kullanımı sırasında doktor, tedaviye uyumu artırabilir, yan etkileri takip edebilir ve komplikasyonları önceden belirleyebilir. Uzun dönemde izlem, tedavi sürecinde oluşabilecek sağlık sorunlarına hızlı müdahale edilmesini sağlar. Sonuç olarak, bu ilaç grubunun obezite tedavisindeki etkileri oldukça umut verici olsa da bu tedavi seçenekleriyle ilgili herhangi bir yan etki riski söz konusu olduğunda, hastaların dikkatlice bilgilendirilmesi ve tedavi sürecinin uzman bir hekim gözetiminde sürdürülmesini gerekli kılıyor.”</span></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px”>Obeziteyi engellemek tedaviden daha avantajlı</span></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 8pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><span style=”font-family:’aptos’ , sans-serif;font-size:16px”>Obeziteye ilişkin tedavi seçenekleri artıyor olsa da obezitenin önlenmesi, tedaviye kıyasla çok daha avantajlı olmayı sürdürüyor. Erken yaşlarda sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının, fiziksel aktivitenin teşvik edilmesinin ve toplumda obezite farkındalığının artırılmasının hastalığın yükünü azaltmada önemli stratejiler olduğunu belirten Prof. Dr. Ayçiçek, “Sağlıklı gıdalara erişimin kolaylaştırılması, okul beslenme programlarının düzenlenmesi ve fiziksel aktiviteyi artırmaya yönelik şehir planlamaları gibi önlemler obeziteyi önleme çabalarının temel taşlarıdır” şeklinde konuştu. </span></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 23:31:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/01/obezite-tedavisinde-cigir-acan-gelisme-medikal-yontemlerle-yeni-donem-1736195495.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Masa başında çalışan kadınlar en çok boyun ağrısından şikayetçi…</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/masa-basinda-calisan-kadinlar-en-cok-boyun-agrisindan-sikayetci-7385</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/masa-basinda-calisan-kadinlar-en-cok-boyun-agrisindan-sikayetci-7385</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle kadınlarda sık rastlanan boyun ağrılarının, masa başı çalışma koşullarıyla doğrudan ilişkili olduğuna dikkat çeken Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Nihal Özaras, “Masa başı çalışırken çoğu zaman sağlıklı postür kaybedilir, sırt kambur, baş önde bir duruş gelişir. Sadece bu pozisyonda çalışmanın bile yaşam kalitesini olumsuz etkilediği saptanmıştır.” dedi. Miyofasiyal ağrı sendromu ve karpal tünel sendromu gibi rahatsızlıkların da uzun süreli aynı pozisyonda çalışmaktan kaynaklandığına vurgu yapan Prof. Dr. Nihal Özaras, basit ergonomik düzenlemeler ve düzenli egzersizlerle bu sorunların önüne geçmenin mümkün olduğunu söyledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:center”><strong style=”font-weight:700”></strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Nihal Özaras, ofis çalışanlarının en sık karşılaştığı kas ve iskelet sistemi hastalıkları hakkında bilgi verdi.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Masa başında kaybedilen postür gelecekte ciddi problemlere neden olabilir!</strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Kas iskelet sistemi rahatsızlıklarının doktora en sık başvurma nedenleri arasında yer aldığına dikkat çeken Prof. Dr. Nihal Özaras, “Kas iskelet sistemi rahatsızlıkları ofis çalışanlarında da sıklıkla görülür. Bu rahatsızlıklar yaşam kalitesini bozar, iş yaşamında verimliliği olumsuz etkiler ve iş gücü kaybına neden olur.” dedi.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Boyun ağrıları, sırt/bel ağrıları, omuz, kol ve el bileği/el ağrılarının ofis çalışanlarında en sık görülen kas iskelet sistemi yakınmaları olduğunu dile getiren Prof. Dr. Nihal Özaras, “Boyun ağrıları özellikle masa başı çalışanlarda ve bilgisayar kullananlarda çok sık görülür. Kadınlarda daha sık olduğu bildirilmiştir. Masa başı çalışırken çoğu zaman sağlıklı postür kaybedilir, sırt kambur, baş önde bir duruş gelişir. Sadece bu pozisyonda çalışmanın bile yaşam kalitesini olumsuz etkilediği saptanmıştır. Ayrıca bu şekilde uzun süre çalışan kişilerin gelecekte ciddi problemlere maruz kalabileceği düşünülmektedir.” şeklinde konuştu.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>Tekrarlayan hareketler ağrı oluşumu için risk faktörü… </strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Ofis çalışanlarında görülen bir diğer rahatsızlığın da miyofasiyal ağrı sendromu olduğunu aktaran Prof. Dr. Nihal Özaras, “Aynı  hareketlerin tekrar tekrar yapılması, aynı pozisyonda uzun süre kalınması ile gelişir. Kasların uzun süre kasılı kalması kanlanmayı bozar, buna bağlı olarak kasların içinde sert bantlar ve ağrılı tetik noktalar oluşur. Çalışırken sık sık pozisyon değiştirmek ve bazı basit egzersizleri yapmak bu hastalığın gelişimini engeller.” dedi.</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Omuz bölgesindeki ağrıların da ofis çalışanlarında oldukça yaygın olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Nihal Özaras, şöyle devam etti:</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>“Ağır klasörler ve benzeri cisimleri omuz seviyesinin üstünde bir yüksekliğe kaldırmak en önemli risk faktörü olarak bildirilmiştir. Tek bir büyük yaralanmadan çok, tekrarlayan hareketlerin oluşturduğu kümülatif travmanın omuz problemlerinde önemli olduğu düşünülmektedir. Basit ergonomik düzenlemeler ile risk faktörleri ortadan kaldırılabilir.”</p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”><strong style=”font-weight:700”>“Fizik tedavi yöntemleri karpal tünel tedavisinde oldukça etkili…” </strong></p>

<p style=”font-family:’calibri’ , sans-serif;font-size:15px;line-height:normal;margin:0cm 0cm 12pt 0cm;padding:0;text-align:justify”>Karpal tünel sendromu da ofis çalışanlarında sık görüldüğünü ifade eden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Nihal Özaras, “El parmaklarının sinirsel beslenmesini sağlayan median sinir el bileğinde karpal tünelden adı verilen bir alandan geçer. El bileğinin sık hareketleri median sinirin bu alanda sıkışmasına neden olur ve ilk 3 parmakta ağrı, uyuşma, yanma, karıncalanma şikayetleri ile seyreden karpal tünel sendromu ortaya çıkar. Şikayetler gün içinde el bileğinin yoğun kullanımı ile artar ve çalışmayı zorlaştırır. Fizik tedavi yöntemleri bu hastalığın tedavisinde oldukça etkilidir.” bilgisini paylaşarak sözlerini tamamladı.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 06 Jan 2025 23:29:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2025/01/masa-basinda-calisan-kadinlar-en-cok-boyun-agrisindan-sikayetci-1736195374.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Fibromiyaljide dikkat edilmesi gereken 5 önemli nokta!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/fibromiyaljide-dikkat-edilmesi-gereken-5-onemli-nokta-7360</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/fibromiyaljide-dikkat-edilmesi-gereken-5-onemli-nokta-7360</guid>
                <description><![CDATA[Sürekli yorgunluk hissi, kronik yaygın kas ağrıları, konsantrasyon bozukluğu… Yaşam kalitesini düşüren ve kişinin günlük aktivitelerini yapmakta zorlanmalarına yol açan fibromiyalji, özellikle boyun, sırt ve bele ya da vücudun tümüne yayılan ağrılar ile kendini gösteriyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ “Hastalar genellikle stresle ağrılarının tetiklendiğini, nem ve rutubetin ağrıyı artırdığını, bulutlu havaların iyi gelmediğini, güneşli havalarda şikayetlerinin azaldığını, uyusalar bile sabah dinç kalkamadıklarını hatta dayak yemiş gibi kalktıklarını söylüyorlar” diyor. Dünyada her 100 kişiden 5’ini etkileyen, kadınlarda erkeklerden daha sık rastlanan fibromiyaljiye, genetik ve çevresel etkenlerin yanı sıra sağlıksız alışkanlıkların da yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydoğ, özellikle masa başında bilgisayar karşısında uzun saatler çalışanları yoğun şekilde etkileyen bu ağrıların, kişinin psikolojisini ve sosyal ilişkilerini de bozduğunu söylüyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ, fibromiyaljide dikkat edilmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sürekli yorgunluk hissi, kronik yaygın kas ağrıları, konsantrasyon bozukluğu… Yaşam kalitesini düşüren ve kişinin günlük aktivitelerini yapmakta zorlanmalarına yol açan fibromiyalji, özellikle boyun, sırt ve bele ya da vücudun tümüne yayılan ağrılar ile kendini gösteriyor. <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ</strong> “Hastalar genellikle stresle ağrılarının tetiklendiğini, nem ve rutubetin ağrıyı artırdığını, bulutlu havaların iyi gelmediğini, güneşli havalarda şikayetlerinin azaldığını, uyusalar bile sabah dinç kalkamadıklarını hatta dayak yemiş gibi kalktıklarını söylüyorlar” diyor. Dünyada her 100 kişiden 5’ini etkileyen, kadınlarda erkeklerden daha sık rastlanan fibromiyaljiye, genetik ve çevresel etkenlerin yanı sıra sağlıksız alışkanlıkların da yol açabildiğini vurgulayan Prof. Dr. Aydoğ, özellikle masa başında bilgisayar karşısında uzun saatler çalışanları yoğun şekilde etkileyen bu ağrıların, kişinin psikolojisini ve sosyal ilişkilerini de bozduğunu söylüyor. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ, fibromiyaljide dikkat edilmesi gereken 5 önemli noktayı anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Alışkanlıklar doğrudan etkiliyor!</strong></p>

<p> </p>

<p>Fibromiyalji genetik etkenlerin yanı sıra, çoklu vitamin eksiklikleri ve hormonal değişikliklerle ortaya çıkabilirken, günlük yaşamda bazı yanlış alışkanlıklar da hastalığa zemin hazırlayabiliyor ya da doğrudan ağrıları tetikliyor. Özellikle; az uyumak, egzersizde aşırıya kaçmak, sigara içmek, gün boyu masa başında bilgisayar karşısında mola vermeden/bel ve sırtı rahatlatmadan çalışmak, rutubetli ve soğuk ortamlarda kalmak, stresi yönetememek ve sağlıksız beslenmek bu hataların başında geliyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Stresle yakından ilgili!</strong></p>

<p> </p>

<p>Hastaların en çok boyun, sırt ve bel ağrılarından şikayet ettiklerini belirten Prof. Dr. Ece Aydoğ “Ağrılar bazen belin aşağısı ya da yukarısı, bazen vücudun sağ ya da sol yarısı, bazen de tüm vücutta hissediliyor. Hastalarımız ağrıların genellikle stresle tetiklendiğini belirtiyor ki, yapılan araştırmalar da stresin fibromiyaljiyi tetiklediğini ya da doğrudan hastalığa yol açabildiğini gösteriyor. Stresi azaltmak, hiç değilse yönetmeyi öğrenmek, depresyonla başa çıkabilmek, gerekirse uzman desteği almak bu ağrıların azalmasında önemli rol oynuyor” diyor. </p>

<p> </p>

<p><strong>Tedaviyi mutlaka doktor yapmalı!</strong></p>

<p> </p>

<p>Fibromiyalji hayatı tehdit eden bir hastalık değil ancak yaşam kalitesini çok büyük ölçüde düşürüyor. Fibromiyaljinin tedavi edilmediğinde; kişinin hem evde hem işteki konsantrasyonunu bozduğunu, günlük yaşam aktivitelerini kısıtladığını belirten Prof. Dr. Aydoğ, tedavinin mutlaka doktor tarafından yapılması gerektiğini vurgulayarak sözlerine şöyle devam ediyor: “Fibromiyalji tedavisi zor olan; iltihabi, romatizmal olmayan kronik, tekrarlayıcı bir hastalıktır. Tedavi süreci mutlaka doktor kontrolünde ilerletilmelidir.  Yanlış ve gereksiz tedaviler hastalığın daha komplike hale gelmesine neden olur, maddi ve manevi  kayıplarla sonuçlanır.”</p>

<p> </p>

<p><strong>Tek başına ilaç tedavisi yetersiz kalıyor!</strong></p>

<p> </p>

<p>Fibromiyaljinin tedavisi; ilaçla ve ilaç dışı yöntemlerle yapılıyor. Prof. Dr. Ece Aydoğ, hastalığın tedavisinde tek başına ilaç kullanımının yeterli olmadığını belirterek “Şikayetlerinize göre en uygun ilaç tedavisi doktorunuz tarafından planlanacaktır. Tek başına ilaç tedavisi yetersiz kalmaktadır. İlaç dışı   tedaviler egzersiz (aerobik egzersizler, kas kuvvetlendirme egzersizleri, su içinde yapılan egzersizler, gurup çalışmaları), uyku terapileri, stres yönetim terapileri vb içermektedir. Her birey farklı olduğundan fibromiyaljinin tek bir tedavisi yoktur. Tedavi adım adım olmalıdır” diyor.</p>

<p> </p>

<p> </p>

<p><strong>Bu önlemlerle korunabilirsiniz!</strong></p>

<p> </p>

<p> </p>

<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Ece Aydoğ, “fibromiyaljiden korunmak için; düzenli egzersiz yapmak, yüzme, yürüyüş, bisiklet gibi düşük etkili aeorobik egzersizler tercih etmek faydalıdır. Yoga da beyin ve vücut arasındaki iletişimi düzenleyerek korunmaya destek sağlar. Yeterli ve kaliteli uyumak, sağlıklı beslenmek, sigaradan uzak durmak, masa başında sağlıklı duruşa sahip olmak, bilgisayar karşısında uzun süre kesintisiz çalışmayıp ara ara mola vermeyi ihmal etmemek, stresi yönetmeyi öğrenmek ve bazı gevşeme tekniklerinden faydalanmak da fibromiyaljiden korunmada önemli unsurlardır” diyor.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 22:33:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/11/fibromiyaljide-dikkat-edilmesi-gereken-5-onemli-nokta-1732736003.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hava kirliliği KOAH riskini artırıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/hava-kirliligi-koah-riskini-artiriyor-7358</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/hava-kirliligi-koah-riskini-artiriyor-7358</guid>
                <description><![CDATA[Dünya çapında önde gelen ölüm nedenlerinden biri olan Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı yani KOAH’ın her yıl üç milyon insanın ölümüne yol açtığı tahmin ediliyor. Nefes darlığı, öksürük ve balgam çıkarmanın KOAH’ın en yaygın belirtileri arasında yer aldığını paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “KOAH’ın en sık karşılaşılan nedeni tütün ve tütün ürünlerinin kullanımı olsa da genetik faktörler, hava ve çevre kirliliği de hastalığın gelişiminde çok önemli” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>KOAH’ın kamuoyu ve hatta bazı hekimler tarafından yeterince iyi bilinmediği için tam olarak teşhis edilemeyen ve yanlış ya da eksik tedavi edilen bir hastalık olduğunu belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Oysa hastalığın erken evredeki doğru tanısı, halk sağlığı için oldukça önemli. Genellikle tütün ürünlerinin kullanımı ve zararlı partikül veya gazlara maruziyet ile ortaya çıkan bu hastalığın önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğu unutulmamalı” diye konuştu.</p>

<p><strong>Hava ve çevre kirliliği KOAH riskini artırıyor</strong></p>

<p>Hastalığın erkeklerde daha fazla görüldüğü sanılsa da son yıllarda yapılan çalışmalara göre kadın ve erkeklerde neredeyse aynı oranda ortaya çıktığını hatta kadınların sigaranın zararlı etkilerine karşı daha duyarlı olduklarının altını çizen Doç. Dr. Tayfun Çalışkan, “Sigara, puro ve nargile gibi maddelerin kullanımı, meslek sebebiyle toz ve kimyasallara maruz kalma, evde biyomas yani tarım ve hayvansal atıktan yapılan yakıtlarla ısınma ya da yemek pişirme gibi etmenlere bağlı oluşan hava kirliliği ve genetik yatkınlık gibi faktörler bu akciğer hastalığına yakalanma riskini artırıyor” dedi.</p>

<p><strong>Hastalığın erken evre belirtileri dikkate alınmalı</strong></p>

<p>Hastalığın genellikle orta-ileri yaş grubunda yaygın olduğunu ve yavaş ilerlediğini ifade eden Çalışkan, “Bu nedenle KOAH’lı hastalar erken dönemdeki semptomlarını genellikle sigara içmenin veya yaşlanmanın doğal sonucu olarak görürler. Şikayetlerin belirgin hale gelince doktora başvurulması tedaviyi zorlaştırır çünkü bu durum hastalığın ileri evrelerde olduğunun göstergesidir. Tanısının solunum yani nefes testleriyle konduğu KOAH’ın tedavisinde; sigarayı bırakmaya yönelik medikal tedaviler, egzersiz eğitimi, hayat kalitesinin iyileştirilmesi, çeşitli aşılamalar, oksijen tedavisi ve son olarak da valf, koil gibi girişimsel pulmonoloji uygulamaları yer alır” açıklamasında bulundu.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 22:28:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/11/hava-kirliligi-koah-riskini-artiriyor-1732735729.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzman hekimler benler konusunda doğru bilinen yanlışları anlattı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/uzman-hekimler-benler-konusunda-dogru-bilinen-yanlislari-anlatti-7357</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/uzman-hekimler-benler-konusunda-dogru-bilinen-yanlislari-anlatti-7357</guid>
                <description><![CDATA[Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı tarafından “Tüm Branşlardaki Hekimler ve Toplum için Benlere Yaklaşım ve Ben Tedavisi Sempozyumu” gerçekleştirildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#1a1a1a”><span style=”font-family:”YS Text”, Arial, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><font face=”Times New Roman, Times, serif”><span style=”font-size:14pt”><span style=”background:#fefefe”>Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi (EÜTF) Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı tarafından </span></span><span style=”font-size:14pt”>“Tüm Branşlardaki Hekimler ve Toplum için Benlere Yaklaşım ve Ben Tedavisi Sempozyumu” gerçekleştirildi.</span></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#1a1a1a”><span style=”font-family:”YS Text”, Arial, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><font face=”Times New Roman, Times, serif”><b><span style=”font-size:14pt”>EÜ</span><span style=”font-size:14pt”><span style=”background:#fefefe”> Tıp Fakültesi </span></span></b><span style=”font-size:14pt”>Muhittin Erel Amfisi’nde yapılan ve EÜ Tıp Fakültesi Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. <span style=”background:#fefefe”>Işıl Karaarslan’ın </span>başkanlığını yaptığı sempozyuma; EÜ Tıp Fakültesi Dekan Yardımcı Prof. Dr. Burcu Barutçuoğlu, EÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Başhekim Yardımcısı Doç. Dr. Tahir Atik, İzmir Tabipler Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhun Özyurt, konunun uzmanı bilim insanları, sağlık çalışanları,  idari personel ve öğrenciler katıldı.</span></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#1a1a1a”><span style=”font-family:”YS Text”, Arial, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:14pt”><font face=”Times New Roman, Times, serif”>Hekim ve halk oturumu olmak üzere 2 bölümden oluşan, topluma sağlıklı bir şekilde ulaşmak ve vücuttaki benler konusunda doğru bilinen yanlışların önüne geçmek amacıyla düzenlenen sempozyum kapsamında farklı disiplinlerden bilim insanları alanla ilgili en güncel bilgileri paylaştı.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#1a1a1a”><span style=”font-family:”YS Text”, Arial, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><b><span style=”font-size:14pt”><font face=”Times New Roman, Times, serif”> “Ben farkındalığı artırmak için büyük bir fırsat”</font></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#1a1a1a”><span style=”font-family:”YS Text”, Arial, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:14pt”><font face=”Times New Roman, Times, serif”>Ege Üniversitesi olarak toplum bilincini artırmaya yönelik çalışmalar yaptıklarını söyleyen Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Burcu Barutçuoğlu, “Ege Üniversitesi olarak toplum bilincini artırmanın ve sağlıklı bir yaşam anlayışını yaygınlaştırmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha görüyoruz. Toplumsal önemi olan bir hastalık için böyle bir vurgu yapmak, Ege Üniversitesi için çok değerlidir. Hem çevrimiçi hem de yüz yüze katılımla gerçekleşen bu geniş kapsamlı program, halkın bu konulardaki farkındalığını artırmak için büyük bir fırsat. Üniversitemizin sağlık odaklı ve sürdürülebilir yaklaşımıyla bu tür etkinlikleri desteklemeye devam edeceğiz. Başta Deri ve Zührevi Hastalıklar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Işıl Karaarslan olmak üzere emeği gecen tüm katılımcılara teşekkür ediyorum, başarılı bir sempozyum diliyorum” ifadelerini kullandı.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#1a1a1a”><span style=”font-family:”YS Text”, Arial, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><b><span style=”font-size:14pt”><font face=”Times New Roman, Times, serif”>“Yanlış uygulamalar, insan sağlığını tehlikeye atmaktadır”</font></span></b></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#1a1a1a”><span style=”font-family:”YS Text”, Arial, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><font face=”Times New Roman, Times, serif”><span style=”font-size:14pt”>Sempozyumun kapsamında genç hekimleri ve halkı doğru bilgilendirmeyi amaçladıklarını belirten Sempozyum Başkanı Prof. Dr. <span style=”background:#fefefe”>Işıl Karaarslan, “</span>Amacımız topluma sağlıklı bir şekilde ulaşmak ve doğru bilgiler aktarmaktır. Türk Dermatoloji Derneği çatısı altında çalışmakta olan Dermoskopi Çalışma Grubu olarak, hocalarımızla birlikte uzun zamandır deri kanseri erken tanı ve tedavisiyle ilgili çalışan ve toplumu bilgilendirmeyi amaçlayan bir grubuz. Ege Üniversitesi Dermatoloji Kliniği olarak bilgi ve hasta manipülasyonu anlamında güçlü deneyim ve birikimlerimizi insanlarla paylaşmak istiyoruz. Gelişen teknolojiyle sosyal medyada yayılan gerçeklikten uzak ifadeler ve yanlış uygulamalar, insan sağlığını tehlikeye atmaktadır. Bir hekim olarak bunun önüne geçmek için bu sempozyumu düzenledik. Benlerle ilgili gerekli yasal düzenlemelerin oluşması için bir plan oluşsun istiyoruz.  Bu sempozyumu gerçekleştirmemizi sağlayan başta Rektörümüz Prof. Dr. Necdet Budak olmak üzere tüm konuşmacı hocalarımıza ve emeği geçen herkese gönülden teşekkür ediyorum” dedi.</span></font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#1a1a1a”><span style=”font-family:”YS Text”, Arial, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><font face=”Times New Roman, Times, serif”><b><span style=”font-size:14pt”><span style=”background:#fefefe”>“Ben tedavisi istismara açık bir konu”</span></span></b>   </font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#1a1a1a”><span style=”font-family:”YS Text”, Arial, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:14pt”><font face=”Times New Roman, Times, serif”>İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhun Özyurt ise, “İzmir Tabip Odası olarak, mesleğimizle ilgili bazı sorunlarla uğraşmak zorunda kalıyoruz. Özellikle yetkisi olmamasına rağmen tanı ve tedavi yöntemlerini uygulayan kişilerle ilgili çok sayıda şikâyet alıyoruz. Bu durumun dermatologlar ve plastik cerrahlar dışındaki hekimler tarafından yapılması hem yasal değil hem de doğru bir yaklaşım değil. Bu nedenle bu tür sorunları mümkün olduğunca olumlu bir şekilde çözmeye çalışıyoruz. Ayrıca, dermatoloji son yıllarda yoğun şekilde tercih edilen bir branş haline geldi. Ancak bu yoğunluk bazen uygunsuz uygulamalara olanak tanıyabiliyor. Ben tedavisi istismara açık bir konu ve biz bu tür durumları en aza indirmeye gayret ediyoruz. Tabip odaları ile üniversitelerin el ele vermesi, tıbbın gelişimi açısından büyük önem taşıyor. Bu iş birliğini kesintisiz bir şekilde sürdürmemiz gerekiyor. Sempozyumda emeği geçenlere teşekkür ederim” diye konuştu.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p style=”text-align:justify; text-indent:35.4pt”><span style=”font-size:16px”><span style=”color:#1a1a1a”><span style=”font-family:”YS Text”, Arial, sans-serif”><span style=”font-style:normal”><span style=”font-variant-ligatures:normal”><span style=”font-weight:400”><span style=”white-space:normal”><span style=”background-color:#ffffff”><span style=”text-decoration-thickness:initial”><span style=”text-decoration-style:initial”><span style=”text-decoration-color:initial”><span style=”font-size:14pt”><font face=”Times New Roman, Times, serif”>Sempozyumun hekim oturumunda alanında uzman kişiler tarafından;  “Ben nedir”, “Benlere doğru yaklaşım neden önemlidir”, “Gerçek benler için hasta yönetimi nasıl yapılmalıdır?”, “Hangi tip deri lezyonlarına lazer uygulanabilir?”,  “Benlere yaklaşım ve malpraktis: klinisyen cerrah ve patologlar için bazı olumsuz sonuçlar”  gibi konular ele alındı. Halk oturumunda ise “Hangisi gerçek hangisi masum hangisi riskli, lazer güvenli mi?”, “Topluma benler konusunda ne anlatmaya çalışıyoruz?” gibi konular ele alındı.</font></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></span></p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 22:28:30 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/11/uzman-hekimler-benler-konusunda-dogru-bilinen-yanlislari-anlatti-1732735710.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kış çaylarını tüketirken dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kis-caylarini-tuketirken-dikkat-7356</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kis-caylarini-tuketirken-dikkat-7356</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık için faydalı olan kış çaylarının, alerjik reaksiyonlar, otoimmün hastalıklar, hamilelik, emzirme dönemi, karaciğer hastalıkları ve ilaç etkileşimleri gibi durumlarda dikkatli tüketilmesi gerektiği vurgulayan uzmanlar, gebelikte bazı bitkilerin düşük yapma riskini arttırabileceğini söylüyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Kış çaylarının, içerdiği bitkisel bileşenlerden dolayı bazı ilaçlarla etkileşime girerek istenmeyen yan etkilere neden olabileceğini da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman,</strong> “<strong>Özellikle antikoagülanlar, hipoglisemik ilaçlar, antihipertansif ilaçlar ve sedatif ilaç kullanan kişilerin bu bitkisel çayları dikkatli tüketmeleri ve bir sağlık profesyoneline danışmaları önemlidir.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Yatıştırıcı ve rahatlatıcı özellikleriyle bilinen ıhlamur fazla tüketildiğinde sedasyon, uyuşukluk ve baş dönmesine yol açabilir.” dedi.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, kışın tüketimi artan kış çaylarını kimlerin tercih etmemesi gerektiğini değerlendirdi.</p>

<p><strong>Gebelikte bazı bitkiler düşük yapma riskini arttırabilir</strong></p>

<p>Kış çaylarının, özellikle soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıkların semptomlarını hafifletmek amacıyla tercih edilen bitkisel çaylar olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Ancak bu çaylar, bazı sağlık sorunları olan kişiler için sakıncalı olabilir. Mide ve sindirim sistemi sorunu olanlarda özellikle bazı bitkilerin aşırı tüketimi mideyi tahriş edebilir ayrıca asidik mide sorunu olan kişilerde yanma hissine yol açabilir. Örneğin kış çayları içinde bulunabilen nane, mide ekşimesi ve asidik reflüyü tetikleyebilir, kekik bazı mide problemlerini kötüleştirebilir, mide ülseri veya gastrit gibi rahatsızlıkları olan kişilerin zencefilden kaçınması tavsiye edilir.  Gebelikte bazı bitkiler düşük yapma riskini arttırabilir. Özellikle mide bulantısını hafifletmek için yaygın kullanımı olan zencefilin yüksek miktarlarda tüketiminin düşük yapma riski oluşturabileceği belirtilmiştir. Ayrıca kanama sorunları ve antikoagülan kullanımı olan kişilerde zencefil, tarçın ve kekik gibi bitkilerin aşırı kullanımı kanın pıhtılaşma süreçlerini etkileyerek kanama bozukluklarını tetikleyebilir.” dedi.</p>

<p><strong>Papatyayı hormona duyarlı kanser öyküsü olan bireyler dikkatli kullanmalı</strong></p>

<p>Kan basıncı sorunu olan özellikle de yüksek tansiyonlu kişilerde kekiğin tansiyon düşürücü ilaçlarla etkileşerek kan basıncını düşürebildiğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Tarçın antidiyabetik ilaçlarla etkileşime girerek kan şekerinin aşırı düşmesine neden olabilir. Bu yüzden şeker hastalığı olan kişilerin tarçın kullanımına dikkat etmeleri ve kan şekeri düzeylerini takip etmeleri önemlidir. Ayrıca yüksek miktarda tarçın tüketimi karaciğer üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Antiviral, antiinflamatuar ve sakinleştirici özelliği ile bilinen papatya ise hormonları etkileyebilecek bazı bileşikler içerebilir, hormona duyarlı kanser öyküsü olan bireyler dikkatli kullanmalıdır.” diye konuştu.</p>

<p><strong>Ihlamur, bazı kişilerin alerjik reaksiyon göstermesine yol açabiliyor</strong></p>

<p>Soğuk algınlığına karşı sıklıkla kullanılan ve bağışıklık destekleyici bir bitki olan ekinezyanın bazı kişilerde alerjik reaksiyonlara veya yan etkilere yol açabileceğini de söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Otoimmün hastalıklar (örneğin, lupus, romatoid artrit gibi) bulunan bireylerde ekinezya, bağışıklık sistemini daha da aktive edebilir ve bu durum hastalığın alevlenmesine yol açabilir. Çiçek polenlerine duyarlı bireyler için alerjik reaksiyon riski bulunmaktadır. Örneğin Ihlamur, bazı kişilerin alerjik reaksiyon göstermesine yol açabilir. Pek çok bitkinin çocuklar üzerindeki etkileri yeterince araştırılmadığı için dikkatli olunması gerekir.” şeklinde konuştu.  Formun Üstü</p>

<p><strong>Kış çayları bazı ilaçlarla etkileşime girerek istenmeyen yan etkilere neden olabiliyor</strong></p>

<p>Kış çaylarının, içerdiği bitkisel bileşenlerden dolayı bazı ilaçlarla etkileşime girerek istenmeyen yan etkilere neden olabileceğini da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, şöyle devam etti:</p>

<p>“Zencefil, mürver, kekik, adaçayı, papatya, tarçın ve karanfil gibi bitkilerin yer aldığı kış çayları antikoagülanlar (örneğin warfarin, aspirin, heparin) ve antiplatelet ilaçlarla etkileşime girerek kanın pıhtılaşma mekanizmalarını etkileyebilir, kanama riskini arttırabilir.  Tarçın, karanfil ve adaçayı gibi bitkiler insülin veya oral antidiyabetik ilaçlar (örneğin metformin) kullanan bireylerde hipoglisemi riskini artırabilir, kan şekeri düzeylerinin tehlikeli şekilde düşmesine neden olabilir.  Kekik, zencefil ve ıhlamur gibi bitkiler antihipertansif ilaçlarla etkileşime girerek kan basıncını aşırı derecede düşürebilir. Sakinleştirici ve uyku verici özelliklere sahip ıhlamur ve papatya benzodiazepinler (örneğin diazepam, lorazepam), barbitüratlar ve uyku ilaçları gibi sedatif ilaçlarla etkileşime girerek aşırı sedasyon, baş dönmesi ve uyku hali yaratabilir.”</p>

<p><strong>Tansiyon ilacı kullananlar bitkisel çayları dikkatli tüketmeli</strong></p>

<p>Bazı bitkilerin özellikle tarçın ve kekiğin serotonin seviyelerini etkileyebildiğini bu nedenle antidepresan ilaçlarla birlikte kullanımına dikkat edilmesi gerektiğini de anlatan Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Antiinflamatuar ve antivirütik özelliklere sahip meyan kökü, hipertansiyon tedavisinde kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilir. Soğuk algınlığı, boğaz ağrıları ve sindirim problemleri gibi sorunların tedavisinde sıklıkla tercih edilen ferahlatıcı ve antimikrobiyal özelliklere sahip bir bitki olan nane mide asidini artırabilir ve bu da özellikle antiasit ilaçlar kullanan kişiler için sorun oluşturabilir. Ekinezya ve mürver gibi bazı bitkiler, bağışıklık sistemini uyararak, bağışıklık baskılayıcı ilaçlarla (örneğin steroidler veya immünosupresifler) etkileşime girerek tedavi etkinliğini azaltabilir. Özellikle antikoagülanlar, hipoglisemik ilaçlar, antihipertansif ilaçlar ve sedatif ilaç kullanan kişilerin bu bitkisel çayları dikkatli tüketmeleri ve bir sağlık profesyoneline danışmaları önemlidir.” dedi.</p>

<p><strong>Hamilelerde düşük ve erken doğuma neden olabiliyor</strong></p>

<p>Hamilelik ve emzirme döneminin anne ve bebek sağlığı açısından çok hassas bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Hamilelikte mide bulantıları için yaygın kullanımı olan zencefilin fazla tüketiminin düşük riski veya erken doğum gibi olumsuz sonuçlarla ilişkilendirilebileceği bildirilmektedir. Ayrıca kanama riskini arttırabileceğinden zencefilin aşırı (günlük 1 gramdan fazla) kullanımı tavsiye edilmez. Emziren annelerde zencefilin aşırı miktarda tüketiminin bebeğin sindirim sistemini etkileyebileceği ve kolik gibi mide problemleri yaratabileceği için dikkatli kullanılması önerilmektedir.  Tarçın, içeriğinde bulunan kumarinden dolayı yüksek dozda kullanıldığında rahim kasılmalarını tetikleyebilir bu da düşük veya erken doğum riski oluşturabilir. Emzirme döneminde ise tarçının aşırı kullanımı bebeğin sindirim sistemini etkileyebilir ve bazı alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Kekik ve adaçayı da hamilelikte sınırlı kullanılması gereken bitkilerdendir. Tarçın gibi rahim kasılmalarını artırabilir ve bu durum hamilelikte erken doğuma yol açabilir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Ginsengin kan basıncını yükseltebildiği biliniyor</strong></p>

<p>Bazı bitkilerin, kalp sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratarak tansiyon üzerinde değişikliklere neden olabildiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu tür bitkilerin bulunduğu çaylar, genellikle kan basıncını düşüren veya artıran özelliklere sahip olabilir bu da kullanılan ilaçların biyoyararlılığını ve dolayısıyla tedavi süreçlerini etkileyebilir. Ayrıca bitkisel çaylar antihipertansif ilaçlar, antikoagülan veya kardiyak ilaçlarla etkileşime girerek ciddi yan etkilere neden olabilir. Hipertansiyon tedavisi gören kişilerde kekik ve zencefil antihipertansif ilaçlarla etkileşerek kan basıncını aşırı şekilde düşürerek tansiyon düşüklüğüne yol açabilir. Kan dolaşımını artırıcı özelliklere sahip olan biberiye de antihipertansif ilaçlarla birleştiğinde aşırı düşük kan basıncına yol açabilir ve kardiyovasküler hastalıklar için bazı riskler oluşturabilir. Enerji arttırıcı ve bağışıklık sistemini güçlendirici özellikleriyle bilinen ginsengin bazı çalışmalara göre kan basıncını yükseltebildiği ve hipertansiyon hastalarında ciddi riskler oluşturabileceği sunulmaktadır. Hipertansiyon veya kalp hastalığı bulunan kişilerin, herhangi bir bitkisel çayı düzenli olarak kullanmadan önce doktorlarına danışmaları çok önemlidir.”</p>

<p><strong>Ihlamurun fazlası baş dönmesine neden oluyor</strong></p>

<p>Zencefil, kekik ve tarçın gibi bitkilerin aşırı tüketiminin mide bulantısı, ishal ve karın ağrısı gibi mide ve sindirim problemlerine neden olabildiğini, tarçının, bazı kişilerde gastrit veya ülser gibi mide problemlerini tetikleyebildiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Tuğba Kaman, “Yatıştırıcı ve rahatlatıcı özellikleriyle bilinen ıhlamur fazla tüketildiğinde sedasyon, uyuşukluk ve baş dönmesine yol açabilir. Bu durum dikkat gerektiren işlerde riskli olabilir. Metabolizmayı hızlandırıcı ve anti-inflamatuar özelliklere sahip tarçın içerdiği kumarin maddesinden dolayı yüksek dozda alındığında karaciğer toksisitesine yol açarak karaciğer fonksiyonlarını bozabilir. Sindirim sistemi sorunlarına iyi gelen bir bitki olan rezene  östrojen benzeri bileşikler içerdiği için aşırı miktarda alındığında hormonal dengeyi bozabilir. Bu, özellikle hormon duyarlı kanser (örneğin meme kanseri) geçmişi olan kişiler için risk oluşturabilir. Ve tüm bu bitkilerin yüksek dozlarda kullanımı içerdiği etken maddelere aşırı duyarlılık geliştirerek bağışıklık sistemimizi olumsuz etkileyebilir.” şeklinde sözlerini tamamladı.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 22:26:36 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/11/kis-caylarini-tuketirken-dikkat-1732735596.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Güzel bir gülüş için diş pırlantasına ihtiyaç yok</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/guzel-bir-gulus-icin-dis-pirlantasina-ihtiyac-yok-7355</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/guzel-bir-gulus-icin-dis-pirlantasina-ihtiyac-yok-7355</guid>
                <description><![CDATA[Gülüşe estetik ve farklılık katmak için diş pırlantalarının tercih edildiğini dile getiren Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Güzel bir gülüş için diş pırlantasına ihtiyaç yok. Doğru tedavi yöntemleri ve düzenli diş hekimi kontrolleri ile güzel bir gülüşe sahip olunabilir.” dedi. Ağız ve diş sağlığının değerlendirilmesinden sonra diş pırlantası uygulaması yapıldığını ve genel olarak bir zararı bulunmadığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, ancak diş pırlantasının olduğu bölgenin çevresinin fırçalanmaması durumunda bölgede başlangıç çürükleri oluşabileceği konusunda uyardı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi Üsküdar Diş Hastanesi Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, diş aksesuarlarının ağız ve diş sağlığı üzerindeki etkisi hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Diş pırlantası uygulaması diş hekimleri tarafından yapılmalı</strong></p>

<p>Diş pırlantasının son yıllarda popüler hale geldiğini hatırlatan Periodontoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Bazıları gülüşlerine estetik ve farklılık katmak istedikleri için diş pırlantası yaptırabiliyor. Diş pırlantası uygulamalarının diş hekimleri tarafından yapılması gerekir. Diş hekimleri tarafından doğru bir şekilde uygulandığında diş eti veya dişlere herhangi bir zararı bulunmaz.” dedi.</p>

<p>Sert yiyecekler nedeniyle diş pırlantasının kırılması veya yerinden çıkması ihtimaline değinen Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Bunun sonucunda diş pırlantası yutulabilir. Zararları arasında bu ihtimal gösterilebilir.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Diş bakımı ihmal edilirse, diş pırlantası etrafında çürük oluşabilir!</strong></p>

<p>Diş pırlantası yerleştirilmeden önce ağız ve diş sağlığının diş hekimi tarafından değerlendirildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Değerlendirmeden sonra hastada çürük, dişeti hastalıkları veya başka ağız içi problemler varsa öncelikle bunlar giderilir. Diş pırlantası uygulamasından önce diş yüzeyi temizlenir ve yapıştırıcılar ile diş yüzeyine yerleştirilir.” dedi.</p>

<p>Diş pırlantasının olduğu bölgenin çevresinin fırçalanmaması durumunda bölgede başlangıç çürükleri oluşabileceğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, şöyle devam etti:</p>

<p>“Bu çürüklerin ilerlemesi halinde sıcak-soğuk hassasiyeti meydana gelebilir. Diş pırlantalarının bakımı için günlük ağız bakımı rutininin dışında bir önlem gerekmez ve kristalin rengi değişiklik göstermez. Günde iki kez düzenli diş fırçalama ve arayüz temizliği gibi rutin ağız bakımı protokollerinin uygulanması yeterlidir.”</p>

<p><strong>Güzel bir gülüş için diş pırlantasına ihtiyaç yok </strong></p>

<p>Diş aksesuarlarının çiğneme fonksiyonu ve konuşma üzerindeki etkileri hakkında açıklama yapan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, “Diş pırlantalarının yüzeyi pürüzsüz olduğu için dudağı veya dişetlerini rahatsız etmez. Bu nedenle çiğneme fonksiyonu ve konuşma üzerinde olumsuz bir etkisi olmaz.” dedi.</p>

<p>Diş aksesuarları kullanmayı düşünenlere önerilerde de bulunan Dr. Öğr. Üyesi Sedanur Yavuz, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Her hasta doğru tedavi yöntemleri ve düzenli diş hekimi kontrolleri ile güzel bir gülüşe sahip olabilir. Güzel bir gülüş için diş pırlantasına ihtiyaç olmasa da bazı hastalar bu uygulamaların daha estetik olduğunu ve kendisine farklılık kattığını düşünebilir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta diş aksesuarlarının olduğu bölgede fırçalamanın ihmal edilmemesi ve düzenli ağız bakımı talimatlarının uygulanmasına devam edilmesidir.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 27 Nov 2024 22:26:28 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/11/guzel-bir-gulus-icin-dis-pirlantasina-ihtiyac-yok-1732735588.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Turizm esnafı, KO-MEK ile ilk yardımda daha bilinçli</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/turizm-esnafi-ko-mek-ile-ilk-yardimda-daha-bilincli-7332</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/turizm-esnafi-ko-mek-ile-ilk-yardimda-daha-bilincli-7332</guid>
                <description><![CDATA[Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Meslek ve Sanat Eğitimi Kursları (KO-MEK) ihtiyaç duyan kurum ve kuruluşlara alanında uzman eğitmenler eşliğinde ilk yardım eğitimi vermeye devam ediyor. Özellikle yaz turizminin yoğun olduğu Kandıra bölgesinde faaliyet gösteren Kandıra Turizm Derneği’nin isteği üzerine açılan ilk yardım kursu tamamlandı. 3 gün süren eğitimlerde herhangi bir kaza ya da yaşamı tehlikeye düşüren bir durum esnasında olay yerinde ilk olarak yapılması gerekenler, sağlık ekipleri gelinceye kadar hayatın kurtarılması ya da durumun daha kötüye gitmesini önleyici ilk müdahale şekilleri, tıbbı araç ve gereç aramaksızın mevcut imkânlarla yapılabilecek ilaçsız uygulamalar konusunda bilgiler verildi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p> </p>

<p><b>TEMEL İLK YARDIM UYGULAMALI OLARAK ANLATILDI</b></p>

<p>Temel ilk yardım eğitiminin verildiği temel ilk yardım kursunda Kandıra Turizm Derneği üyelerine; ilk yardımın temel ilkeleri, solunum yoluyla tıkanmalar, temel yaşam desteği, yaralanmalar, kanamalar, zehirlenmeler, kırık, çıkık, burkulma, suda boğulma ve diğer acil durumlar uygulamalı olarak anlatıldı.</p>

<p> </p>

<p><b>MEB ONAYLI SERTİFİKA VERİLDİ</b></p>

<p>Milli Eğitim Bakanlığı onaylı sertifikanın verileceği kursta özellikle ilk müdahalenin nasıl yapılacağı detaylı bir şekilde anlatıldı. Kandıra KO-MEK kurs merkezinde gerçekleştirilen eğitimde kursiyerler sık sık uygulama yaparak öğrenme fırsatı buldu.</p>

<p> </p>

<p><b>BAŞKAN GÜNEŞ’TEN KO-MEK’E TEŞEKKÜR</b></p>

<p>Kandıra Turizm Derneği Başkanı Murat Güneş yaptığı konuşmada, “KO-MEK’ten turizm çalışanları olarak bize ilk yardım eğitimi vermeleri için talepte bulunduk. Eğitime güzel katılım oldu. Bölgemizde deniz turizmi olduğu için birçok boğulma tehlikesiyle karşılaşıyoruz. Biz de bu konuda bilinçlenmek için KO-MEK’ten yardım aldık” ifadelerini kullandı.</p>

<p> </p>

<p><b>“KO-MEK SAYESİNDE ARTIK DAHA BİLİNÇLİYİZ”</b></p>

<p> </p>

<p>Eğitime katılan ve bölgede konaklama turizmi işleten esnaflardan Murat İnanç ise, “Turizm işletme belgesinde gerekli olan ilk yardım belgesini alabilmek için KO-MEK’ten destek istedik. Bize hemen özel bir sınıf oluşturarak kursu başlattılar. Daha önce herhangi bir kazada ilk yardımda bulunmadım ama bu kurs sayesinde artık daha bilinçli bir esnaf olmuş olduk” açıklamasını yaptı.</p>

<p> </p>

<p><b>İLK MÜDAHALENİN ÖNEMİ ANLAŞILDI</b></p>

<p>Bir diğer esnaf Eyüp Özcan ise konuşmasında, “Turizm otelcilik ve konaklama sektöründe çalışıyorum. Bu sektöre katkıda bulunabilmek için ilk yardım kursu almamız gerekiyordu. Bize bu kursu verdikleri için emeği geçen herkese teşekkür ediyorum. Daha önce çalıştığım yerlerde birçok kaza ile karşılaştık ama şimdi öğrendiklerimizle o zamanlar bilinçsiz müdahalede bulunduğumuzu anladık. KO-MEK sayesinde artık bu tür olaylar karşısında daha bilinçli ve daha tedbirli olacağımıza inanıyorum” dedi. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 24 Nov 2024 21:40:29 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/11/turizm-esnafi-ko-mek-ile-ilk-yardimda-daha-bilincli-1732473629.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Prematüre Bebeklerde ROP Hastalığı (Prematüre Retinoplastisi) ve Önemi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/premature-bebeklerde-rop-hastaligi-premature-retinoplastisi-ve-onemi-7310</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/premature-bebeklerde-rop-hastaligi-premature-retinoplastisi-ve-onemi-7310</guid>
                <description><![CDATA[Her yıl dünya genelinde milyonlarca bebek, prematüre olarak dünyaya gelir. Bu minik savaşçılar, hayatlarının ilk günlerinden itibaren birçok zorlukla karşı karşıya kalır. Prematüre doğumun getirdiği sağlık sorunlarından biri de Prematüre Retinoplastisi (ROP)'dir. ROP, prematüre bebeklerin gözlerindeki retina tabakasında meydana gelen ve potansiyel olarak ciddi görme problemlerine yol açabilen bir durumdur.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Çiğdem Akdağ Koçer, Prematüre Bebeklerde ROP Hastalığı (Prematüre Retinoplastisi) ve Önemiyle ilgili bilgiler verdi.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt">ROP'un Tanımı ve Etkileri</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ROP, özellikle 32 haftadan daha erken doğan veya doğum ağırlığı 1500 gramın altında olan prematüre bebeklerde görülen bir hastalıktır. Bu durum, gözlerin iç kısmını kaplayan ve görüntülerin beyne iletilmesini sağlayan retina tabakasında, normal dışı kan damarları gelişimine yol açar. Bu anormal damarlar; retinada hasara, retinanın normal konumundan ayrılmasına ve hatta görme kaybına neden olabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt">Tanı Süreci</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prematüre bebeklerin göz sağlığı, doğumlarından sonraki ilk haftalar itibarıyla yakından takip edilmelidir. Genellikle, bebekler doğumdan sonraki ilk 28 gün içinde ve daha sonra düzenli aralıklarla, risk faktörlerine bağlı olarak göz muayenesinden geçirilir. Göz doktorları, indirek oftalmoskop adı verilen bir alet yardımıyla retina tabakasını detaylı bir şekilde inceler. Bu muayeneler, ROP'un erken tanınması ve müdahale edilmesi için kritik öneme sahiptir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong><span style="font-size:12.0pt">Takip ve Tedavi</span></strong></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">ROP tespit edilen bebekler, hastalığın şiddetine ve gelişim evresine bağlı olarak, sıkı bir takip programına alınır. İlk etapta her iki haftada bir yapılan kontroller, ROP belirtileri ortaya çıktıkça haftalık veya daha sık yapılabilir. Tedavi seçenekleri arasında, duruma bağlı olarak lazer tedavisi, cerrahi müdahaleler ve anti-VEGF (Vasküler Endotelyal Büyüme Faktörü) enjeksiyonları bulunur. Erken müdahale, ROP'un ilerlemesini durdurabilir veya görme kaybını önleyebilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prematüre bebeklerde ROP, erken tanı ve müdahale ile yönetilebilen bir durumdur. Ailelerin, prematüre bebeklerin göz sağlığı konusunda bilinçli olmaları ve düzenli göz muayenelerini ihmal etmemeleri büyük önem taşır. Prematüre bebeklerin göz sağlığı, erken dönemde alınacak doğru tedbirlerle korunabilir, böylece bu minik bireylerin sağlıklı bir görme yeteneğine sahip olmaları sağlanabilir.</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prematüre bebeklerin göz sağlığının korunması, onların gelecekte dünyayı daha net görebilmelerini sağlamak için atılan önemli bir adımdır. Ailelerin ve sağlık profesyonellerinin işbirliği, bu konuda kritik bir rol oynar. Prematüre bebeklerin göz sağlığına yönelik farkındalığın artırılması, toplumun bu konudaki bilgisini genişletecek ve prematüre bebekler için daha iyi sağlık sonuçlarının elde edilmesine katkıda bulunacaktır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jul 2024 00:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/07/premature-bebeklerde-rop-hastaligi-premature-retinoplastisi-ve-onemi-1722027853.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzmanı uyarıyor! Zayıflamak isterken sağlığınızdan olmayın!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/uzmani-uyariyor-zayiflamak-isterken-sagliginizdan-olmayin-7307</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/uzmani-uyariyor-zayiflamak-isterken-sagliginizdan-olmayin-7307</guid>
                <description><![CDATA[Bu tür ilaçların içindeki bazı etken maddelerin kalp hastalıkları ve ani ölümlere sebebiyet verebildiğini dile getiren Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Zayıflama iğneleri bazı kanserlerin oluşmasında rol oynayabiliyor, zayıflama çayları ya da ithal edilen tozlar akciğer fonksiyonlarını etkileyebiliyor.” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, son yıllarda farklı şekillerde ortaya çıkan ve her geçen gün daha fazla kişinin başvurduğu ‘zayıflama ilaçları’ hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>“İlaçlar kurtarıcı olarak görülmemeli”</strong></p>

<p>Zayıflama amacıyla son yıllarda kullanılan çok sayıda ilaç olduğunu söyleyen Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, bu ilaçların bir kısmının Sağlık Bakanlığı tarafından yasaklandığına dikkat çekti.</p>

<p>“Spitomin etken maddesi içeren ilaçlar kalp hastalıklarına ve ani ölümlere sebebiyet verebiliyor.” uyarısında bulunan Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kontrolsüz alınan bu ilaçlar genellikle gayri resmi yerlerden temin ediliyor. Zayıflamak için kullanılan ve Sağlık Bakanlığı tarafından onaylı olan ilaçlar ise şişkinlik ve kabızlığa sebep olabiliyor. Önemli olan kişinin zayıflamak için kendi ideal kilosunu koruması, beslenme ve spor alışkanlıklarını kazanması gerekir. İlaçlar bir kurtarıcı olarak görülmemeli ve her ilacın yan etkileri olduğu unutulmamalı.” dedi.</p>

<p><strong>Zayıflama iğneleri kanser oluşumunda rol oynayabiliyor</strong></p>

<p>Son yıllarda giderek kullanımı artan zayıflama iğneleri olarak bilinen ilaçlara da değinen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Bunların günlük ve haftalık olarak kullanımı vardır. Bunları kullanan kişilerde ise; mide yanması, mide bulantısı, şişkinlik, kusma ve kabızlık gibi şikayetler görülebiliyor.” dedi.</p>

<p>Bu iğnelerin bazı kanserlerin oluşmasında rol oynayabildiğinin de altını çizen Prof. Dr. Atamer, “Bu yüzden kanser hastaları, pankreas hastaları ve diyabet hastaları kesinlikle kullanmamalı. Hatta gerekmedikçe ilaç kullanılmamalı ve eğer kullanılacaksa doktor denetimi altında kullanılmalıdır.” uyarısında bulundu.</p>

<p><strong>Akciğeriniz risk altında olabilir  </strong></p>

<p>Zayıflama çayları ya da ithal edilen tozların akciğer fonksiyonlarını da etkilediğine dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<table border=”0” cellpadding=”0” cellspacing=”3”>
	<tbody>
		<tr>
			<td>
			<p>“Özellikle Sağlık Bakanlığı onayı olmayan zayıflama çayları, tozları ve ilaçlarının içeriğinde hangi maddelerin kullanıldığı belli olmadığı için sonuç akciğer yetmezliğine kadar gidebilir. Doktor takibinde onaylı ilaçların kullanılması ve mümkün olduğunca diyet ve sporla kilo verilmesi uygundur.”</p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jul 2024 23:36:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/07/uzmani-uyariyor-zayiflamak-isterken-sagliginizdan-olmayin-1722026193.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Aşırı sıcaklarda epilepsi ataklarına karşı 8 etkili önlem!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/asiri-sicaklarda-epilepsi-ataklarina-karsi-8-etkili-onlem-7306</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/asiri-sicaklarda-epilepsi-ataklarina-karsi-8-etkili-onlem-7306</guid>
                <description><![CDATA[Yazın tetiklenen nöbetler bir dizi kontrolsüz hareket ve bilinç kaybı şeklinde yaşandığı için hasta ve hasta yakınlarında endişe yaratıyor. Oysa ki epilepsi tanısı konulan hastaların yarısından fazlasında bu nöbetler tek bir ilaçla kontrol altına alınabiliyor. Ülkemizde nüfusun yüzde 1’inde epilepsi görüldüğünü belirten Acıbadem International Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Haluk Caneroğlu, “Çok sıcak havalar fazla terlemeye, terleme de tuz ve sıvı kaybına neden olduğu için vücutta oluşan elektrolit bozukluğu nöbetleri tetikliyor. Bu nöbetleri azaltmak için dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise bol su içmektir. Ayrıca yeterli uyku, güneş ile aşırı sıcaktan kaçınma, alkolden uzak durma ve düzenli ilaç kullanımı gibi belli başlı önlemler de epilepsi nöbetlerini azaltmada etkili olmaktadır” diyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Yazın tetiklenen nöbetler bir dizi kontrolsüz hareket ve bilinç kaybı şeklinde yaşandığı için hasta ve hasta yakınlarında endişe yaratıyor. Oysa ki epilepsi tanısı konulan hastaların yarısından fazlasında bu nöbetler tek bir ilaçla kontrol altına alınabiliyor. Ülkemizde nüfusun yüzde 1’inde epilepsi görüldüğünü belirten <strong>Acıbadem International Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Haluk Caneroğlu,</strong> “Çok sıcak havalar fazla terlemeye, terleme de tuz ve sıvı kaybına neden olduğu için vücutta oluşan elektrolit bozukluğu nöbetleri tetikliyor. Bu nöbetleri azaltmak için dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise bol su içmektir. Ayrıca yeterli uyku, güneş ile aşırı sıcaktan kaçınma, alkolden uzak durma ve düzenli ilaç kullanımı gibi belli başlı önlemler de epilepsi nöbetlerini azaltmada etkili olmaktadır” diyor. </p>

<p><strong>Tekrar eden nöbetler ile kendini gösteriyor</strong></p>

<p>Epilepsi beyinden kaynaklanan ve tekrar eden nöbetlerle kendini gösteren bir hastalık olarak biliniyor. Sinir hücrelerinin normal işleyişini bozan ani ve aşırı bir elektrik deşarjı, kişinin davranışlarını, hatta bilincini de etkileyebilen nörolojik değişiklikler meydana getiriyor. Nöbetler; boş bakma, kasılma, kontrolsüz hareketler, bilinçte değişiklik ve anormal duyular gibi farklı şekillerde görülüyor. Tek bir nöbet geçirilmesi epilepsi hastalığı olduğu anlamına gelmiyor; epilepsi hastalığı birden fazla nöbet sonucu ortaya çıkıyor. </p>

<p><strong>Hastaların yüzde 70’inde nöbet nedeni bilinmiyor</strong></p>

<p>Epilepsi nöbetleri; hastanın bir anda dalgınlaşıp etrafında  olup bitenleri fark edemez hale gelmesi, belleğinde boşluklar olması, ritmik bir şekilde başını sallaması, hızlı bir şekilde gözlerini kırması, arka arkaya doğal gözükmeyen hareketler yapması, vücudunda tekrarlayan sıçramalar, uykudan uyanıp şuursuz hareketler yapması, nedensiz düşmesi, ani bir karın ağrısının arkasından uykulu veya aklı karışmış gözükmesi, yanık lastik kokusu gibi değişik kokular duyması, ağzında değişik tatların oluşması, nedeni olmadan ani korku, panik ve öfkelenme sorunu yaşaması şeklinde kendini gösteriyor. Epilepsi hastalarının yaklaşık yüzde 70’inde nöbetlerin neden kaynaklandığı bilinmiyor. Bilinen nedenler ise “Kalıtsal, doğum aşamasında sorunlar, beynin gelişimsel bozuklukları, beyin travmaları, enfeksiyonlar, elektrolit bozuklukları, zehirlenmeler, beyin tümörleri ve beyinde oluşan damarsal bozukluklar” olarak sıralanıyor.</p>

<p><strong>Açlık, uykusuzluk ve stres nöbetleri tetikliyor!</strong></p>

<p>Epileptik hastaların nöbetlerini tetikleyen faktörler arasında “ilaçları kullanmamak, uykusuz kalmak, açlık, stres, menstrüel dönem, aşırı alkol alımı ve ateş yer alıyor. Işığa duyarlı olan hastalarda; bilgisayar ve cep telefonları gibi cihazların aşırı ışığına maruziyet de epilepsi nöbetlerini tetikliyor. Epilepsi tanısı konulan hastaların yarısından fazlasında nöbetler tek bir ilaçla kontrol altına alınabiliyor veya şiddetliyse ikinci bir ilaç veriliyor. Dirençli vakalarda ameliyat seçeneği gündeme gelebiliyor. </p>

<p><strong>Epilepsi nöbetlerine karşı 8 etkili önlem! </strong></p>

<p>Epilepsi hastaları yaz mevsiminin getirdiği sorunlardan çok etkileniyor. Aşırı sıcaklar fazla terlemeye, terleme de tuz ve sıvı kaybına neden olduğu için vücutta oluşan elektrolit bozukluğu nöbetleri tetikliyor. Nöroloji Uzmanı Dr. Haluk Caneroğlu, yaz aylarında epilepsi nöbetlerini azaltmaya yönelik önlemleri şöyle sıralıyor:  </p>

<ul>
	<li>Vücuttaki sıvı kaybını azaltmak için mümkün olduğu kadar bol su tüketin. Alkol tüketimini ise mutlaka kısıtlayın. </li>
	<li>Tuz kaybına neden olabilecek bir ilaç kullanıyorsanız günlük tuz miktarını arttırmanız gerekebilir. Bu konuda hekiminizin önerisine uymayı asla ihmal etmeyin. </li>
	<li>Sıcakların etkisiyle uyku bozuklukları oluşabiliyor ve bu durum epilepsi nöbetine yol açabiliyor. Eğer gece uyku sorunu yaşamışsanız, mümkünse eksik olan uykuyu gündüz tamamlamaya çalışın. </li>
	<li>Aşırı ve yanıp sönen ışıklardan uzak kalın.</li>
	<li>Mevsim hastalıklarından korunmak amacıyla saklama ve pişirme yöntemi bilinmeyen yiyeceklerden uzak kalın, salgın olabilecek ortamdan uzaklaşın. </li>
	<li>Fazla sıcakların oluşturduğu terlemeyi önlemek için kalın giyecekleri tercih etmeyin</li>
	<li>Çok sıcak havalarda vücudun açık kısımlarını güneşten korumak için güneş gözlüğü, güneş kremi ve şapka gibi korunma yöntemlerini uygulamadan güneşli ortama çıkmayın. </li>
	<li>İlaçlarınızı mutlaka düzenli olarak almaya devam edin.</li>
</ul>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jul 2024 23:36:20 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/07/asiri-sicaklarda-epilepsi-ataklarina-karsi-8-etkili-onlem-1722026180.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hepatit’in Farkında Olmak Karaciğeri Koruyor!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/hepatitin-farkinda-olmak-karacigeri-koruyor-7305</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/hepatitin-farkinda-olmak-karacigeri-koruyor-7305</guid>
                <description><![CDATA[Hepatit; virüsler, alkol kullanımı, ilaçlar, toksinler veya otoimmün hastalıklar gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Hepatit, karaciğer iltihaplanması anlamına geliyor ve dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ciddi bir sağlık sorunu oluyor.  Viral nedenlerin en yaygın olanları ise A, B, C, D ve E tipi hepatit virüsleri olarak biliniyor. Bu virüsler farklı yollarla bulaşabiliyor. Hepatit A ve E kirli su ve gıda ile bulaşırken, Hepatit B, C ve D ise kan ve vücut sıvıları ile temas sonucu bulaşıyor. Viral hepatitler yılda 1,3 milyon ölüme ve 2,2 milyon yeni enfeksiyona neden oluyor. ”28 Temmuz Dünya Hepatit Günü” öncesinde Memorial Bahçelievler Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emre Yıldırım, hepatit ve  hepatitten korunma yöntemleri hakkında ilgili bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Hepatit; virüsler, alkol kullanımı, ilaçlar, toksinler veya otoimmün hastalıklar gibi çeşitli nedenlerle ortaya çıkabiliyor. Hepatit, karaciğer iltihaplanması anlamına geliyor ve dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ciddi bir sağlık sorunu oluyor.  Viral nedenlerin en yaygın olanları ise A, B, C, D ve E tipi hepatit virüsleri olarak biliniyor. Bu virüsler farklı yollarla bulaşabiliyor. Hepatit A ve E kirli su ve gıda ile bulaşırken, Hepatit B, C ve D ise kan ve vücut sıvıları ile temas sonucu bulaşıyor. Viral hepatitler yılda 1,3 milyon ölüme ve 2,2 milyon yeni enfeksiyona neden oluyor. ”28 Temmuz Dünya Hepatit Günü” öncesinde Memorial Bahçelievler Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Prof. Dr. Emre Yıldırım, hepatit ve  hepatitten korunma yöntemleri hakkında ilgili bilgi verdi. </p>

<p><strong>Hepatit B ve C hastalarında karaciğer kanseri riski artıyor</strong></p>

<p>Hepatit, çoğunlukla viral bir enfeksiyonun neden olduğu karaciğer iltihabıdır. A, B, C, D ve E tipleri olarak adlandırılan beş ana hepatit virüsü vardır. Son verilere göre dünyada 1.1 milyon, Türkiye’de ise yaklaşık 15-20 bin kişi her yıl hepatit B ve hepatit C’ye bağlı karaciğer sirozu ve karaciğer kanserinden hayatını kaybetmektedir. Dünyada olduğu gibi ülkemizde de erken teşhisle tedavisi olabileceği halde hayatını kaybedenleri sayısında yükseliş gözlemlenmektedir. Araştırmalar insanların en az yarısının hepatit B ve hepatit C’nin en önemli karaciğer kanseri sebebi olduğunu bilmediklerini göstermektedir. Hepatit B ve hepatit C hastalarında kanser gelişme riski, günde bir paket sigara içen insanlardaki kanser riskine eşit hatta daha fazladır.</p>

<p><strong>Yorgunluk, karın ağrısı veya idrar renginde koyulaşmaya dikkat! </strong></p>

<p>Hepatit belirtileri kişiden kişiye değişebilir, ancak yaygın semptomlar arasında yorgunluk, karın ağrısı, iştah kaybı, sararma (cilt ve gözlerde), idrar renginde koyulaşma ve kilo kaybı bulunmaktadır. Hepatit uzun dönemde kronik hale geldiğinde ise yaşamı tehlikeye sokan karaciğer sirozu veya karaciğer kanseri gibi ciddi komplikasyonlara yol açabilmektedir. Her 30 saniyede bir kişinin hepatitle ilişkili bir hastalıktan ölmesi nedeniyle, hayat kurtarmak ve sağlık sonuçlarını iyileştirmek için hapatiti daha iyi önleme, teşhis ve tedavi konusunda harekete geçmeyi hızlandırmak hayati öneme sahip olmaktadır.</p>

<p><strong>Aşılama ve hijyen kurallarına uymak hepatite karşı koruyor</strong></p>

<p>Hepatit virüslerinin yayılmasını önlemek için aşılama, hijyen kurallarına uyulması ve sterilizasyon önlemlerinin alınması önemlidir. Tedavi açısından ise erken teşhis ve uygun tıbbi müdahale büyük önem taşımaktadır. Hepatit B için aşılama ile enfeksiyondan korunma yöntemi varken bile maalesef dünya üzerinde yeni doğan bebeklerin sadece %45’i aşılanarak korunabilmektedir. Hepatit B ve C için etkili antiviral ilaçlar bulunmakla birlikte enfekte hastaların saptanması ve bir an önce tedaviye başlanması siroz ve karaciğer kanseri olasılığını minimuma indirmektedir. Tedavi altındaki bu hastaların bulaşıcılığı da önlenmektedir. Dünya üzerinde viral hepatitlerin ortadan kaldırılmasının yöntemi aşı ve bulaşıcılığı olan hastaları bulup tedavi etmekten geçmektedir. ’Dünya Hepatit Günü’nde, toplumları hepatit virüslerinin etkileri konusunda bilinçlendirerek, erken teşhisin ve tedavinin önemini vurgulamaktadır. Ayrıca sağlık politikalarının geliştirilmesi, aşılanma oranlarının artırılması ve enfeksiyon kontrolü stratejilerinin uygulanması konusunda küresel çapta harekete geçilmesini teşvik etmeye çalışmaktadır. Bu amaçla farkındalık günü çok önemlidir. Farkında ol, test ol, tedavi ol mottosu ancak hareket geçerek gerçekleşebilir. DSÖ’nün 2030 yılına kadar ortadan kaldırma hedefine ulaşılması, şimdi hızlı bir şekilde harekete geçilmesi halinde hala mümkün olabilir.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jul 2024 23:35:35 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/07/hepatitin-farkinda-olmak-karacigeri-koruyor-1722026135.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İş yerinde stresi önlemenin 11 yolu</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/is-yerinde-stresi-onlemenin-11-yolu-7304</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/is-yerinde-stresi-onlemenin-11-yolu-7304</guid>
                <description><![CDATA[Stres, vücudun zorlu veya tehditkâr olarak algıladığı durumlara verdiği doğal bir reaksiyonudur. Stresin bireyin çevresindeki değişikliklere uyum sağlaması gerektiğinde, zorluklar ya da belirsizliklerle karşılaştığında ortaya çıktığını belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu, “Özellikle iş yerinde; yoğunluk, baskı, belirsiz rol ve beklentiler, güvensizlik, zor çalışma koşulları, iş yaşam dengesinin sağlanamaması gibi etkiler stresi artırır. Uzun süreli iş stresi de baş ağrıları, uyku sorunları, motivasyon eksikliği, tükenmişlik, depresyon ve kardiyovasküler hastalıklar gibi sağlık sorunlarına yol açabilir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p>Hem bireysel sağlık hem de iş verimliliği açısından iş yeri kaynaklı stresi yönetebilmenin ve strese karşı güçlü olmanın önemli olduğunu paylaşan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu, “İş yerlerinde stres yönetimi stratejileri uygulamak ve çalışanların sağlıklı bir iş yaşam dengesi kurmalarını desteklemek gerekir. İş hayatındaki herkes stresle mücadele, iş yerinde iletişim, verimli çalışma yöntemleri ve zaman yönetimi gibi konularda farkındalık kazanmalı” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Uzman Psikolog Ezgi Dokuzlu Tezel, iş stresi ile etkin bir şekilde başa çıkabilmek için yapılması gerekenleri paylaştı:</p>

<p><strong> </strong></p>

<ul>
	<li><strong>Görev tanımına uygun çalışmak ve hayır diyebilmek:</strong> Kişilerin kendi görev tanımını ve haklarını bilmesi, görev tanımı dışındaki işlere hayır diyebilmesi iş yükünü dolayısıyla iş stresini önlemeye yardımcı olur.</li>
	<li><strong>İş yerinde sağlanan destek ve eğitimler:</strong> İşverenlerin çalışanlarına stres yönetimi eğitimleri sunması, esnek çalışma saatleri sağlaması ve sağlık hizmetlerine erişimi kolaylaştırması önemli. İş yeri hekimi veya psikoloğundan stresle mücadele için yardım alınabilmeli.</li>
	<li><strong>İş yerindeki iletişim: </strong>İş yerinde açık iletişimin, ekip çalışmasının ve net bilgilendirmenin olması stresin önlenmesine yardımcı olur. Yönetici ve çalışanlar arasındaki verimli iletişim, çalışanların stresle daha iyi başa çıkmasını ve iş tatminini artırmasını destekler.</li>
	<li><strong>Motivasyonu destekleyecek etkinlikler:</strong> Çalışanlar ve aileleri için yemek gibi etkinlikler planlamak; iş yerindeki bağlılığı, pozitif iletişimi ve motivasyonu artırır. </li>
	<li><strong>Zaman yönetimi ve planlama:</strong> Günlük ve haftalık planlar yaparak iş yükünü yönetmek kolaylaşabilir. Yapılacakları madde madde öncelik sırasına koymak ve hedefleri gözden geçirmek iş stresini azaltmaya yardımcı olur.</li>
	<li><strong>Verimli mola ve dinlenme:</strong> Yeterli ve verimli molalar vermek stresle başa çıkabilmek için olmazsa olmazdır. Mola ve iş saatleri net olarak belirlenmeli, kişi kendini yorgun hissetmese bile düzenli olarak molaya çıkmayı alışkanlık haline getirmeli.</li>
	<li><strong>Yeterli uyku:</strong> Uykusuzluk; öfke yönetimi, tahammülsüzlük, yorgun hissetme, dikkat hataları ve iş kazaları gibi sonuçlar yaratabilir. Kaliteli ve verimli uyku günlük yaşam kalitesini de etkiler.</li>
	<li><strong>Sosyal destek:</strong> Kişinin ailesi veya sevdikleri ile vakit geçirmesi iş stresini azaltarak, kişisel yaşamında işten başka önemli alanları olduğunu hatırlamasına yardımcı olur.</li>
	<li><strong>Hobiler ve kendine zaman ayırmak:</strong> Sevilen bir aktivite, hobi veya planlanan bir yere gitmek iş kaynaklı stresle mücadelede daha güçlü olmayı sağlar.</li>
	<li><strong>Meditasyon ve nefes egzersizleri:</strong> Meditasyon ve nefes egzersizleri zihni sakinleştirmeye ve stresi yönetmeye yardımcı olur. Gün içerisinde kısa kısa nefes egzersizleri yapmak stresi kontrol altında tutabilir.</li>
	<li><strong>Profesyonel destek almak:</strong> İş stresi ile mücadelede büyük zorluk yaşanıyorsa, uzun süren stres durumu varsa, günlük yaşama yansıyan huzursuzluk, karamsarlık, isteksizlik gibi faktörler varsa bir uzmanla görüşmek faydalı olur.</li>
</ul>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jul 2024 23:34:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/07/is-yerinde-stresi-onlemenin-11-yolu-1722026095.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Birinci Derece Yakınlarında Hepatit Olanlar Mutlaka Taramadan Geçmeli</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/birinci-derece-yakinlarinda-hepatit-olanlar-mutlaka-taramadan-gecmeli-7303</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/birinci-derece-yakinlarinda-hepatit-olanlar-mutlaka-taramadan-gecmeli-7303</guid>
                <description><![CDATA[Özellikle B ve C türleri, yüz milyonlarca insanda kronik hastalığa yol açarak, karaciğer sirozu, karaciğer kanseri ve viral hepatit kaynaklı yaşam kayıplarının en yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Dünya genelinde yaklaşık 354 milyon insanın hepatit B veya C ile yaşadığına ve çoğunun test ve tedaviye erişimin hala mümkün olmadığına işaret eden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özlem Alıcı, “DSÖ’nün 2024 Küresel Hepatit Raporu’na göre, viral hepatite bağlı ölüm oranı artmakta ve yılda 1.3 milyon yaşam kaybıyla, ölümcül seyreden bulaşıcı hastalıklar arasında ikinci sırada yer almaktadır.” dedi. Dünya Hepatit Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Alıcı, özellikle birinci derece yakınlarında hepatit hastası olanların mutlaka taranması gerektiğini söyledi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><em>Özellikle B ve C türleri, yüz milyonlarca insanda kronik hastalığa yol açarak, karaciğer sirozu, karaciğer kanseri ve viral hepatit kaynaklı yaşam kayıplarının en yaygın nedenleri arasında yer alıyor. Dünya genelinde yaklaşık 354 milyon insanın hepatit B veya C ile yaşadığına ve çoğunun test ve tedaviye erişimin hala mümkün olmadığına işaret eden Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özlem Alıcı, “DSÖ’nün 2024 Küresel Hepatit Raporu’na göre, viral hepatite bağlı ölüm oranı artmakta ve yılda 1.3 milyon yaşam kaybıyla, ölümcül seyreden bulaşıcı hastalıklar arasında ikinci sırada yer almaktadır.” dedi. Dünya Hepatit Günü dolayısıyla önemli açıklamalarda bulunan Doç. Dr. Alıcı, özellikle birinci derece yakınlarında hepatit hastası olanların mutlaka taranması gerektiğini söyledi. </em></p>

<p> </p>

<p>Viral hepatitler, karaciğerde iltihaplanmaya neden olan çeşitli virüslerin yol açtığı enfeksiyonlardır. Hepatit virüslerinin beş ana türü bulunuyor. A, B, C, D ve E. Bu türlerin hepsi karaciğer hastalığına neden olmakla birlikte ancak bulaşma yolları, hastalığın şiddeti, coğrafi dağılım ve önleme yöntemleri açısından farklılık gösteriyor. Özellikle B ve C türlerinin yüz milyonlarca insanda kronik hastalığa yol açarak, karaciğer sirozu, karaciğer kanseri ve viral hepatit kaynaklı yaşam kayıplarının en yaygın nedenleri arasında yer aldığını söyleyen Yeditepe Üniversitesi Kozyatağı Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özlem Alıcı, “Viral hepatitler bulaşıcı nitelikte olduklarından, toplumsal sağlık açısından büyük riskler taşır. Dünya genelinde yaklaşık 354 milyon insan hepatit B veya C ile yaşamaktadır ve çoğu için test ve tedaviye erişim hala mümkün değildir.” diye konuştu. </p>

<p><strong>YAŞAM KAYBINA NEDEN OLAN BULAŞICI HASTALIKLAR ARASINDA İKİNCİ SIRADA YER ALIYOR</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2024 Küresel Hepatit Raporu’na göre, viral hepatite bağlı ölüm oranının giderek arttığını ve yılda 1.3 milyon yaşam kaybıyla, ölümcül seyreden bulaşıcı hastalıklar arasında ikinci sırada yer aldığını belirten Doç. Dr. Alıcı, önemli istatistikler aktardı: “DSÖ 2022 verilerine göre, dünya genelinde yaklaşık 254 milyon kişi kronik hepatit B enfeksiyonu ile yaşamaktadır ve her yıl yaklaşık 1.2 milyon yeni enfeksiyon görülmektedir. 2022’de hepatit B, çoğunlukla siroz ve karaciğer kanseri nedeniyle tahmini 1.1 milyon ölüme yol açmıştır. Yine DSÖ verilerine göre, dünya çapında yaklaşık 50 milyon insan kronik hepatit C virüsü enfeksiyonu taşımaktadır ve her yıl yaklaşık 1.0 milyon yeni enfeksiyon meydana gelmektedir. Hepatit C, 2022’de siroz ve karaciğer kanseri nedeniyle yaklaşık 242.000 ölüme yol açmıştır.”</p>

<p>Hepatit B ve C enfeksiyonlarının yayılma hızında bazı bölgelerde artış, bazı bölgelerde ise azalma gözlendiğine işaret eden Doç. Dr. Alıcı, artışın nedenleri arasında yetersiz sağlık hizmetleri, hijyen eksiklikleri ve farkındalık yetersizlikleri bulunurken, azalmanın da genellikle aşılamanın yaygınlaşması ve etkili tedavi yöntemlerinin kullanılmasını bağladı. </p>

<p><strong>HEM BİREYSEL HEM DE TOPLUMSAL SORUNLARA NEDEN OLUYOR</strong></p>

<p>Hepatitli kişilerin, hastalıkları nedeniyle sosyal yaşamlarında ve iş hayatlarında stigma ve ayrımcılıkla karşılaşabildiklerini ve bu durumun da sosyal izolasyona yol açabildiğini hatırlatan Doç. Dr. Alıcı, ayrıca, tedavi süreci, sağlık sorunları ve iş gücü kaybının kariyerlerini ve günlük yaşamlarını etkileyebildiğine dikkat çekti. Bunun yanında iş yerinde bulaşıcılık endişeleri ve tedavi sürecindeki zorlukların da önemli etkenler arasında yer aldığını anlattı. </p>

<p>Hepatitin yarattığı bireysel sorunların yanında toplum için de hem sağlık hem de ekonomik açıdan önemli etkilere sahip olan bir hastalık olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Alıcı, “Tedavi edilmediğinde, karaciğer hastalıklarına ve kanserine yol açabilir, bu da sağlık hizmetlerine olan ihtiyacı artırır ve yaşam kalitesini düşürür. Ekonomik olarak, hastalık tedavisi, bakım ve iş gücü kaybı gibi mali yükler doğurur. Ayrıca, hepatitli bireylerin tedaviye erişim sorunları ve sosyal dışlanma gibi ek zorluklarla karşılaşmaları mümkündür.” diye konuştu. </p>

<p><strong>HEPATİT VİRÜSÜ BİRÇOK YOLLA BULAŞABİLİYOR!</strong></p>

<p>“Hepatit virüslerinde dikkat çekilmesi gereken önemli bir noktanın da bulaşın çok farklı yollarla gerçekleşmesi” diyen Doç. Dr. Alıcı, şu bilgileri verdi; “Hepatit B ve C kan yoluyla, cinsel temas yoluyla ve anneden bebeğe doğum sırasında bulaşabilir. Risk altında olanlar arasında enfekte bireylerle yakın temasta bulunanlar, sağlık çalışanları, enfekte iğneleri paylaşan uyuşturucu kullanıcıları, enfekte bir partnerle korunmasız cinsel ilişkide bulunanlar ve Hepatit B veya C taşıyıcılarının aile üyeleri bulunmaktadır.”</p>

<p>Erken teşhis ve tedavi ile hastalıkların kronikleşmesini ve karaciğer komplikasyonlarını önleyebilmenin yanında hastalığın yayılmasının da sınırlandırmanın mümkün olduğunu belirten Doç. Dr. Alıcı, “Bu nedenle hem bireylerin hem de toplumun sağlığını korumak için son derece önemlidir” dedi. </p>

<p><strong>“AŞILANMA ORANLARI ÖZELLİKLE BEBEK VE ÇOCUKLARDA ARTIRILMALI”</strong></p>

<p>Hepatit enfeksiyonlarında korunmada ve yayılımının önüne geçilmesinde aşılamanın çok önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Özlem Alıcı, aşılar konusunda durumu şöyle özetledi: “Bugün, hepatit A ve hepatit B’ye karşı aşılar mevcuttur. Hepatit A aşısı yalnızca birkaç ülkede kullanılmakta olup, daha geniş çapta uygulanması salgınları kontrol altına alma potansiyeline sahiptir. Hepatit B aşısı ise oldukça güvenli ve etkili bir aşıdır; 1982’den bu yana dünya genelinde 1 milyardan fazla doz kullanılmıştır. 2020 yılında, üç doz hepatit B aşısı yaptırma oranı %83 olarak belirlenmiş ve çocukların %42’si doğumda bir doz almıştır. Aşılama oranlarının özellikle bebekler ve çocuklar arasında artırılması, HBV enfeksiyonlarını azaltacak ve dolayısıyla karaciğer hastalığı ve ölüm oranlarını düşürecektir. Hepatit B aşısı, kronik enfeksiyonların gelişmesini %95 oranında önler. Koruma en az 20 yıl sürer ve şu anda DSÖ tarafından ek doz önerilmemektedir. Hepatit C için ise bir aşı bulunmamaktadır.”</p>

<p>Son yıllarda özellikle Hepatit C tedavisinde büyük ilerlemeler kaydedildiğine işaret eden Doç. Dr. Alıcı, “Özellikle direkt etkili antiviral ilaçlar Hepatit C’nin tedavisinde yüksek başarı oranları sağlamıştır. Hepatit B aşıları ve tedavileri konusunda da gelişmeler yaşanmakta, daha etkili ve uzun süreli koruma sağlayan yeni aşılar geliştirilmektedir.” Diye konuştu.</p>

<p><strong>“TOPLUMDA HALA HEPATİTİN TEDAVİ EDİLMEDİĞİNE DAİR YANLIŞ BİR İNANIŞ VAR”</strong></p>

<p>Hastalık ve hastalığın yayılımı konusunda gerçekleştirilen tüm çalışmalara rağmen toplumda hala bazı yanlış bilgi ve inanışların olduğuna işaret eden Doç. Dr. Alıcı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Hepatit hakkında yaygın yanlış inanışlar arasında hastalığın sadece belirli gruplarda görüldüğü ve tedavi edilemez olduğu düşüncesi yer alıyor. Bu yanlış anlamaları düzeltmek için toplumsal farkındalık kampanyaları, eğitim programları ve doğru bilgi paylaşımı önemlidir. Halk sağlığı politikaları, hepatit enfeksiyonlarının önlenmesi, erken teşhisi ve etkili tedavisi için desteklenmelidir. Gelecekte, hepatitlerin daha iyi anlaşılması, etkili aşıların geliştirilmesi ve tedavi yöntemlerinin iyileştirilmesi beklenmektedir. Ayrıca, toplumda hepatit farkındalığının artırılması, aşılama oranlarının yükseltilmesi ve erken teşhis programlarının güçlendirilmesi önleme adına önemli noktalardır.” </p>

<p><strong>DSÖ “ŞİMDİ HAREKETE GEÇME ZAMANI” DEDİ!</strong></p>

<p>Dünya genelinde hepatit tedavisine hala erişim konusunda bazı zorluklar ve eşitsizlikler bulunduğunu ve özellikle gelişmekte olan ülkelerde, hepatit tedavi ve ilaçlarına erişimde yaşanan sınırlılıklar, hastaların uygun tedaviye ulaşmasını engelleyebilir ve hastalığın ilerlemesine ya da ciddi komplikasyonların gelişmesine neden olabildiğini söyleyen Doç. Dr. Alıcı, bu yıl DSÖ’nün, ”Harekete Geçme Zamanı” mottosu ile hepatit enfeksiyonlarının önlenmesi, erken teşhisi ve etkili tedavisi için toplumların ve sağlık sistemlerinin harekete geçmesi gerektiğini vurguladığını anlattı. </p>

<p><strong>“TÜRKİYEDE TEDAVİ VE İLACA ULAŞIM KONUSUNDA İYİ BİR ALTYAPI VAR”</strong></p>

<p>Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Özlem Alıcı, Türkiye’de hepatit tedavisi ve ilaçlarına erişim konusunda genel olarak iyi bir altyapı bulunduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye’de Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen sağlık politikaları ve programlar sayesinde hepatit enfeksiyonlarıyla mücadelede önemli adımlar atılmaktadır. Türkiye’de hepatit tedavisi genellikle hastanelerde ve sağlık merkezlerinde sunulmaktadır. Sağlık Bakanlığı’nın belirlediği protokoller doğrultusunda hepatit hastalarına uygun tedavi ve ilaçlar sağlanmaktadır. Ayrıca, Türkiye’de hepatit B aşısı da rutin aşı programı kapsamında uygulanmaktadır.”</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 26 Jul 2024 23:34:45 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/07/birinci-derece-yakinlarinda-hepatit-olanlar-mutlaka-taramadan-gecmeli-1722026085.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kadınların psikolojik sağlamlığı toplumdan bağımsız değil!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kadinlarin-psikolojik-saglamligi-toplumdan-bagimsiz-degil-7193</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kadinlarin-psikolojik-saglamligi-toplumdan-bagimsiz-degil-7193</guid>
                <description><![CDATA[Kadınların depresyon, somatoform bozukluklar, travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete bozuklukları gibi hastalıkları daha sık yaşadığının bilindiğini kaydeden uzmanlar, özellikle depresyonun, kadınlarda erkeklere kıyasla daha fazla kronikleştiğini söylüyor. “Kadının psikolojik sağlamlığı, toplumun psikolojik yapısından bağımsız değildir.” diyen Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, sağlıklı bir toplum için kadınlık psikolojisinin oldukça önemli olduğunu dile getirdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir Yağız, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla, kadın ruh sağlığı konusunu değerlendirdi.</p>

<p><strong>Kadın ruh sağlığı eşitsizliklerden olumsuz etkileniyor</strong></p>

<p>Kadın ruh sağlığının, toplumsal ve bireysel düzlemde karşılaşılan eşitsizlikler açısından olumsuz yönde etkilendiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, “Dolayısıyla kadınların depresyon, somatoform bozukluklar, travma sonrası stres bozukluğu, anksiyete bozuklukları gibi hastalıkları daha sık yaşadığı biliniyor. Özellikle depresyon, kadınlarda erkeklere kıyasla daha fazla kronikleşmekte, yineleyicilik açısından risk faktörü oluşturuyor. Bununla birlikte kadınlarda eş tanı oranı daha fazladır. Toplumsal açıdan eşit ve yeterince iyi muamele görmeyen kadınların algıladıkları sosyal desteğin daha düşük olması, belirtilerin şiddetini de arttırıyor.” dedi.</p>

<p><strong>Kadınların yaşadığı psikiyatrik sıkıntılarda çevresel faktörler önemli rol oynuyor</strong></p>

<p>Dünya Sağlık Örgütü’nün, kadınların ruhsal bozukluklara yatkınlığının biyolojik temellerden ziyade stres ve risk etmenlerine olan maruziyet açısından ele aldığını dile getiren Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, Dünya Sağlık Örgütü’nün kadınların yaşadığı psikiyatrik sıkıntılarda çevresel faktörlerin önemli bir rol oynadığını vurguladığını da ifade etti.</p>

<p><strong>“Kadınlar toplumları doğurmuştur”</strong></p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, şunları dile getirdi:</p>

<p>“Kadınlar tarih boyunca karşılaşılan tüm engellere rağmen ilerlemeyi sürdürmüş ve toplumları doğurmuştur. Kadının psikolojik sağlamlığı, toplumun psikolojik yapısından bağımsız değildir. Sağlıklı bir toplum için kadınlık psikolojisi oldukça önemlidir.”</p>

<p>Uzman Klinik Psikolog Penbesel Özdemir, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününün kadının yalnızca emeğinin görüldüğü bir gün değil, psikolojik sağlığının yeterince önemsendiği bir gün olması dileğini de ifade etti. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2024 16:37:44 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/03/kadinlarin-psikolojik-saglamligi-toplumdan-bagimsiz-degil-1709905064.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>40 yaş sonrası senede bir kere göz muayenesi olunmalı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/40-yas-sonrasi-senede-bir-kere-goz-muayenesi-olunmali-7192</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/40-yas-sonrasi-senede-bir-kere-goz-muayenesi-olunmali-7192</guid>
                <description><![CDATA[Kendini göstermeden sinsi bir şekilde ilerlediği için görmenin sinsi hırsızı olarak adlandırılan, halk arasında karasu hastalığı ya da göz tansiyonu olarak da bilinen glokomun erken evrede teşhis edilmesi büyük önem taşıyor. İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hanefi Çakır, “Bu hastalık büyük oranda 40 yaş sonrası hiçbir belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerlemektedir. Retina ve optik sinir hasarına yol açan glokomda bilinmesi gereken en önemli bilgi, oluşan hasarın asla geri döndürülememesidir. Teşhis konuldugunda mevcut görme kapasitesinin ve alanının muhafazası tedavinin tek hedefidir. Glokomdan değil, takipsizlikten korkulmalıdır. Glokom önlenebilir değildir ama  lokal ve sistemik ilaçlarla veya cerrahi olarak  durdurulabilir” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Glokom hastalığına dikkat çekmek için her yıl 12 Mart Dünya Glokom Günü anılıyor ve 8-14 Mart tarihleri arasında Dünya Glokom Haftası kutlanıyor.</p>

<p>İstanbul Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hanefi Çakır, Dünya Glokom Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada belirti vermeden sinsice ilerleyen ve geri döndürülemez görme kayıplarına yol açan glokom ile ilgili bilgi verdi.</p>

<p>Görmede azalma ya da görme kaybı ile seyrediyor</p>

<p>Kronik ve ilerleyici bir optik nöropati olarak değerlendirilen glokomun görmede azalma ya da görme kaybı ile seyrettiğini belirten Prof. Dr. Hanefi Çakır, “Glokom, göz içi basıncının artması  ve optik sinirbaşı kan akımındaki  yetersizliğin yol açtığı düşünülen optik sinirbaşı ganglion hücre aksonunun hasarıyla ortaya çıkan bir hastalıktır. Buna ilave olarak retinal ganglion hücre dejenerasyon ve ölümü ile görme alanında darlık ve merkezi görmede azalma ya da görme kaybı ile seyreden bir hastalıktır. Glokom, kronik ilerleyici multifaktoriyel nörodejeneratif bir optik nöropatidir” dedi. </p>

<p>Sadece göz tansiyonunun yüksekliği ile ilgili değil</p>

<p>Göz içi basıncının (GİB) 10-21 mm Hg arasında olmasının normal kabul edildiğini kaydeden Prof. Dr. Hanefi Çakır, “Ancak glokom büyük oranda GİB artması ile tanımlansa da ‘Glokom demek sadece göz içi basıncı artması demek degildir’ tanımı önemlidir.  Göz içi basıncı normal olup glokom olan olgulara normotansif glokom,  göz içi basıncı düşük olup glokom olan olgular ise düşük basınçlı glokom  olarak adlandırılır.  Bazen GİB’nin 21 üstünde olmasına rağmen hiçbir görme alanı kaybı veya belirtisi olmayan olgular  okuler hipertansiyon olarak adlandırılır, tedavi verilmeden takibi gerekir” diye konuştu.</p>

<p>Glokomun tipine göre belirtileri farklılık gösteriyor</p>

<p>Glokomun tipine göre farklı belirti ve şikayetlerin olduğunu ifade eden Prof. Dr. Hanefi Çakır, “Glokom sinsi bir hastalıktır. Bu sebeple halk arasında karasu hastalığı olarak bilinir. Glokomun tipine göre farklı belirti ve şikayetleri vardır. Basit kronik glokom tipinde diğer göz hastalıklarından farklı olarak merkezi görme, en son safhaya kadar fazla bozulmaz. Hasta gittikçe daralan görme alanı kaybını diğer göz normal olduğundan fark etmez. Son aşamaya gelinceye kadar herhangi bir belirti vermediğinden glokom, ‘görmenin sinsi hırsızı’ olarak adlandırılır.  Hastalar GİB 20-30 mmHg  arasında olduğunda hiçbir şey hissetmezler. Tablo ilerledikçe ‘Sanki eskisi gibi rahat görmüyorum’ şikayeti ile gelirler ve yapılan tetkiklerle tanı konur. GİB 30 üstünde olan hastalarda buğulu ve puslu görme, baş ve göz ağrısı, gözlerde dolgunluk ve yorgunluk hissi, ışıkların etrafında haleler görülmesi ile gelebilirler. Farklı bir tablo olan akut açı kapanması glokomunda ise ani görme kaybı, bulantı, kusma ve şiddetli ağrı şikayeti vardır. Herhangi bir hastalığa eşlik eden glokomlarda genellikle tetkikler esnasında,  büyük hasar gelişmeden tanı koyulabilir” diye konuştu.</p>

<p>Glokom çeşitli nedenlere bağlı olarak gelişebilir</p>

<p>Glokomun ortaya çıkma nedenlerine değinen Prof. Dr. Hanefi Çakır, “Glokom, doğumsal ve gelişimsel faktörlere bağlı olarak gelişebildiği gibi hayatın herhangi bir döneminde de gözde travma, iltihap, endokrin ve ilaç kullanımı gibi patolojiler sekonder olarak görülebilir” dedi.</p>

<p>Glokomda risk faktörlerinin farklı gruplarda değerlendirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Hanefi Çakır, kalp damar sistemi hastalıkları, kan basıncı düzensiziği (hipertansiyon ve hipotansiyon), Raynaud Sendromu gibi damarsal risk faktörlerinin yanı sıra solunum bozukluklarının görme azalması ve görme alanı daralması yapabildiğini söyledi. Göze bağlı risk faktörlerine değinen Prof. Dr. Hanefi Çakır, “Göz içi basıncı yüksekliği, halen en önemli anahtar risk faktörü ve glokomun en iyi belirleyicisi olup tek tedavi edilebilen risk faktörüdür. Santral kornea kalınlığı ve miyopi diğer faktörlerdendir. Miyopi, kusur olarak açık acılı glokom riski normal insanlara göre 2-3 kat fazladır. Miyop ve glokomda benzer bağ dokusu değişimleri vardır. Hipermetrop olanlarda açı kapanması ve akut glokom kriz riski normal insanlara göre daha yüksektir. Artmış  cup/disk  oranı  asimetrik çukurlaşma olan gözlerde risk yüksektir” dedi.</p>

<p>40 yaş sonrası yüzde 2 oranında görülüyor</p>

<p>Göze bağlı olmayan risk faktörlerinin de bulunduğunu belirten Prof. Dr. Hanefi Çakır, “Genç yaşlarda risk yok denecek seviyede iken  40 yaş sonrası  yüzde 2, 70  yaş sonrası ise bu oran  7 kat artmaktadır. Beyaz ırkta risk yüzde 1-2 iken siyahilerde oran  yüzde 4.8-8 arasındadır. Aile öyküsü ve genetik arasında da ilişki vardır. Yüzde 13 oranında etkilidir. 40 yaş sonrası glokom riski yüzde 2 iken aile öyküsü olanlarda bu oran yüzde 10’a çıkmaktadır. Tiroid ve diyabet gibi endokrin faktörlerin yanısıra menapoz, kortikosteroid kullanımı  glokom riskini arttırmaktadır” uyarısında bulundu.</p>

<p>Glokomdan değil, takipsizlikten korkulmalıdır</p>

<p>Glokomda erken teşhisin önemini de işaret eden Prof. Dr. Hanefi Çakır, “Genç olsun yaşlı olsun her hastanın rutin muayenesinde göz içi basıncı hastanın vizyonu, ön kamaranın genişligi ön kamara açısının durumu, lensin şişkin olup olmaması, optik diskin yapısı cup/disk oranı  degerlendirilip not edilmelidir. Şüphelenilen olgularda GİB’nın değişik cihazlarla ölçülüp not edilmesi gerekir. Optik sinir başını analiz eden Optik Coherens Topmografi (OCT) analizi yapılmalıdır.  Şüphelenilen olgularda Retina Kalınlık Analizoru (RTA ) veya Heidelberg Retina Tomografisi (HRT) yapılmalıdır. Bilateral Görme alanı yapılıp  hasta  belirli aralarla takip ve tetkiklerin yenilenmesi, ilerlemenin olup olmaması açısından önemlidir. Glokomdan değil  takipsizlikten korkulmalıdır. Glokom önlenebilir değildir ama lokal/sistemik ilaçlarla veya  cerrahi olarak  durdurulabilir” diye konuştu.</p>

<p>Glokomda öncelikle ilaç tedavisinin uygulandığını belirten Prof. Dr. Hanefi Çakır, ilaçların etkili olmadıgı veya yetersiz kaldığı olgularda  glokomun tipine hastanın yapısına göre  değişik lazer uygulamalarının kullanılabildiğini söyledi.</p>

<p>Hasarın en aza indirilmesi için kontrol şart</p>

<p>Glokomla mücadele erken teşhisin yanı sıra takibin önemini vurgulayan Prof. Dr. Hanefi Çakır, “Bu hastalıgın büyük oranda 40 yaş sonrası hiçbir belirti vermeden sinsi bir şekilde retina ve optik sinir hasarına yol açması ve görmenin büyük oranda geri dönülemez safhada farkına varılması en acı yanıdır. Glokomda bilinmesi gereken en önemli bilgi, oluşan hasarın asla geri döndürülememesidir. Teşhis konuldugunda mevcut görme kapasitesinin ve alanının muhafazası tedavinin tek hedefidir. Katarakttan en büyük farkı budur. Bunu önlemenin en önemli basamağı ise 40 yaşından sonra her yıl kontrol olmanın yanında  toplumu bilinçlendirmek için  kampanyalar düzenlemektir.  Türk Oftalmoloji Derneği bu konuda aktif çalışmalar içindedir. Bu çalışma ve taramalarda halkın sadece göz içi basıncı taranarak glokom teşhisi konulamaz. Glokom sadece  göz içi basıncı yükselmesi demek degildir. Göz içi basıncı yükselmesi glokomda sadece bir risk faktörüdür. Bu sebeble taramalarda uzman hekimlerin detaylı muayenesi hastalığın atlanmaması için kilit noktadır” diye konuştu.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2024 16:37:05 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/03/40-yas-sonrasi-senede-bir-kere-goz-muayenesi-olunmali-1709905025.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Stent mi? Bypass mı?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/stent-mi-bypass-mi-7191</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/stent-mi-bypass-mi-7191</guid>
                <description><![CDATA[Kalp ve Damar Cerrahisi alanında uzmanlaşmış olan Doç. Dr. Mazlum Şahin, stent işlemi ve koroner bypass cerrahisi arasındaki farklar hakkında önemli açıklamalarda bulundu.

Stent işleminin, kasık veya kol atardamarlarından yapıldığını belirten Doç. Dr. Mazlum Şahin, hastaların bu işlem sırasında uyutulmasına gerek olmadığını ve başarılı geçen bir işlem sonrasında hastaların genellikle bir gece hastanede yattıktan sonra taburcu edildiğini ifade etti. Ayrıca, stent uygulamasının vücutta herhangi bir kesi gerektirmediğini ve kemik kesisi yapılmadığını vurguladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Kalp ve Damar Cerrahisi alanında uzmanlaşmış olan Doç. Dr. Mazlum Şahin, stent işlemi ve koroner bypass cerrahisi arasındaki farklar hakkında önemli açıklamalarda bulundu.<br />
<br />
Stent işleminin, kasık veya kol atardamarlarından yapıldığını belirten Doç. Dr. Mazlum Şahin, hastaların bu işlem sırasında uyutulmasına gerek olmadığını ve başarılı geçen bir işlem sonrasında hastaların genellikle bir gece hastanede yattıktan sonra taburcu edildiğini ifade etti. Ayrıca, stent uygulamasının vücutta herhangi bir kesi gerektirmediğini ve kemik kesisi yapılmadığını vurguladı.</p>

<p>﻿Diğer yandan, koroner bypass cerrahisinin daha zorlu bir işlem olduğunu dile getiren Doç. Dr. Mazlum Şahin, bu işlem sonrasında hastaların yaklaşık 4-5 gün hastanede yatması gerektiğini ve gerek göğüs kısmında gerekse ayakta kesilerin bulunduğunu belirtti. Bu nedenle, bypass cerrahisinin daha ağrılı bir süreç olduğunu ve hastaların genellikle bu işlemden kaçınmaya çalıştığını ifade etti.﻿</p>

<p>Doç. Dr. Mazlum Şahin ayrıca; ”Eğer size bypass önerilmiş veya byapss olması gereken bir hastasınız ama stent taktırmaya çalışıyor ve bypasstan kaçıyorsanız bu sadece günü kurtarmaktır. Hayatınızı tehlikeye atmaktır. Şunu bilin ki böyle hastaların çoğu kısa sürede tekrar bypass olması gerekiyor. Ve ne yazıkki bazıları bypass olacak kadar şanslı olamayabiliyor.” ifadelerine yer verdi.<br />
<br />
Ancak, Doç. Dr. Mazlum Şahin, stent ve bypass işlemleri arasında tercih yaparken hastaların dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayarak, kararın kardiyolog ve kalp cerrahının ortak bir kararı olması gerektiğini belirtti. ”Anjiyo sonucunda kardiyolog ve kalp cerrahının birlikte verdiği karara uymanın önemini vurgulayan Doç. Dr. Mazlum Şahin, ”Kalp damarı darlığı olan hastaların hangi yöntemin daha uygun olduğuna dair kesin kararı, uzmanların ortak görüşü belirler” dedi.</p>

<p>Ancak, Doç. Dr. Mazlum Şahin, stent ve bypass işlemleri arasında tercih yaparken hastaların dikkatli olmaları gerektiğini vurgulayarak, kararın kardiyolog ve kalp cerrahının ortak bir kararı olması gerektiğini belirtti. ”Anjiyo sonucunda kardiyolog ve kalp cerrahının birlikte verdiği karara uymanın önemini vurgulayan Doç. Dr. Mazlum Şahin, ”Kalp damarı darlığı olan hastaların hangi yöntemin daha uygun olduğuna dair kesin kararı, uzmanların ortak görüşü belirler” dedi.<br />
<br />
Doç. Dr. Mazlum Şahin, son olarak, ”Kalp damarı darlığı olan hastaların stent veya bypass işlemi seçimi konusunda sağlık uzmanlarının önerilerine mutlaka uymaları gerektiğini ve bu kararın hayati öneme sahip olduğunu” belirtti.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 08 Mar 2024 16:36:49 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/03/stent-mi-bypass-mi-1709905009.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Akciğer kanserini en çok etkileyen sigara</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/akciger-kanserini-en-cok-etkileyen-sigara-7133</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/akciger-kanserini-en-cok-etkileyen-sigara-7133</guid>
                <description><![CDATA[Akciğer kanserinde erken tanı ile iyileşme şansı artıyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>İleri evre akciğer kanserinin tedavisinde aşı tedavisi kullanılmalı!</strong></p>

<p><strong>Akciğer kanserinin genetik olmaktan ziyade sigara, kötü hava, çalışma ortamı gibi dış etkenlerden kaynaklandığını ifade eden uzmanlar, akciğer kanserini en çok etkileyenin sigara olduğunu söylüyor. </strong></p>

<p><strong>Akciğer kanseri tedavisinin, erken teşhis durumunda hastalığın tamamen iyileştirilmesine olanak tanıdığını ifade eden Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Son yıllarda aşı tedavisi de söz konusu. Özellikle ileri evre akciğer kanserinin tedavisinde aşı tedavisi kullanılmalıdır.” dedi.</strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, akciğer kanseri ve aşı tedavisi hakkında bilgi verdi.</p>

<p><strong>Atamer: “Akciğer kanserini en çok etkileyen sigaradır.”</strong></p>

<p>Dünya ve ülkemizde hızla yaygınlaşan kanserin, erkeklerde prostat kanserinden, kadınlarda ise meme kanserinden sonra en sık görülen türünün akciğer kanseri olduğunu kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Akciğer kanserini en çok etkileyen sigaradır. Akciğer kanseri ani kilo kaybı, nefes darlığı ve çeşitli ağrılarla kendini gösterebilir. Kanser tanısını koyduktan sonra, en önemli nokta akciğer patolojisini saptamaktır.” dedi.</p>

<p><strong>Atamer: “Akciğer kanserinin patolojisine ve evresine göre tedavi yolu belirleniyor.”  </strong></p>

<p>Akciğer kanserinin, küçük hücreli olan ve küçük hücreli olmayan olmak üzere ikiye ayrıldığını ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Küçük hücreli akciğer kanseri sigara ile eşleşiyor. Yüzde 15-20 oranında küçük hücreli akciğer kanseri görülüyor. Akciğer kanseri genetik olmaktan ziyade dış etkenlerden etkileniyor.  Bunların başında sigara, kötü hava, çalışma ortamı gibi unsurlar geliyor. Akciğer kanseri tanısı konduktan sonra tedavi edilmesi için evrelendirilmesi yapılıyor. Akciğer kanserinin patolojisine ve evresine göre tedavi yolu belirleniyor.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Atamer: “Akciğerin tamamı çıkarılsa da yaşam devam ediyor.”</strong></p>

<p>Akciğer kanserinde cerrahi müdahale, kemoterapi, radyoterapi ya da bunların birleşimiyle oluşan tedavi yollarının izlenebildiğini anlatan Prof. Dr. Aytaç Atamer, şöyle devam etti:</p>

<p>“Akciğer kanseri ufak bir alandaysa lobektomi denilen tedavi kullanılır. Kanser büyük bir alandaysa prörektomi tedavisi yani akciğerin bir kısmı ya da hepsi alınır. Akciğerin tamamı çıkarıldığı durumlarda fonksiyonel etkilenmekle birlikte normal hayatın sürmesi devam ediyor. Küçük bir kısım yani bir lob alındığı zaman ise fonksiyonel etkisi çok az olacaktır. Akciğer kanseri tedavisinden sonra cerrahi operasyonlardan geri kalan akciğer dokusu kısmen kendini yenileyebilirken, bir karaciğer hücresi gibi kendini tamamen yenileyemez. Akciğerin tamamı çıkarılsa da yaşam devam ediyor. Bununla birlikte bireyin eforu da artıyor.”</p>

<p><strong>Akciğer kanserinde aşı tedavisi</strong></p>

<p>Akciğer kanseri tedavisinin, erken teşhis durumunda hastalığın tamamen iyileştirilmesine olanak tanıdığını da kaydeden Prof. Dr. Aytaç Atamer, ilerleyen evrelerde ise tedavi ile hastalığın baskılanması veya semptomların kontrol altına alınmasının hedeflendiğini söyledi.</p>

<p>Akciğer kanseriyle ilgili yeni tedavi yöntemleri üzerindeki çalışmaların sürdüğünü ifade eden Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Son yıllarda aşı tedavisi de söz konusu. Özellikle ileri evre akciğer kanserinin tedavisinde aşı tedavisi kullanılmalıdır.” dedi.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jan 2024 20:39:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/01/akciger-kanserini-en-cok-etkileyen-sigara-1706636363.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Dizleriniz ağrıyor ve bükülmüyorsa dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/dizleriniz-agriyor-ve-bukulmuyorsa-dikkat-7132</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/dizleriniz-agriyor-ve-bukulmuyorsa-dikkat-7132</guid>
                <description><![CDATA[Vücudumuzun tüm yükünü üstlenen dizlerimiz gündelik hayatımız için kilit bir önem taşıyor. Özellikle pandemi sürecinde evde geçirilen uzun saatler nedeniyle hareketsiz kalınması, iş ve eğitimin dijital ortama taşınmasıyla gün boyu bilgisayar karşısında dizlerin bükülü olması ve aşırı kilo alımı derken günümüzde pek çok kişinin dizleri alarm verir hale geldi! Eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen diz şikayetlerinin artık gençlerde de çok sık karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını belirten Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can “Dizlerindeki rahatsızlıklardan dolayı şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Özellikle dizlerde ağrı, şişme, takılma, bükülü oturamama ve yürürken yolda durmak zorunda kalma gibi şikayetler günümüzde gençlerde de yaygın görülür oldu” diyor. Buna karşın teknolojideki ve tıptaki ilerlemeler sayesinde diz hastalıklarının tedavisinde çok başarılı sonuçlar alındığını vurgulayan Doç. Dr. Can, ileri vakalarda ise robotik diz protezlerinin yüz güldürdüğünü söylüyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can robotik diz protezi tedavisi hakkında en çok merak edilenleri yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Vücudumuzun tüm yükünü üstlenen dizlerimiz gündelik hayatımız için kilit bir önem taşıyor. Özellikle pandemi sürecinde evde geçirilen uzun saatler nedeniyle hareketsiz kalınması, iş ve eğitimin dijital ortama taşınmasıyla gün boyu bilgisayar karşısında dizlerin bükülü olması ve aşırı kilo alımı derken günümüzde pek çok kişinin dizleri alarm verir hale geldi! Eskiden ileri yaş hastalığı olarak bilinen diz şikayetlerinin artık gençlerde de çok sık karşılaşılan sorunlar arasında yer aldığını belirten <strong>Acıbadem Taksim Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can</strong> “Dizlerindeki rahatsızlıklardan dolayı şikayet edenlerin sayısı hızla artıyor. Özellikle dizlerde ağrı, şişme, takılma, bükülü oturamama ve yürürken yolda durmak zorunda kalma gibi şikayetler günümüzde gençlerde de yaygın görülür oldu” diyor. Buna karşın teknolojideki ve tıptaki ilerlemeler sayesinde diz hastalıklarının tedavisinde çok başarılı sonuçlar alındığını vurgulayan Doç. Dr. Can, ileri vakalarda ise robotik diz protezlerinin yüz güldürdüğünü söylüyor. Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can robotik diz protezi tedavisi hakkında en çok merak edilenleri yanıtladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<ul>
	<li><strong>Robotik diz protezi ameliyatının avantajları nelerdir?</strong></li>
</ul>

<p>Robotik cerrahi, cerrahların operasyon öncesi detaylı planlama yapmalarını ve ameliyat sırasında bu plana uygun hareket etmelerini sağlıyor. Robotik sistemler yardımıyla gerçekleştirilen milimetrik hesaplar sayesinde, alanında uzman hekim kemik kesilerini hangi bölgeye, ne kadar yapacağını, protezi nasıl konumlandıracağını cerrahi müdahale öncesinde planlayabiliyor. Böylelikle yumuşak doku dengesi korunarak protezin ömrü uzatılırken, hastanın daha az komplikasyon riski ve daha az doku hasarı ile eklem hareketlerinin korunması ve normal yaşantısına daha hızlı dönmesi sağlanıyor. </p>

<ul>
	<li><strong>Robotik diz protezinin ömrü kaç yıldır? </strong></li>
</ul>

<p>Robotik diz protezinin ömrünün pek çok faktöre bağlı olarak değişebildiğini ancak genellikle 15-20 yıl olduğunu belirten Doç. Dr. Ata Can şöyle konuşuyor: “Protezin robotik yöntemle daha hassas yerleştirilmesi sayesinde, ekleme daha iyi uyum sağlaması ve uzun ömürlü olması beklenir. Ancak, her hastanın durumu farklı olduğu için protezin ömrü kişiden kişiye değişebilir. Bu süre, hastanın yaşam tarzı, kilosu ve fiziksel aktivite düzeyi gibi değişkenlere bağlı olarak daha uzun veya daha kısa olabilir. O nedenle protezin ömrünü uzatmak için hastaların doktorlarının önerilerine uymalarını ve düzenli kontrol randevularına gitmelerini tavsiye ediyoruz.” </p>

<ul>
	<li><strong>Robotik diz protezi kimlere uygulanır? </strong></li>
</ul>

<p>Robotik diz protezi ameliyatı; çoğunlukla hastanın yaygın ve geniş bir alanda kıkırdak sorunları olması, hastanın günlük yaşantısındaki hareketlerinin iyice zorlaşması ve ilaç ya da enjeksiyon gibi tedavi yöntemlerinin fayda sağlamaması durumlarında yapılıyor. Ortopedi ve Travmatoloji uzmanlığı tarafından uygun görülen her hastaya robotik diz protezinin uygulanabildiğini belirten Doç. Dr. Ata Can, ameliyatın süresinin ise deformitenin evresine ve hastanın durumuna bağlı olarak değişkenlik gösterdiğini, ancak genellikle bir ile iki saat arasında değiştiğini söylüyor. Doç. Dr. Ata Can, özellikle ileri yaşta, ağrıları ve yürüme güçlüğü iyice artmış hastalarda robotik diz protezi ameliyatı sayesinde çok etkili sonuçlar alarak hastanın kendi işlerini yapar hale gelmesini sağlayabildiklerini vurguluyor. </p>

<ul>
	<li><strong>Hastalar ameliyat sonrası nelere dikkat etmelidir?</strong></li>
</ul>

<p>Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ata Can “Robotik diz protezi cerrahisi yapılan hastamız uzman doktorun kontrolünün ardından operasyon ertesi ilk 24 saat içerisinde yürütülüyor. İlk bir ayın sonunda hastalarımız günlük aktivitelerine ve sosyal yaşantılarına  sağlıklı bir şekilde dönebiliyor. Robotik diz protezi sonrası hastalarımızın erken dönemde düşmemeleri gerekir. Birinci aydan sonra hiçbir kısıtlamamız yoktur. Hastalarımız koşu, yüzme ve bisiklet gibi bireysel sporları yapabilirler” diyor. </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jan 2024 20:39:07 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/01/dizleriniz-agriyor-ve-bukulmuyorsa-dikkat-1706636347.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sağlık sigortanızın hamilelik, doğum ve sonrasında neleri kapsadığını biliyor musunuz?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/saglik-sigortanizin-hamilelik-dogum-ve-sonrasinda-neleri-kapsadigini-biliyor-musunuz-7131</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/saglik-sigortanizin-hamilelik-dogum-ve-sonrasinda-neleri-kapsadigini-biliyor-musunuz-7131</guid>
                <description><![CDATA[Bebek sahibi olma hayalleri kuran aileler için en önemli konuların başında sağlık güvencesi geliyor. Sigortam.net de hamilelik, doğum ve doğum sonrası süreçleri önceden planlamanın önemine dikkat çekerek yeni ebeveyn adaylarının sağlıkta güvence için mutlaka göz önünde bulundurması gereken faydalı bilgileri paylaşıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Türkiye’nin en güvenilen dijital sigortacılık platformu Sigortam.net, yeni yılda bebek sahibi olmak ve ailesini genişletmek isteyenler için sağlık sigortalarına eklenebilecek ek paket ve teminatların altını çiziyor. İhtiyaca göre tercih edilen doğum, yeni doğan ve bebek sağlık sigortaları ile hem annelerin hem de bebeklerin sağlıkları güvence altına alınabiliyor.</p>

<p><strong>Sigortam.net CEO’su Ataman Kalkan</strong>, konuya ilişkin açıklamasında şunları söyledi; </p>

<p>“Ailemizi, hele de aileye yeni katılan bir bebeği güvence altına almak hepimizin önceliği. Herhangi bir sağlık sigortanız ya da konuya ilişkin ek teminatınız yoksa, günümüz şartlarında doğum ve sağlık kontrolü maliyetleri oldukça yüksek. Sigortam.net olarak, anne ve baba adaylarının herhangi maddi bir kaygı yaşamadan, istedikleri hastaneyi ve doktoru seçme özgürlüğüne sahip olabileceklerini hatırlatmak istiyoruz. Müşterilerimizin sağlık sigortası gibi karmaşık bir dünyada bilinçli ve güvende hissetmeleri adına onlara rehberlik ediyoruz. Aileler, Sigortam.net web sitesinde hamilelik, doğum ve doğum sonrası tüm süreçler için sigortacılık ürünlerini kolayca bulup teminatları kıyaslayarak kendilerine en uygun olan seçeneği değerlendirebilirler.” </p>

<p>İşte hamilelik, doğum ve doğum sonrası süreçler için ihtiyaç duyacağınız sigortacılık ürünlerinin kapsamı ve avantajları:</p>

<p><strong>Doğum Sigortası: </strong>Hamilelik boyunca anne ve bebek sağlığı için haftalık ve aylık olarak yapılması gereken kontrolleri, doğum şekline göre ortaya çıkan (sezaryen ya da normal doğum) masrafları, lohusalık ve yenidoğan kontrollerini kapsayan bir teminat türüdür. Doğum teminatlı sağlık sigortası, özel hastanelerden ücretsiz ya da uygun fiyatlarla yararlanmayı sağlar. </p>

<p>Doğum paketi, özel sağlık sigortasına ekletebilir ya da tamamlayıcı sağlık sigortasına ek olarak doğum teminatı şeklinde satın alınabilir. SGK destekli bir sigorta türü olan tamamlayıcı sağlık sigortası, özel hastanelerde nitelikli sağlık hizmetinden yararlanma fırsatı da sunar. Üstelik doğum için tamamlayıcı sağlık sigortası yaptırıldığı durumda ödenmesi gereken prim, özel sağlık sigortasına göre çok daha düşük olacaktır.  </p>

<p><strong>Doğum sigortası yaptırırken dikkat edilecek en önemli konu</strong>, hamilelik süreci başlamadan önce bu teminatı poliçeye ekletmektir. Çünkü <strong>doğum sigortası teminatı</strong> içeren sağlık sigortaları, poliçede genellikle 1 yıl sonra kullanılmak üzere hazırlanır. Bekleme süresiz ürünler mevcut olmakla birlikte hem Özel Sağlık Sigortası hem de Tamamlayıcı Sağlık Sigortası için hamile kaldıktan sonra sigorta yaptırmak ile hamile kalmadan önce poliçeye eklenen doğum teminatı arasında da fiyat farkı olur.</p>

<p><strong>Yenidoğan Teminatı:</strong> Yenidoğan teminatı Doğum Sigortası içerisinde yer alır ve kısa sürelidir. Bu ek teminatla bebeğin doğum sonrası ilk muayenesi ücretsiz olarak sigorta şirketi tarafından karşılanabilir. Anlaşmalı sağlık kuruluşlarında gerçekleşen doğum işlemlerinde yararlanılabilen yenidoğan teminatı, bebeğin doğumu ile aktif hale gelir. Teminatın karşılayabildiği sağlık hizmetleri genel olarak kuvöz, rutin takip, yenidoğan aşıları, testler ve tetkikler olarak sıralanır. <strong> </strong></p>

<p><strong>Bebek Sağlık Sigortası: </strong>Farklı türleri bulunan bebek sağlık sigortalarında, genel olarak sigorta kapsamı dahilinde bebeklerin ihtiyaç duydukları tedavilerin masrafları sigorta şirketleri tarafından karşılanır. Böylece aileler, özel hastanelerde tedavi ücreti ödemeden bebekleri için sağlık hizmeti alabilirler. </p>

<p>Bebekler hem anne karnındayken hem de doğduklarında annenin sigortasına eklemeler yapılarak sigorta sistemine dahil edilirler. Bebeklerin kendi adlarına ayrıca bir poliçeleri bulunmaz ve tüm işlemler annenin poliçesi aracılığı ile gerçekleşir.  </p>

<p>Doğum ile birlikte aktif hale gelen bebek sigortası, Aile Sigortası içinde de yer alabilir. Aile Sigortası ürünlerinde, Özel ya da tamamlayıcı sağlık sigortası poliçeleri, aile içerisindeki bireyleri kapsayacak şekilde yaptırabilir ve önemli avantajlar sağlayabilir. Fakat ailye yeni katılan üyeler varsa ya da yeni bir evlilik yapıldıysa, bu bireylerin sigorta kapsamına dahil edilebilmesi için yeni eş, yeni doğmuş veya evlat edinilmiş çocuk olduğu mutlaka belgelenmelidir. Başvuru tarihi ise evlenme, doğum yahut evlat edinme tarihinden itibaren 1 ayı geçmemelidir.</p>

<p><strong>Bebeklere özel sağlık sigortası kapsamında neler yer alır? </strong></p>

<p>Ayakta tedavi, yatarak tedavi, yoğun bakım işlemleri ve evde bakım hizmetleri gibi bir dizi sağlık hizmeti, bebek özel sağlık sigortası içerisinde yer alır. Genellikle bebek sigortalarında, kuvöz gibi yetişkin sigortalarında görünmeyen ifadeler ile karşılaşılabilir. </p>

<p><strong>Bebekler İçin Tamamlayıcı Sağlık Sigortası:</strong> Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile anlaşmalı olan hastanelerde yararlanılabilen tamamlayıcı sağlık sigortası, kişilerin fark ücreti ödemeden hizmet almasını sağlarken; bebekler için tamamlayıcı sağlık sigortaları doğumdan sonra 15. gün itibarıyla aktif olabiliyor. Anne aracılığı ile yapılabilen sigorta işlemleri için ise tamamlayıcı sağlık sigortalarında yenidoğan teminatı gibi özel teminatlar genellikle istenmiyor.</p>

<p>Toplumda sigorta bilincini artırmak, karmaşık sigorta ürünlerini daha anlaşılır ve erişilebilir kılmak hedefiyle hizmet veren Sigortam.net’ten hamilelik, doğum ve doğum sonrası süreçleri kapsayan sağlık sigortası ürünlerini satın almak ya da poliçe seçimi ile ilgili daha ayrıntılı bilgi edinmek için <a data-link-id=”1” href=”http://www.sigortam.net/” rel=”noopener noreferrer” target=”_blank”>www.sigortam.net</a> adresi ziyaret edebilir veya 444 24 00 üzerinden uzman sigorta danışmanları ile görüşebilirsiniz. </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jan 2024 20:34:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/01/saglik-sigortanizin-hamilelik-dogum-ve-sonrasinda-neleri-kapsadigini-biliyor-musunuz-1706636077.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lüleburgaz Belediyesi Kreş ve Gündüz Bakımevi eğitimlerine devam ediyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/luleburgaz-belediyesi-kres-ve-gunduz-bakimevi-egitimlerine-devam-ediyor-7127</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/luleburgaz-belediyesi-kres-ve-gunduz-bakimevi-egitimlerine-devam-ediyor-7127</guid>
                <description><![CDATA[Lüleburgaz Belediyesi’nin özellikle çalışan ve iş arayan anneler için hayata geçirdiği Kreş ve Gündüz Bakımevi’nde çocuklar, alanında uzman eğitimci kadrosuyla eğitim almaya devam ediyor.  Anneler, çocuklarını gönül rahatlığıyla Kreş ve Gündüz Bakımevi’ne bırakabiliyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,”serif””><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”font-family:”Calibri”,”sans-serif””></span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,”serif””><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”font-family:”Calibri”,”sans-serif””>Ekonomik durumu ne olursa olsun çalışan bütün annelerin çocuklarının okul öncesi eğitimle tanışmaları düşüncesinden hareketle kente kazandırılan Lüleburgaz Belediyesi Kreş ve Gündüz Bakımevi, alanında uzman eğitimci kadrosuyla çalışmalarını sürdürüyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,”serif””><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”font-family:”Calibri”,”sans-serif””>Lüleburgaz Yıldızları Kadın Akademisi’nde yer alan Lüleburgaz Belediyesi Kreş ve Gündüz Bakımevi’nde çocuklar dramadan zeka oyunlarına, danstan spora  çağdaş ve nitelikli bir okul öncesi eğitimden geçiyor.</span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,”serif””><b><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”font-family:”Calibri”,”sans-serif””>“LÜLEBURGAZ BELEDİYESİ’NİN LÜLEBURGAZ’A YAPTIĞI EN İYİ YATIRIM”</span></span></b></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,”serif””><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”font-family:”Calibri”,”sans-serif””>Öğrenci velisi Zeynep Çırakoğlu; “İki yıldan bu yana çocuğum buraya geliyor, memnunuz. Ev ekonomisine katkıda bulunmak için çok doğru bir yer olduğuna inanıyorum. Gerek öğretmen kadrosuyla gerek hijyen şartlarıyla olsun, özellikle bir anne olarak söyleyebilirim ki çocukların gelişimine göre kalori hesabıyla besleniyor çocuklarımız. Drama derslerinden faydalanıyorlar. Lüleburgaz Belediyesi’nin Lüleburgaz’a yaptığı en iyi yatırım olarak görüyorum bu kreşi. Aslında buranın açılış amacı çalışmak isteyen annelere bir fırsat yaratmaktı. Giriş ve çıkış saatlerine göre iş imkanından faydalanmak isteyen kadınlar gönül rahatlığıyla çocuklarını buraya teslim edebilirler” diye konuştu.</span></span></span></span></p>

<p><span style=”font-size:10pt”><span style=”font-family:”Times New Roman”,”serif””><span style=”font-size:12.0pt”><span style=”font-family:”Calibri”,”sans-serif””>Haftaiçi 08:00-18:00 saatleri arasında hizmet veren, 142 toplam kapasiteye sahip Lüleburgaz Belediyesi Kreş ve Gündüz Bakımevi’nde 7 öğretmen, 2 yardımcı öğretmen, 1 drama öğretmeniyle toplam 10 kişilik eğitimci kadrosu, 1 psikolog, 1 kreş sorumlusu, temizlik, mutfak, destek personelleriyle birlikte toplam 16 kişi görev yapıyor.</span></span></span></span></p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 30 Jan 2024 20:30:56 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2024/01/luleburgaz-belediyesi-kres-ve-gunduz-bakimevi-egitimlerine-devam-ediyor-1706635856.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kışın metabolizmayı canlandırmanın 6 püf noktası!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kisin-metabolizmayi-canlandirmanin-6-puf-noktasi-7112</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kisin-metabolizmayi-canlandirmanin-6-puf-noktasi-7112</guid>
                <description><![CDATA[KIŞIN METABOLİZMAYI CANLANDIRMANIN 6 PÜF NOKTASI!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p> </p>

<p>Havaların iyice soğuyup günlerin kısaldığı bugünlerde pek çok kişide iştah artışı nedeniyle daha fazla yemek yeme eğilimi meydana geliyor. Bir yandan da egzersiz yapma motivasyonunda azalma olması kilo artışını ve bel çevresinin kalınlaşmasını kaçınılmaz hale getiriyor. Ancak tabloyu tersine çevirmek mümkün! <strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysun Işıklar</strong> “Sonbahar ve kış ayları bazı kişilerde kilo verme motivasyonlarını olumsuz etkilese de, aslında günlük yaşam alışkanlıklarımızda birkaç küçük değişiklikle ideal kiloya kavuşmak hiç de zor değildir. Yaz aylarına göre mevsimsel değişiklikler dikkate alındığında bazı zorluklarla karşılaşılabilse de; dikkatli planlama, öz disiplin ve sağlıklı alışkanlıklar kazanarak zinde ve fit bir görüntüye ulaşılabilir. Çeşitli popüler diyetler, çaylar, zayıflama haplarının hiçbiri sağlıklı beslenme ve egzersizin yerini tutmaz. Aksine fayda yerine, kalpten karaciğere, böbrekten safra kesesine dek bir çok organda ciddi zarara yol açabilir” diyor. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysun Işıklar, kış mevsiminde incelmenin 6 püf noktasını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Sık ve az yemek yiyin</strong></p>

<p>Kilo vermede en büyük zorluklardan biri açlık hissi oluyor. Açlık hissini bastırmak, kan şekerini sabit tutmak ve iştahınızı azaltmak için sık ve az yemek yemeye özen gösterin. Zira çok uzun süre aç kalındığında çok hızlı ve yanlış türde yiyecekler tüketilebiliyor. Canınızın çektiği yiyeceklerden kendinizi mahrum etmeyin ama küçük porsiyonlarda tüketin. Kış aylarında susama hissi azaldığı için her gün yeterli ölçüde su içmeyi ihmal etmeyin.   </p>

<p> </p>

<p><strong>Hareketsiz kalmayın</strong></p>

<p>Özellikle kış aylarında pekçoğumuz evden dışarı çıkmak bile istemiyoruz. Ancak dikkat! hareketsiz (sedanter) yaşam kendinize yapacağınız en büyük kötülüklerden biridir. İlla ki spor salonuna gitmenize gerek yok; haftanın en az üç günü birer saat düzenli ve tempolu yürümeniz hem genel sağlınıza hem de incelmenize büyük katkı sağlayacaktır. Gününüze daha fazla adım eklemenin yollarını bulun. Egzersizi sevdiğiniz bir kişiyle yaparak eğlenceli kılabilirsiniz. </p>

<p> </p>

<p><strong>Planlama yapın</strong></p>

<p>Egzersiz programınızı hatta atıştırmalıklarınızı bile önceden planlayın. Her zaman elinizin altında meyve, kuruyemiş, tek porsiyon yoğurt ve az yağlı peynir gibi taşınabilir atıştırmalıklar bulundurun. Mutfağınızda sağlıklı seçenekler oluşturun. Lifli ve yağsız, protein oranı yüksek atıştırmalıklar kendinizi tok hissetmenizi sağlayacaktır. Tatlı olarak kendi hazırlayacağınız meyveli yoğurt, küçük bir parça çikolata ya da aşırıya kaçmamak koşuluyla kuruyemiş ve kuru meyve tüketebilirsiniz. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Her güne mutlaka kahvaltıyla başlayın </strong></p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysun Işıklar “Kahvaltı yapmak sabah saatlerinde metabolizmayı çalıştırır. Kahvaltıyı atlamak, günün ilerleyen saatlerinde daha az besleyici gıdaların aşırı tüketimine davetiye çıkarır. Kahvaltınıza lifli besinler, yağsız protein, meyve veya sebze eklemeye çalışın. Poğaça ve börek gibi yakılması daha zor olan karbonhidratlardan kaçının. Eğer kahvaltı yapmayı sevmiyorsanız az yağlı bir yoğurt, birkaç tane fındık ve ceviz ile bir parça meyve, güne başlamak ve iştahınızı kontrol etmek için yeterlidir” diyor.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Mükemmeliyetçilikten kaçının</strong></p>

<p>Birçok insan yemek yeme ve spor yapma alışkanlıklarını siyah ve beyaz olarak düşünüyor. Aslında gün içerisinde 20 dakikalık bir egzersiz yapmaya fırsat yaratmak,  porsiyonları birkaç lokmada kesmek ve yüzde 2 yağlı sütten yüzde 1 yağlı süte geçmek gibi küçük şeylerin bile büyük etkisi olabilir. Porsiyon kontrolünü de kesinlikle unutmayın. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Yeterli ve kaliteli uyumaya özen gösterin</strong></p>

<p>İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Aysun Işıklar, sağlıklı kilo vermede yeterli ve kaliteli uykunun son derece önemli olduğunu belirterek “İyi bir gece uykusu vücudumuzun vazgeçilmezidir. Kilo verme söz konusu olduğunda bu daha da önemlidir. Bu konuda var olan araştırmalar; uykusuzluk ve kilo alımı arasında hormon temelli ilişki olduğunu gösteriyor. “Uyku hijyeninizi” iyi durumda tutmak için yatma zamanınızda tutarlı olun, sessiz ve karanlık oda tercih edin ve tüm ekranları kapatın” diyor. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Dec 2023 14:09:39 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/12/kisin-metabolizmayi-canlandirmanin-6-puf-noktasi-1701774579.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Sosyal medyada ahlaki sınırlar, son derece yüzeysel ve kaygan! </title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/sosyal-medyada-ahlaki-sinirlar-son-derece-yuzeysel-ve-kaygan-7110</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/sosyal-medyada-ahlaki-sinirlar-son-derece-yuzeysel-ve-kaygan-7110</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal medyada ahlaki sınırlar, son derece yüzeysel ve kaygan! ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table border=”0” cellpadding=”0” cellspacing=”0” width=”100%”>
	<tbody>
		<tr>
			<td valign=”top”>
			<p><strong>Sosyal medyada ahlaki sınırlar, son derece yüzeysel ve kaygan! </strong></p>

			<p><strong>İçerikler haz, eğlence ve duygu sömürüsü odaklı üretiliyor</strong></p>

			<p><strong>En kısa yoldan para kazanmak ve yüksek makamlara gelmek için her stratejinin mübah olduğuna yönelik bir toplumsal değişim süreci gerçekleştiğine dikkat çeken uzmanlar, bunun sosyal medyadaki yansımasının, para ve tanınırlık kazanmanın bir yolu olarak daha fazla abone, tıklanma, izlenme veya reklam alma sayısına ulaşmak için cinsiyetçi, ırkçı ve istismarcı içeriklerin fütursuzca üretilmesi şeklinde olduğunu söylüyor.</strong> <strong>Haz, eğlence ve duygu sömürüsü odaklı üretilen içeriklerle</strong> <strong>sosyal medyanın, henüz görece yeni bir etkileşim alanı olduğunu ve buradaki ahlaki sınırların, son derece yüzeysel ve kaygan bir görünüm oluşturduğunu vurgulayan Sosyolog Dr. Berat Dağ, “Toplumsal kurumlar ve sosyal medya, eşzamanlı olarak insani değerler çerçevesinde yenilenmedikçe ahlaki sınırların belirginleşmesi son derece güç olacaktır.” dedi.</strong></p>

			<p>Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Sosyoloji Bölümü Araş. Gör. Dr. Berat Dağ, sosyal medyada son dönemde görülen ve ahlaki sınırları aşan bazı paylaşımları değerlendirdi.</p>

			<p><strong>Tıklanma uğruna cinsiyetçi, ırkçı ve istismarcı içerikler fütursuzca üretiliyor</strong></p>

			<p>Dr. Berat Dağ, sosyal medya içerikleri ile toplumun arasındaki ilişkinin tek yönlü olmadığına işaret ederek, “Yani bu tip sosyal medya içeriklerinin süreklileşmesi aynı zamanda toplumsal anlamda büyük sorunların olduğunu gösteriyor. Bugün en kısa yoldan para kazanmak ve yüksek makamlara gelmek için her stratejinin mübah olduğuna yönelik bir toplumsal değişim süreci gerçekleşiyor. Bunun sosyal medyadaki yansıması, para ve tanınırlık kazanmanın bir yolu olarak daha fazla abone, tıklanma, izlenme veya reklam alma sayısına ulaşmak için cinsiyetçi, ırkçı ve istismarcı içeriklerin fütursuzca üretilmesi şeklinde oluyor. Bu da belirtilen bu içeriklere maruz kalan bireylerin ahlaki açıdan daha büyük bir krize girmesi anlamına geliyor.” dedi.</p>

			<p><strong>Aile, eğitim, ekonomi, siyaset ve din gibi kurumlarının dönüşümü hayati önem taşıyor</strong></p>

			<p>Tüm bunlara karşı aile, eğitim, ekonomi, siyaset, din ve gündelik hayat kurumlarının hem düşünce hem de eylem açısından eşitlik, özgürlük, kardeşlik, adalet ve dayanışma değerlerine uygun bir biçimde dönüştürülmesinin hayati olduğunu vurgulayan Dr. Dağ, “Böyle kapsamlı bir dönüşüm, sosyal medya içeriklerinin de buna uyum sağlamasına neden olacaktır. Hatta bunun sonucunda sosyal medya içerikleri, sözü edilen bu olumlu değerlerin yaygınlaşması ve çeşitlenmesine de katkı sunar bir hale gelebilecektir.” diye konuştu. </p>

			<p><strong>Bu mecrada dolandırıcılar, çeteler, teşhirciler, röntgenciler serbestçe dolaşıyor</strong></p>

			<p>Sosyal medyanın, henüz görece yeni bir etkileşim alanı olduğunu kaydeden Dr. Dağ, “Bu saikle buradaki ahlaki sınırlar, son derece yüzeysel ve kaygan bir görünüm oluşturuyor. Özellikle sosyal medyanın anonim ve aşırı hızlı bir etkileşim imkânı sunması nedeniyle her türden nefret ve şiddet suçunun bu alanda yaygınlaşması ve ivmelenmesi söz konusu olabiliyor. Bugün bireyciliğin kutsanması bağlamında zaten bu tip suçlara karşı ciddi bir toplumsal duyarsızlığın hâkim olmaya başladığı malumdur. Sosyal medyada troller üzerinden yoksullar, göçmenler ve azınlıklara yönelik olarak sürdürülen linçler de bir nevi malumun ilanıdır. Dahası bu mecrada dolandırıcılar, çeteler, teşhirciler, röntgenciler ve ısrarlı takipte bulananlardan yayılan düşünce ve eylem biçimleri serbestçe dolaşıma giriyor. Bunun sonucunda toplumsal güvensizlik, tedirginlik ve korku halesinin yayılması işten bile değildir. Bu sürece karşı toplumsal kurumlar ve sosyal medya, eşzamanlı olarak insani değerler çerçevesinde yenilenmedikçe ahlaki sınırların belirginleşmesi son derece güç olacaktır.” dedi.</p>

			<p><strong>İçerikler haz, eğlence ve duygu sömürüsü odaklı üretiliyor</strong></p>

			<p>Toplumsal sorunların somut bir çıktısı olarak fenomen içeriklerinin, bu sorunların artması ve çeşitlenmesi noktasında genelde etkili olduğunu da anlatan Dr. Berat Dağ, şöyle devam etti:</p>

			<p>“Tamamen haz, eğlence ve duygu sömürüsü odaklı bir biçimde üretilen içeriklerin gençler üzerinde olumsuz bir etkide bulunacağı açıktır. Zira bugün gençlerin büyük bir çoğunluğu işsiz, yalnız ve yoksul. Üstelik gençler, kendisini ifade etme konusunda da sürekli olarak haddi bildirilen bir kesimi oluşturuyor. Bu sömürü, baskı ve ötekileştirmenin sonuçlarından biri de gençlerin kendisi ve çevresine karşı yıkıcı eylemlere yönelmesiyle ilişkilidir. Bugün gençler, fenomen olmak veya fenomenliğini sürdürmek için cehalet, ciddiyetsizlik, laubalilik, lakaytlık ve hatta küfür ve hakaret içeren birçok ifadeyi sosyal medyada sürekli olarak kullanıyor. Bütün bunlar toplumsal geleceğin ciddi bir risk altında olduğunu gösteriyor.”   </p>

			<p><strong>Böyle içeriklerin üretilmemesine yönelik bir farkındalığın nasıl oluşacağı ele alınmalı</strong></p>

			<p>Sosyal medya platformlarının üretilen içerikleri mutlak bir şekilde denetlemesinin mümkün olmadığını kaydeden Dr. Dağ, çünkü bu platformlarının elde ettiği gelirlerin önemlice bir kısmının, bu içeriklerin sürekli bir biçimde tüketilmesine endeksli olduğunu söyledi.</p>

			<p>Dolayısıyla sosyal medya tekellerinin kârını arttırması için düzenli reklam geliri sağlayan seçkinci veya popüler içeriklerin üretilmiş olması gerektiğini de anlatan Dr. Dağ, “Bu nedenle mevcut politik ekonomi yapısı, seçkinci ve popüler içerikleri değerlendirme yetisini haiz bağımsız bilirkişilerden yeterince faydalanmıyor. Aslına bakıldığında veri paradoksu nedeniyle bu denetleme sürecinde en nihayetinde bilirkişilerin de yeterli olamayacağını ifade etmek gerekiyor. Zira sosyal medyaya sürekli olarak insani yeterlilikleri aşacak büyüklükte bir veri yüklendiği ortadadır. Bu nedenle sosyal medya içeriklerini denetlemekten çok böyle içeriklerin üretilmemesine yönelik bir farkındalığın nasıl oluşacağını tartışmak daha anlamlı görünüyor.” diye sözlerini tamamladı.</p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Dec 2023 14:07:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/12/sosyal-medyada-ahlaki-sinirlar-son-derece-yuzeysel-ve-kaygan-1701774443.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Parkinson hastalığı 20’li yaşlarda da görülebiliyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/parkinson-hastaligi-20li-yaslarda-da-gorulebiliyor-7106</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/parkinson-hastaligi-20li-yaslarda-da-gorulebiliyor-7106</guid>
                <description><![CDATA[Parkinson hastalığı 20’li yaşlarda da görülebiliyor]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<table border=”0” cellpadding=”0” cellspacing=”0” width=”100%”>
	<tbody>
		<tr>
			<td valign=”top”>
			<p><strong>Parkinson hastalığı 20’li yaşlarda da görülebiliyor</strong></p>

			<p><strong> </strong></p>

			<p><strong>Parkinson erkeklerde daha sık görülüyor</strong></p>

			<p><strong> </strong></p>

			<p><strong>Kuyu suyu, sigara kullanımı, tarım ilaçları hastalığı tetikleyebiliyor</strong></p>

			<p><strong> </strong></p>

			<p><strong>Çoğu hastada tek taraflı elde titreme olarak başlayan Parkinson hastalığının genellikle 60 yaştan sonra belirtilerinin görüldüğünü kaydeden uzmanlar, tek taraflı başlayan hastalığın yaklaşık bir buçuk yıl sonra karşı tarafa geçtiğini söylüyor. Parkinson hastalığı kişinin genetiğinde var ise 25-40 yaşlarında da görülebildiğini vurgulayan Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, genetik gen ile geçen Parkinson hastalığı daha erken ortaya çıktığını kaydetti.</strong> <strong>Prof. Dr. Tarlacı, “Lifli gıdalar tüketilmeli, kemikleri sert tutmak için yoğurt yenilmeli. Haftada iki kere bakla yenilmesi de olumlu etki oluşturuyor” dedi.</strong></p>

			<p><strong> </strong></p>

			<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığı hakkında bilgi vererek, hastaların nasıl beslenmesi gerektiğini anlattı. </p>

			<p><strong>Tek taraflı başlayan hastalık yaklaşık bir buçuk yıl sonra karşı tarafa geçiyor</strong></p>

			<p>Parkinson hastalığının hareketlerde yavaşlamayla giden nörolojik bir hastalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Göz kırpmada yavaşlama, yutma sıklığında azalma, bağırsak hareketinde yavaşlama, düşünce akışında yavaşlama olarak belirtileri görülebiliyor. Parkinson hastalığı çoğu hastada tek taraflı elde titreme olarak başlıyor. Titreme olan tarafta yürürken olan kol salınımı duruyor. Yürüme esnasında öne doğru kamburluk görülüyor. Parkinson hastalığı yaşla ilgili bir hastalık ve genellikle 60 yaştan sonra belirtileri görülüyor. Tek taraflı başlayan hastalık yaklaşık bir buçuk yıl sonra karşı tarafa geçiyor. Tükürük bezinden örnek alındıktan sonra tanı yüzde 70 oranında konulabiliyor. Parkinson vücudun sistemini etkileyen bir hastalık.” dedi.</p>

			<p><strong>Parkinson hastalığı gençlerde görülüyor mü? </strong></p>

			<p>Parkinson hastalığı kişinin genetiğinde var ise 25-40 yaşlarında da görülebildiğini vurgulayan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, Parkinson hastalığı için her yıl 2-3 tane gen bulunduğunu, şu an sayısı 27’e varan parkin genin olduğunu anlattı. Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Bu genler kişide var ise genetik olarak taşınabilmektedir. Genetik wazqsile geçiş oranı yüzde 10 ile yüzde 15 arasındadır. Genetik ile geçen Parkinson hastalığı daha erken ortaya çıkmaktadır.” şeklinde konuştu.</p>

			<p><strong>Parkinson’da kök hücre tedavisi </strong></p>

			<p>Kök hücre tedavisinin 1960’dan beri Parkinsonlu hastalarda denendiğini dile getiren Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Kök hücrenin geçici bir etkiye sahip olduğu izlenilmiştir. Günümüz açısından değerlendirince şu anda onaylanmış bir kök hücre tedavisi yoktur.” dedi.</p>

			<p><strong>Dopamin ve Parkinson hastalığı ilişkisi </strong></p>

			<p>Beynin dopamin ile ilgili olan 3 tane merkezi bulunduğunu ve dopamin 15-30 yaş arasında yüksek olduğunu anlatan Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Dopamin, Parkinson ve benzeri hastalıklar için altın standardında bir ilaçtır. Fakat dışarıdan alınan dopamin doğrudan beyine geçmiyor. Dopaminin Parkinson hastaları üzerinde hareket kısıtını azaltan etkileri var. Hastanın tedaviye yanıtına, yan etkiye hassasiyetine göre ayarlamak gerekiyor.” dedi.</p>

			<p>Dopamin hücrelerinin kaybolduktan sonra yenilenmesinin mümkün olmadığını da ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, rezervin de hastalığın yılı arttıkça azaldığını söyledi.</p>

			<p><strong>Parkinson hastaları lifli gıdalar, yoğurt ve taze bakla tüketmeli</strong></p>

			<p>Parkinson hareketleri yavaşlatan bir hastalık olsa da sistemik bir hastalık olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sultan Tarlacı, “Parkinson hastalarının özellikle beslenmelerine dikkat etmeleri gerekiyor. Kabızlık Parkinson hastalarında sıkça görülür çünkü bağırsakları yavaşlatıyor o yüzden lifli gıdalar tüketilmeli, kemikleri de sert tutmak için yoğurt yenilmelidir. Haftada iki kere bakla yenilmesi olumlu etki oluşturur ama ilaç yerine geçmez. Aynı zamanda bisiklet sürmek Parkinson hastalığında önemli yer tutar.” diye konuştu.</p>

			<p><strong>Erkeklerde daha sık görülüyor </strong></p>

			<p>Parkinson hastalığına erkeklerde kadınlara göre daha çok rastlandığını da belirten Prof. Dr. Sultan Tarlacı, şunları söyledi:</p>

			<p>“Başlangıçta tek elde titreme ile başlar. Tıbbi olarak tremor adlandırıyoruz. Bu titreme dışardan görülerek anlaşılıyor, elde titreme başladıktan bir iki yıl sonra hastanın hareketlerinde yavaşlama, oturup kalkarken yavaşlık, kolları sallamama daha ilerleyen zamanlarda günlük faaliyetlerin de dışarıya bağlılık halini alabiliyor. Yaşlanmayla ilgili bir hastalık. Beynin hareket sisteminde bazı insanlarda belli sebeplerle ortaya çıkan çabuk yaşlanma.</p>

			<p>Parkinson hastalığına sebep olan bazı etmenler var, bunlar içerisinde erkek cinsiyeti, kuyu suyu, sigara kullanımı, tarım ilacına fazla maruz kalma hastalığı tetikleyebiliyor. Kahve tüketimi Parkinson riskini azaltıyor. Yaşlılarda ortaya çıkan düşmeler Parkinsonun belirtileridir, denge sorunu yaşarlar.”</p>

			<p><strong>Beyin pili etkili sonuç verebiliyor</strong></p>

			<p>Parkinson hastalığında erken tanının yaşam kalitesini arttırma açısından önemli olduğunu anlatan Tarlacı, “Maalesef hastalığın sürecini yavaşlatmak için günümüzde bir çözüm bulunmuyor. Ancak Parkinson tedavi edilebilir bir hastalıktır. 1960’larda hiçbir tedavisi olmayan Parkinson hastalığı günümüzde ilaçlarla tedavi edilebiliyor. Değişik tedavi yöntemlerimiz var, hekimler hastanın klinik tablosuna göre tedavi yöntemini belirliyor. Bazı hastaların beynine pil takılması tedavi açısından olumlu etki oluşturuyor.”</p>
			</td>
		</tr>
	</tbody>
</table>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 05 Dec 2023 14:03:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/12/parkinson-hastaligi-20li-yaslarda-da-gorulebiliyor-1701774180.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>3-9 Kasım organ bağışı ve nakli haftası</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/3-9-kasim-organ-bagisi-ve-nakli-haftasi-7093</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/3-9-kasim-organ-bagisi-ve-nakli-haftasi-7093</guid>
                <description><![CDATA[ORGAN BAĞIŞI, İNSANLIĞA YAPILABİLECEK EN BÜYÜK İYİLİK]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>3-9 KASIM ORGAN BAĞIŞI VE NAKLİ HAFTASI</strong></p>

<p><strong>           HAYATI KURTARMAK İÇİN ORGAN BAĞIŞI YAPALIM</strong></p>

<p><br />
<strong>Liv Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Hasan Taşçı “Organ bağışı, insanlığa yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir. Organ bağışı yaparak, başka bir insanın hayatını kurtarabilir ve yaşam kalitesini artırabilirsiniz. Bu hafta, Organ ve Doku Bağışı Haftası. Bu haftayı vesile kılarak, organ bağışının önemi konusunda farkındalık oluşturmaya ve organ bağışı sayısını artırmaya katkıda bulunalım.” diyor. </strong></p>

<p> </p>

<p><strong>Başarılı bir şekilde gerçekleştirildiğini unutmayın</strong></p>

<p>Milattan önceki çağlardan bu yana, insan vücudunda işlev göstermeyen veya eksik olan parçaların, başka bir kaynaktan temin edilerek insana nakledilmesi işlemi yapılmaktadır. Gelişen ve kümülatif olarak yükselen tıp bilimi ve teknolojinin desteği ile organ nakilleri günümüz dünyası ve ülkemizde oldukça başarılı bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir.  Yapılan kalp, akciğer, karaciğer, böbrek, pankreas, uterus, ekstremiteler ve diğer organ ile dokuların nakilleri sayesinde, organ yetmezliği olan insanların sağlığına kavuşması ve çok yönlü olarak topluma kazandırılması sağlanmaktadır. </p>

<p>Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Türkiye’de 2023 yılı itibariyle organ nakline ihtiyaç duyan 25.319 hasta bulunmakta. Bu hastalardan böbrek ve karaciğer yetmezliği olan hastalar, akraba veya yakınlarının kendilerine organ bağışlaması halinde canlı vericili nakil olabilmektedir. Ancak kalp, akciğer gibi canlı donör bağışı olmayan organları bekleyen hastalar, bu imkana sahip değildir. Kadavra donörden bağış olmaması halinde hayatlarını kaybetmektedirler. Organ nakli bekleyen hastalar, yaşamlarını sürdürebilmek için diyaliz, hemofiltrasyon gibi tedavilere ihtiyaç duymaktadır. Organ nakli bekleyen hastalar, tedavileri sırasında sıklıkla hastanede yatmakta ve bu nedenle iş ve sosyal yaşamlarından uzaklaşmaktadır. Bu durum, hastaların psikolojik ve sosyal açıdan da zorlanmasına neden olmaktadır.</p>

<p><strong>Organlarınızı bağışlayabilirsiniz</strong></p>

<p>Organ bağışı, organ yetmezliği nedeniyle yaşam mücadelesi veren hastalar için umut ışığıdır. Organ bağışı sayesinde, bu hastalar yaşamlarını sürdürebilir ve yaşam kalitelerini artırabilirler. Organ bağışı, cinsiyete, ırka, dine ve sosyal statüye bakılmaksızın herkes tarafından yapılabilir.<strong> </strong></p>

<p><strong>Bir gün hepimiz muhtaç olabiliriz</strong></p>

<p>Bir gün hepimizin muhtaç olabileceği organ bağışını bireysel olarak teşvik etmek için; organ bağışının önemi hakkında bilgi edinebilir ve çevremizdeki insanları bu konuda bilinçlendirebilir, organ bağışı merkezlerinden bağış yapıp bağış kartını edinebilir ve yakınlarımıza organ bağışı niyetimizi bildirebiliriz. Aynı zamanda kişi ve kurumlar tarafından düzenlenen organ bağışı kampanyalarına destek olabiliriz.</p>

<p><strong>Farkındalık konusunda sizde fayda sağlayabilirsiniz</strong></p>

<p>Sonuç olarak, organ bağışı, insanlığa yapılabilecek en büyük iyiliklerden biridir. Organ bağışı yaparak, başka bir insanın hayatını kurtarabilir ve yaşam kalitesini artırabilirsiniz. Bu hafta, Organ ve Doku Bağışı Haftası. Bu haftayı vesile kılarak, organ bağışının önemi konusunda farkındalık oluşturmaya ve organ bağışı sayısını artırmaya katkıda bulunalım.</p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Nov 2023 23:02:37 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/11/3-9-kasim-organ-bagisi-ve-nakli-haftasi-1699387357.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Lösemiyi Yenen Minik Kahramanlar Bir Aradaydı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/losemiyi-yenen-minik-kahramanlar-bir-aradaydi-7091</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/losemiyi-yenen-minik-kahramanlar-bir-aradaydi-7091</guid>
                <description><![CDATA[LÖSEMİYİ YENEN MİNİK KAHRAMANLAR BİR ARADAYDI ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p> </p>

<p>2-6 Kasım Lösemili Çocuklar Haftası’nda, hayatlarının henüz başında lösemiye yakalanan ve hastalıkla mücadelesini kazanan minik kahramanlar bu süreçte onların elinden tutup tekrar ayağa kalkmasını sağlayan doktorları Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Müge Gündoğdu toplumda lösemi farkındalığı oluşturmak için bir araya geldi.</p>

<p>Memorial Bahçelievler Hastanesi’nde lösemiyi yenmiş ve tedavisi devam eden çocuklar maskelerini taktı, aileleriyle birlikte hastaneye bu kez tedaviye değil pasta kesmeye geldi. Doktorları Prof. Dr. Müge Gündoğdu ve ilik nakli bekleyen veya nakil olmuş iyileşmiş, iyileşme süreci devam eden çok sayıda çocuk hikayelerini paylaşmak için oradaydı.</p>

<p><strong>Gelişen tedavi yöntemleriyle başarı şansı %90 </strong></p>

<p>Tüm çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yüzde 30’unun lösemi olduğu görülmektedir. Bir milyon nüfuslu bir popülasyonda her yıl yeni kanser görülme sayısı 120 olarak belirlenmektedir. Çocukluk çağında sık görülen lösemi ile ilgili Memorial Bahçelievler Hastanesi Çocuk Onkoloji ve Hematoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Müge Gündoğdu “Gelişen kemoterapi yöntemleri ve destek tedavi yöntemleri ile başarı şansı eskiye göre çok arttı. Şimdi orta riskli bir löseminin başarı şansı %90’ların üzerinde. Ama hastalar uzun bir süreçten geçiyor hemen iyileşmiyorlar. Zorlu süreçte çocuklar okullarından, arkadaşlarından uzak kalıyorlar. Bu süreç onları psikolojik olarak etkiliyor ve zorluyor. Kemoterapi sürecinde bağışıklık sistemleri çöktüğü için her ortama girip her şeyi yapamıyorlar. Ama sonuçta bugün 20 yıldır geldiğimiz noktada çok iyiyiz. Lösemiden kaçamasak da tedavi edebiliyoruz.”</p>

<p><strong>“İlik nakli bizim için tekrar hayat bulmak demek” </strong></p>

<p>Lösemiyle savaşan 13 yaşındaki Zeynep Akkoyun, ilik nakli bekleyenler arasında. Zeynep donör arayışını bu sözlerle anlatıyor; “Parmağımda şişme ve ağrılarım vardı o yüzden acile gittiğimde sürecim başladı. Beni hemen Prof. Dr. Müge Gündoğdu’ya yönlendirdiler. Aslında o benim artık Müge ablam. Şu an tedavi sürecim devam ediyor çünkü uygun donör henüz çıkmadı. Kemik iliği nakli bizim için tekrar hayat bulmak demek. 13 yaşındayım ama 23/33 yaşına gelebilmek için sadece kan verip bana donör olmaları yeterli.” dedi.</p>

<p>Prof. Dr. Müge Gündoğdu, “nüks eden lösemilerde kemik iliği nakli ihtiyaç olabiliyor. Sağlıklı bir bireyin iliğinden hasta kişiye veriyoruz ve kemik iliği nakli yapmış oluyoruz. Donör bulmak her zaman kolay olmuyor. Bazen bulduğunuz donörler vazgeçebiliyor. O yüzden bir çocuğun umudu olmak, bir çocuğun hayata bağlanması demektir. 18-55 yaş arasında olan her birey Kızılay’a giderek donör olabilir.” dedi.</p>

<p><strong>“Hiç tanımadığım, adını bile bilmediğim biri bana tekrar can verdi.”</strong></p>

<p>Kemik iliği nakli olduktan sonra iyileşen 18 yaşındaki Deniz Yüce 3 kez lösemiyle savaştı, üçüncüsünde savaşı kazandı. Çocukluğundan itibaren zorlu süreçlerle hastanelerde olan Yüce zor günleri bu sözlerle anlattı; “ilk tedavimi 3 yaşında oldum. Sonra 2019 yılında tekrar hastalandım. Nakil gerekmemişti ancak yine nüks edince kemik iliği nakli oldum. İki ay önce taburcu oldum. Aylardır dört- beş kişilik doktor ve hemşireden başka kalabalıklarla bir araya gelmemiştim. Bu etkinlikte ilk defa bu kadar insanı bir arada görüyorum. Artık daha iyiyim, daha güçlüyüm. Hiç tanımadığım, adını bile bilmediğim biri bana tekrar can verdi.” dedi. </p>

<p><br />
Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 07 Nov 2023 23:00:22 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/11/losemiyi-yenen-minik-kahramanlar-bir-aradaydi-1699387222.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koronavirüsün alt varyantı BA.2.86’dan korunmak için neler yapmalı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/koronavirusun-alt-varyanti-ba286dan-korunmak-icin-neler-yapmali-7075</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/koronavirusun-alt-varyanti-ba286dan-korunmak-icin-neler-yapmali-7075</guid>
                <description><![CDATA[İsrail, Danimarka, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri’nde tespit edilen koronavirüsün alt varyantı BA.2.86 gündemdeki yerini koruyor. Bilim insanları bu varyant üzerinde çalışmalarına devam ederken, yeni varyantın bulaşıcılığı ve alınması gereken önlemler merak konusu oldu. Bu yeni varyant ile ilgili bilgi veren İstinye Üniversitesi (İSÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Huri Bulut Dedeakayoğulları, BA.2.86 ile ilgili alınması gereken önlemleri de sıraladı]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Yaklaşık dört yıldır hayatımızda olan koronavirüsün yeni varyantı BA.2.86 gündem konusu oldu. ‘Hayatın durduğu’ günler geri mi gelecek endişesi bu alt varyanta karşı merakı da artırdı. İstinye Üniversitesi (İSÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Huri Bulut Dedeakayoğulları, BA.2.86 ile ilgili merak edilen soruları yanıtladı.</p>

<p> </p>

<p><strong>“Araştırmalar hâlâ devam ediyor”</strong></p>

<p>İSÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Huri Bulut Dedeakayoğulları, son varyantın özellikleri ve mutasyonlarıyla ilgili şu bilgileri verdi:</p>

<p>“COVID-19 varyantı BA.2.86, virüsün aktif kısımlarındaki 35’ten fazla bölgede mutasyon taşımakta olup şu anda İsrail, Danimarka, ABD ve İngiltere’nin yanı sıra İsviçre, Güney Afrika ve diğer birçok ülkede görülmektedir. Halk sağlığı yetkilileri, bilim insanlarının sosyal medyada ‘Pirola’ adını verdiği COVID alt değişkenini hâlen araştırmaya devam etmektedir. Araştırmacılar ve enfeksiyon hastalıkları uzmanları, çok sayıda mutasyona sahip olmasından dolayı BA.2.86’nın COVID-19 aşısını veya yakın zamanda ortaya çıkan farklı bir varyanttan kaynaklanan bağışıklığı bypass edebileceğinden şüphe duymaktadırlar.”</p>

<p> </p>

<p><strong>“Bağışıklık sistemi zayıf kişilerde tespit edildiği bildirildi”</strong></p>

<p>Bu varyantın ne kadar bulaşıcı olduğunun henüz bilinmediğini vurgulayan Doç. Dr. Dedeakayoğulları, </p>

<p>“Bazı mutasyonlar, yayılma yeteneğini ve/veya daha ciddi hastalık ve ölüme neden olma yeteneğini etkileyen özellikler de dâhil olmak üzere virüsün önemli özelliklerinde değişikliklere yol açabilir. Bunun yanında şimdiye kadar bildirilen vakaların test ve sıralama eksikliğinden kaynaklı daha fazla olabileceği düşünülmektedir. BA.2.86’nın ne kadar bulaşıcı olduğu henüz belli olmasa da, insandan insana yayılabilmesinin mümkün göründüğü, diğer yüksek düzeyde mutasyona uğramış alt değişkenlerin çoğunlukla uzun süreli enfeksiyonları olan bağışıklık sistemi zayıf kişilerde tespit edildiği bildirilmiştir.”</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>“COVID-19 için kullanılan testler ve ilaçlar bu varyantta etkili görünüyor”</strong></p>

<p>COVID-19’u tespit etmek için kullanılan testlerin ve tedavi etmek için kullanılan ilaçların bu varyantta da etkili olduğunu belirten İSÜ Öğretim Üyesi Doç. Dr. Huri Bulut Dedeakayoğulları, sözlerine şöyle devam ediyor:</p>

<p>“Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin (Centers for Disease Control and Prevention - CDC) şu anki verilerine göre, COVID-19’u tespit etmek için kullanılan mevcut testler ve tedavi etmek için kullanılan ilaçlar bu varyantta etkili görünmektedir. Bilim insanları yakında çıkacak güncellenmiş COVID-19 aşısının etkinliğini değerlendirmektedirler. CDC’nin mevcut değerlendirmesi, bu güncellenmiş aşının ciddi hastalıkları ve hastaneye yatışları azaltmada etkili olacağı yönünde olup, şu anda bu varyantın daha ciddi hastalıklara neden olduğuna dair somut bir kanıt yoktur. Ek bilimsel veriler geliştirildikçe bu değerlendirme değişebilir.”</p>

<p> </p>

<p><strong>“BA.2.86’nın oldukça bulaşıcı olup olmayacağı netlik kazanmış değil”</strong></p>

<p>Varyant BA.2.86’nın ne ölçüde bulaşıcı olup olmayacağı konusundaki endişelerin netlik kazanmadığının altını çizen Doç. Dr. Dedeakayoğulları, şöyle konuştu:</p>

<p>“Şu anda bu versiyonun öncekilere göre daha hızlı yayılıp yayılmadığına veya daha ciddi hastalıklara neden olup olmadığına dair bir kanıt bulunmamakla birlikte, ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri insanları daha önce olduğu gibi Covid-19’dan korunma yönergelerine uymaya çağırdı. Uzmanlar, birçok mutasyonun BA.2.86’yı daha önceki varyantlarla karşılaştırıldığında ‘yapısında kökten farklı’ hale getirdiğini belirtmekte ancak BA.2.86’nın oldukça bulaşıcı olup olmayacağı konusunda endişeler netlik kazanmış değil. BA.2.86’nın virüsün diğer türleriyle rekabet edip edemeyeceği veya bağışıklık tepkilerinden kaçma konusunda herhangi bir avantaja sahip olup olmayacağı da halen araştırılmaktadır. Diğer COVID-19 varyantlarına benzer şekilde BA.2.86 varyantında da öksürük, boğaz ağrısı, burun akması, hapşırma, tükenmişlik, baş ağrısı, kas ağrıları ve değişen koku duyusu gibi benzer semptomlar görülmektedir. Farklı ülkelerde görülen vakalar benzer semptomlar taşımakta olup virüsün yapısal farklılıkları açısından araştırmalar devam halen devam etmektedir.”</p>

<p> </p>

<p><strong>“Ortamı havalandırın, ellerinizi sık sık yıkayın”</strong></p>

<p>Doç. Dr. Dedeakayoğulları, koronavirüsün alt varyantı BA.2.86’dan korunmak için şu önerileri sıraladı:</p>

<p>“Şu anda bu varyantın ne kadar iyi yayıldığını bilmiyoruz, ancak diğer varyantlarla aynı şekilde yayıldığını biliyoruz. Kendinizi ve başkalarını enfeksiyondan korumak için Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri’nin tavsiye ettiği aşağıdaki önlemleri almaya devam etmek varyantın olası yayılma hızını düşürmeye yardımcı olacaktır:</p>

<p> </p>

<p>-           Tavsiye edildiği şekilde COVID-19 aşılarınızı yaptırın</p>

<p>-           Hastaysanız evde kalın</p>

<p>-           Gerekli olması hâlinde, COVID-19 testi yaptırın</p>

<p>-           Hastalanma riskiniz yüksekse tedavi alın</p>

<p>-           Maske takmayı tercih ederseniz burnunuza ve ağzınıza tam oturan, yüksek kaliteli bir maske takın</p>

<p>-           Bulunduğunuz ortamdaki havalandırmayı iyileştirin</p>

<p>-           Ellerinizi sık sık yıkayın.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Sep 2023 23:01:55 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/09/koronavirusun-alt-varyanti-ba286dan-korunmak-icin-neler-yapmali-1694030515.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Okullarla birlikte hastalık zili de mi çaldı?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/okullarla-birlikte-hastalik-zili-de-mi-caldi-7066</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/okullarla-birlikte-hastalik-zili-de-mi-caldi-7066</guid>
                <description><![CDATA[Ebeveynlerin hem iç hem de dış sesi yeni eğitim ve öğretim dönemi ile aynı cümleyi tekrarlıyor: “Eyvah okullar açılacak çocuğum çok hastalanacak mı?” “Elbette ilk 2-3 sene aile ortamında steril ve çok korunaklı büyüyen çocuklarımızın, okulda yaşıtları ile bir araya gelince hastalanmaları çok doğal. Ama okulda geçen her sene bağışıklık sistemlerinin gelişeceğini ve daha az hastalanacaklarını unutmayalım.” diyen Liv Hospital Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Dicle Çelik okul dönemi için önerilerde bulundu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Bağışıklık sistemimiz ne kadar güçlü olursa infeksiyon hastalıklarına karşı da o kadar güçlü oluruz. Bunun için bazı olmazsa olmazlarımız var:</p>

<p> </p>

<ul>
	<li>Annenin sağlıklı bir gebelik geçirmesi ve sağlıklı beslenmesi,</li>
	<li>Normal vajinal yolla doğum,</li>
	<li>İlk 6 ay sadece anne sütü ve mümkünse 2 yaşına kadar emzirilmenin devam ettirilmesi. Anne sütü eksikliğinde veya yoksunluğunda prebiyotikden zengin devam sütlerinin içirilmesi,</li>
	<li>“İlk 1000 Gün” kavramı çok önemli. Yani bebeğin anne rahmine düştüğü andan 2 yaş sonuna kadar geçen sürede katkısız, doğal beslenmesi,</li>
	<li>Aşıların yaşa uygun olarak eksiksiz yapılması,</li>
	<li>Özellikle ev yapımı kefir, yoğurt, turşu, tarhana, şalgam suyu, boza tüketmek veya probiyotik kullanımı barsaklarımızdaki dost bakterileri arttırarak bağışıklık sistemimizi güçlendirir,</li>
	<li>Mümkünse ilk 2 sene antibiyotiksiz bir hayat,</li>
	<li>İlk 2 sene düzenli D vitamini, sonrasında da ihtiyaca göre D vitamini takviyesi,</li>
	<li>Çocukların açık, temiz havada oynamaları,</li>
	<li>Katkı, koruyucu madde içermeyen gıdalarla beslenme,</li>
	<li>Çocuklarımızın aktif spor yapmaları,</li>
	<li>Düzenli uyku özellikle gece yarısından sonra derin uykuda büyüme hormonunun salgılandığı unutulmamalı,</li>
	<li>Hijyen kurallarına uyma, güçlü bir bağışıklık sistemine sahip olmada kişisel temizlik çok önemli bir yer tutar.  Çocuklarda hijyen denince akla ilk olarak el yıkama, diş fırçalama, yıkanmak ve tuvalet hijyeni gelir.</li>
</ul>

<p> </p>

<p><strong>Üst solunum yolu hastalıklarını çok sık görüyoruz</strong><br />
Özellikle okulların açılması ile birlikte çocuklarda üst solunum yolu hastalıklarını çok sık görüyoruz. Bu nedenle sınıfların sık havalandırılması, özellikle kreş ve anaokullarındaki oyuncakların temizliği, hasta çocukların okula gönderilmemesi ve kışın mümkün olduğunca kapalı ortamlarda hava şartlarına rağmen yine de çok vakit geçirilmemesi hastalık zincirini kırmak açısından önemlidir.</p>

<p> </p>

<p><strong>Vitamin takviyesi yapmalı mı?</strong></p>

<p>Okula her başlayan çocukta mutlaka vitamin ya da bağışıklık ilacı kullanılmasını tavsiye etmiyorum.  Her çocuk mutlaka kendi bazında değerlendirilmeli ve bu konuda ki kararı bir çocuk hekimi vermeli. Ama düzenli D vitamini kullanılmasını, haftada 1-2 gün balık tüketilmesini, balık tüketmeyen çocuklarda omega-3 takviyesini, çinko eksikliği olan çocuklarda ise çinko takviyesinin verilmesini tavsiye ederim.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Sep 2023 22:54:16 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/09/okullarla-birlikte-hastalik-zili-de-mi-caldi-1694030056.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Yarı sürede, daha etkili yağ yakımı için!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/yari-surede-daha-etkili-yag-yakimi-icin-7065</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/yari-surede-daha-etkili-yag-yakimi-icin-7065</guid>
                <description><![CDATA[Sonbahar mevsimine girdiğimiz bugünlerde pek çoğumuz yazın aldığımız fazla kilolardan kurtulmanın yollarını arıyoruz. Kilo verme ve ideal kiloyu korumada istikrarlı ve tutarlı olmak, beslenmeden egzersize, hareketli yaşamdan düzenli uykuya dek birçok konuda sağlıklı yaşam alışkanlıkları oluşturmak gerekiyor. Öyle ki; araştırmalar yeteri kadar alınamayan uykunun bile kilo verme hızını yavaşlatabileceğini hatta yüksek kalorili yiyeceklere olan isteği artırabileceğini ortaya koyuyor. Acıbadem Fulya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ kilo verme, yağ yakımı ve bel çevresinin incelmesi için kalori açığının şart olduğunu ve haftada 225-420 dakika egzersiz yapmak gerektiğini belirterek “Kilo kaybı, tükettiğinizden daha fazla kalori yaktığınızda ortaya çıkar. Bu nedenle kilo vermede; dengeli ve düşük kalorili bir diyetin yanısıra hareketli yaşam ve düzenli egzersiz kritik rol oynamaktadır” diyor. Normal bir egzersize göre yarı sürede daha fazla yağ yakımı için son zamanlarda Yüksek Şiddetli Aralıklı Antrenmanın (YŞAA) öne çıktığını belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ fazla kilo ve inatçı yağlara karşı 10 etkili egzersizi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Sonbahar mevsimine girdiğimiz bugünlerde pek çoğumuz yazın aldığımız fazla kilolardan kurtulmanın yollarını arıyoruz. Kilo verme ve ideal kiloyu korumada istikrarlı ve tutarlı olmak, beslenmeden egzersize, hareketli yaşamdan düzenli uykuya dek birçok konuda sağlıklı yaşam alışkanlıkları oluşturmak gerekiyor. Öyle ki; araştırmalar yeteri kadar alınamayan uykunun bile kilo verme hızını yavaşlatabileceğini hatta yüksek kalorili yiyeceklere olan isteği artırabileceğini ortaya koyuyor. <strong>Acıbadem Fulya Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ </strong>kilo verme, yağ yakımı ve bel çevresinin incelmesi için kalori açığının şart olduğunu ve haftada 225-420 dakika egzersiz yapmak gerektiğini belirterek “Kilo kaybı, tükettiğinizden daha fazla kalori yaktığınızda ortaya çıkar. Bu nedenle kilo vermede; dengeli ve düşük kalorili bir diyetin yanısıra hareketli yaşam ve düzenli egzersiz kritik rol oynamaktadır” diyor. Normal bir egzersize göre yarı sürede daha fazla yağ yakımı için son zamanlarda Yüksek Şiddetli Aralıklı Antrenmanın (YŞAA) öne çıktığını belirten Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı, Spor Hekimi Prof. Dr. Tolga Aydoğ fazla kilo ve inatçı yağlara karşı 10 etkili egzersizi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Yürüyüş</strong></p>

<p>Düzenli ve tempolu yürüyüş kilo kaybı için en ideal egzersizlerden biridir. 70 kiloluk bir kişi 6,4 km/saatlik orta hızda 30 dakikalık yürüyüşte yaklaşık 175 kalori harcar. Obez kişilerde haftada üç kez 50-70 dakika yürümenin vücut yağını ve bel çevresini azalttığı ortaya konmuştur. Başlangıçta haftada üç-dört gün 30 dakika yürümeyi hedefleyin, forma girdikçe yürüyüşlerinizin süresini ve sıklığını kademeli olarak artırabilirsiniz. </p>

<p> </p>

<p><strong>Koşu</strong></p>

<p>Tempolu veya yavaş koşu iç organlarımızın etrafını saran yağları azaltarak kalp ve diyabet gibi hastalıklara karşı da fayda sağlar. Fartlek koşusu denen koşu hızının artırılıp, azaltılması bir nevi Yüksek Şiddetli Aralıklı Antrenmana (YŞAA) benzer olup, daha etkin kalori harcamasına olanak sağlayabilir. 70 kg bir kişi 8 km/saat hızla koşarken 30 dakikada yaklaşık 288 kalori yakar. Başlangıçta haftada üç-dört gün düşük şiddette 20-30 dakika uygun olabilir. </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Bisiklet</strong></p>

<p>Bisiklet kilo vermeye, insülin duyarlılığını artırmaya, kalp ve kanser gibi hastalık risklerini azaltmaya yardımcı olur. 70 kg bir kişi sabit bir bisiklet üzerinde orta hızda 30 dakikada yaklaşık 252 kalori, yüksek hızda ise 288 kalori yakar. Ayrıca ağırlık taşımayan ve düşük etkili bir egzersiz olduğundan eklemlerinize fazla yük bindirmez. Başlangıçta haftada üç-dört gün hafif şiddette yapıp, ilerleyen dönemde yüksek ve düşük şiddetti karıştırarak yapmaya çalışın.</p>

<p> </p>

<p><strong>Yüksek Şiddetli Aralıklı Antrenman (YŞAA)</strong></p>

<p>Yüksek Şiddetli Aralıklı Antrenman; yapacağınız egzersizi (koşu, yürüme, bisiklet vb) kısa süreli yüksek tempoyla yapıp akabinde kısa süreli dinlenme ve bunu birçok kez tekrarlama ile oluşturulur. Tipik olarak bir YŞAA 10-30 dakika sürer ve normal bir egzersize göre yarı sürede daha fazla kalori yakabilir. Yapılan çalışmalar, YŞAA’nın diğer egzersiz türlerine göre dakikada yüzde 25-30 daha fazla kalori yaktığını, yağ yakımında daha etkili olduğunu göstermiştir. Prof. Dr. Tolga Aydoğ “Egzersize yeni başlayanlar için, egzersiz şiddetini nispeten düşük seçip dinlenmeyi uzun vermek daha iyidir. Örneğin; 30 saniye koşup akabinde 60 saniye yürüyün ve bu seti birden çok kez tekrarlayın” diyor.</p>

<p> </p>

<p><strong>Yüzme</strong></p>

<p>Vücutta neredeyse tüm kas gruplarını aynı anda çalıştırdığı için hızlı kilo verme ve yüksek kalori harcama fırsatı sağlayan yüzme sağlık açısından da son derece yararlıdır. 70 kg bir kişi yarım saatlik yüzmeyle yaklaşık 216 kalori yakar. Yüzme sitiliniz harcanan kaloriyi etkiler. Egzersiz yapmaya yeni başlayanlar için, haftada iki gün, 10-30 dakika arası yüzme ideal olabilir. Zamanla tempo ve süre artırılabilir, el paleti gibi malzemeler ilave edilebilir.</p>

<p> </p>

<p><strong>Pilates</strong></p>

<p>Pilates kilo vermenin yanı sıra bel ağrısını azaltabilir, duruşu iyileştirir, kuvvetinizi, dengenizi, esnekliğinizi ve genel kondisyon seviyenizi geliştirebilir. Her ne kadar diğer egzersizler kadar kalori yakmasa da birçok kişi bunu eğlenceli bulmakta ve bu da zamanla ona bağlanmayı artırmaktadır. 70 kg bir kişi yarım saatlik başlangıç seviyesinde pilatesle yaklaşık 120, ileri düzeyde bir derste 185 kalori yakar. Egzersize yeni başlayanlar haftada iki-üç gün yapabilir.   </p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>İp atlama</strong></p>

<p>İp atlamak kalp ve damarların yanı sıra diz, kalça ve gövde kaslarınızı çalıştırır, denge ve koordinasyonu geliştirir. 70 kg bir kişi yarım saatlik ip atlamada 350 kalori yakar. Egzersiz yapmaya yeni başlayanlar için, haftada iki gün 3-5 dakika ip atlamaya başlamak iyidir. Bu sürede 30-60 saniye ip atlamaya çalışın, akabinde ara verin ve bunu arka arkaya tekrarlayın. Başlangıçta çift ayak, ilerleyen zamanda dönüşümlü olarak tek ayak ip atlama yapabilirsiniz.   </p>

<p> </p>

<p><strong>Kürek </strong></p>

<p>Gövde, sırt, omuz, kol, diz ve kalça kaslarınızı çalıştıran tüm vücudu içine alan çok iyi bir egzersizdir ama temelde bacak kasları daha baskındır. Kilo verme ve kilo kontrolü için ideal bir egzersizdir. 70 kg olan bir kişi yarım saat kürek çekerek 260 kalori yakar. Egzersiz yapmaya yeni başlayanlar için, haftada iki gün 15 dakikalık bir kürek iyidir. Isınmaya ve soğumaya 5’er dakika, gerçek kürek antrenmanına 5 dakika ayırmak iyi olabilir. Bu antrenmanda dakikada 20-22 çekiş yapma hedeflenmelidir. </p>

<p> </p>

<p><strong>Eliptik bisiklet</strong></p>

<p>Eliptik bisiklette bir yandan bacaklar ve gövde, diğer yandan kollarımız ciddi bir şekilde çalışır. Genel olarak; 70 kilo olan bir kişi yarım saatlik eliptik bisiklette 340 kalori yakar. Ayaklar yerle sürekli temasta olduğu için; koşma gibi ayak bileği, diz, kalça ve bel üzerine düşen yüklenme yüksek değildir, dolayısıyla koşuya göre bu eklemler açısından daha güvenlidir. Egzersize yeni başlayanlar için haftada üç-dört gün 20-30 dakika yapmak uygundur.  </p>

<p> </p>

<p><strong>Ağırlık antrenmanı</strong></p>

<p>Ağırlık antrenmanı, kilo vermenin yanı sıra kas kütlesi oluşturup metabolizmayı hızlandırırken vücudun dinlenme sırasında yaktığı enerjiyi artırır. Bu antrenmanda “dambıl”, “kettlebell”, direnç bantları ve kuvvet antrenmanı makineleri kullanılabilir. 70 kg bir kişi, 30 dakikada yaklaşık 108 kalori yakar. Prof. Dr. Tolga Aydoğ “Harcanan enerji daha düşük olsa da araştırmalar; vücudun bu antrenmandan birkaç saat sonra bile kalori yakmaya devam ettiğini göstermiştir. Başlangıçta haftada iki gün idealdir. Eklem sorununuz varsa öncesinde mutlaka doktorunuza danışın” diyor. </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Sep 2023 22:53:52 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/09/yari-surede-daha-etkili-yag-yakimi-icin-1694030032.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Geçmeyen sivilcenin nedeni araştırılmalı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/gecmeyen-sivilcenin-nedeni-arastirilmali-7058</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/gecmeyen-sivilcenin-nedeni-arastirilmali-7058</guid>
                <description><![CDATA[Akne ya da bilinen adı ile sivilce, her insanda özellikle ergenlik döneminde kendini gösteren bir cilt hastalığıdır. Ergenlik döneminde sık görülen bir inflamatuar hastalık olduğunu hatırlatan Anadolu Sağlık Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, “Ergenlik döneminde daha sık görülmekle birlikte erişkin dönemde de akne görülebiliyor. Akne, yüz, saçlı deri, gövde ve kalçalarda oluşabilir. Özellikle kıllanma artışı, saç dökülmesinin eşlik ettiği, çene bölgesinde daha yoğun olan sivilcelerin varlığında ise zeminde yatan hormonal nedenler için araştırma yapılmalı” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Aknenin yağ bezi kanallarının cildin yüzeyinde daha yoğun bir yağ tabakası ile tıkanarak salgıladığı yağın cilt dışarısına atılamamasından kaynaklandığını ve hemen hemen her insanda belli dönemlerde görüldüğünü belirten Anadolu Sağlık Merkezi Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, “Genetik olarak yatkın olmak, cilt tipi, hormonal düzensizlikler, bazı ilaçlar, stres, aşırı cilt yağlanması, düzensiz uyku gibi nedenler akne oluşumunun altında yatan sebepler arasında” açıklamasında bulundu.</p>

<p><strong>Akne yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor</strong></p>

<p>Akneli hastalarda beslenme, cilt bakım alışkanlıkları ve rutini, yanlış kozmetik kullanımı, sigara kullanımı gibi nedenlerin sivilcelerin ortaya çıkmasına ya da artmasına neden olabildiğini söyleyen Dermatoloji Uzmanı Dr. Hazal Sönmezler Selek, “Akne kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler. Kendiliğinden gerilemeyen ve inatçı akneleri olan hastalarda akne tedavisi planlaması yapmak gerekli. Akne tedavisinde bölgesel antibiyotikli kremler, benzoil peroksit, retinoik asit, azelaik asit, antibiyotik tedavisi, sistemik isotretinoin tedavisi medikal tedaviler olarak uygulanıyor” diye konuştu.</p>

<p><strong>Dermatoloğun tavsiyelerine uyulmalı</strong></p>

<p>Akne tedavisinde ilaçlı tedavilerin yanı sıra bazı dermokozmetik işlem ve uygulamaların da tedavide başrolü oynayabildiğini veya akne/iz tedavisinde önemli destekleyici olabildiğini paylaşan Dr. Hazal Sönmezler Selek, “Kimyasal peeling, BBL, altın iğne ve fraksiyonel lazer yani akne izi tedavisi uygulanabilecek işlemler arasında yer alıyor. Kronik bir hastalık olan akne tedavisinde dermatoloğun önerileri dikkate alınıp sabrederek tedaviye devam etmek çok önemli” dedi.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Sep 2023 22:50:34 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/09/gecmeyen-sivilcenin-nedeni-arastirilmali-1694029834.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göğüs Cerrahisinde Robotik Yöntemin Avantajlarını Biliyor musunuz?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/gogus-cerrahisinde-robotik-yontemin-avantajlarini-biliyor-musunuz-7057</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/gogus-cerrahisinde-robotik-yontemin-avantajlarini-biliyor-musunuz-7057</guid>
                <description><![CDATA[Teknolojinin gelişmesiyle birlikte son dönemlerde yapılan çoğu ameliyatlarda adını duyduğumuz “Da Vinci” robotik cerrahi yöntemi; göğüs cerrahisi uzmanları tarafından da sıklıkla tercih edilebiliyor. Başta akciğer kanseri olmak üzere, iyi huylu tümörler, kistler, yemek borusu ameliyatları, mediasten kitle ve kistlerinin çıkarılması gibi çoğu ameliyatlarda robotik yöntem rahatlıkla kullanılıyor. Hastaya ve hekime sağladığı konfor ile adından söz ettiren robotik cerrahi yöntemi; hastanede kalış süresi, günlük yaşama daha hızlı dönüş, estetik kaygılar, kanama ve komplikasyon gelişme riskinin azlığı gibi birden fazla avantajı da beraberinde sunuyor. Memorial Bahçelievler Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü’nden Doç. Dr. Murat Akkuş, göğüs cerrahisi ameliyatlarında robotik yöntemin avantajları hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p> </p>

<p><strong>3 küçük kesi ile işlem yapılıyor</strong></p>

<p>Robotik cerrahi yöntemden kısaca bahsetmek gerekirse; bir robot, bir konsol ve bir kuleden oluşan teknolojik sistem ile hastanın ameliyatının kapalı (minimal invaziv) olarak yapılmasıdır. Hastanın vücuduna 3 adet 1-1,5 cm genişliğinde delikler açılarak yapılacak ameliyata göre robot konumlandırılır. Bu kollardan bir tanesi kamera portu, bir tanesi tutucu, diğeri de hem yakacak hem de diseksiyon yapacak özel bir kol olarak kullanılmaktadır. Hekim konsol üzerinden robota komut vererek hasta başındaki hekim ile birlikte koordineli şekilde ameliyatı sürdürmektedir. İşlem sırasında robot kolları yardımı ile gereken cerrahi içeride kapalı olarak gerçekleştirilir.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>İyi huylu tümörler için de kullanılıyor</strong></p>

<p>Göğüs cerrahisi ameliyatlarının büyük bir bölümünde kullanılabilen robotik cerrahi yöntemi, en sık olarak akciğer kanseri başta olmak üzere akciğerdeki iyi huylu tümörler, kistler, amfizem cerrahisi, her iki akciğerlerin arasında (mediasten bölgesinde) olan tümör ve kistler, kalp zarındaki kist, tümör gibi hastalıkları, el terlemesi, diyafram kasının fıtık ve tamirleri, yemek borusu hastalık ve kanserleri, torasik outlet sendromu gibi göğüs duvarı hastalıkları ve tümörleri olan hastalarda sıklıkla tercih edilebilmektedir.</p>

<p><strong> </strong></p>

<p><strong>Pek çok avantaj sunuyor</strong></p>

<p>Robotik cerrahi yönteminde göğüse açılan deliklerden biri ile bu alandan yerleştirilen kameranın büyütme özelliği sayesinde 3 boyutlu ve çok net bir görüntü elde edilebilmektedir. Kameranın özellikleri sayesinde doğal göz ile alınan görüntüden daha iyi bir görüş açısı sağlaması mümkündür. Robotun göğüs içinde çalışan kollarının küçük ve hassas manevra kabiliyeti sayesinde çok daha mikro bir cerrahi uygulanmakta ve kanama miktarı oldukça düşebilmektedir. Örneğin; akciğer kanseri ameliyatında lenf nodlarının tamamen çıkarılması hayati önem taşımaktadır. Derin ve dar alanlarda yer alan lenf nodlarının tam çıkarılma işlemi; diğer klasik yöntemlerle oldukça güç iken, robotun kamerası ile yakından görme ve hassas küçük aletlerin dar alana girip rahat çalışması sayesinde işlem başarılı bir şekilde tamamlanabilmektedir. Böylelikle günümüzde teknolojik cihazların kullanımı ile operasyon sırasında komplikasyon gelişme ihtimali oldukça düşüktür. Klasik yöntemlere kıyasla robotik cerrahi, büyük ameliyat izleri yerine minik delikler ile estetik bir görünüm de sağlamaktadır. </p>

<p> </p>

<p><strong>Hızlı iyileşme imkanı</strong></p>

<p>Robotik cerrahi yönteminin sunduğu ayrıcalıklar arasında operasyonda daha az kanama ve hava kaçağı (akciğerin kesilip dikilen yerlerinden hava gelişi) durumu gözlemlenmektedir. İşlem sonrasında hastalarda çok daha az ağrı hissi yaşanabilmektedir. Bu durum çok daha dikkatli ve hassas çalışıldığından kaynaklanmaktadır. Bütün bunların sonucu olarak daha az doku travması nedeniyle hastanın yoğun bakım ihtiyacı azalmakta ve hızlı iyileşme sağlanmaktadır. </p>

<p> </p>

<p><strong>Ameliyat sonrasında nefes alıp verme ve öksürme kolaylığı</strong></p>

<p>Göğüs cerrahisi ameliyatlarında kullanılan klasik açık cerrahide, bölgeye 10-20 cm arasında cilt kesisi yapılarak göğüs kasları ve kaburgalar arası kaslar kesilmektedir. Ardından mekanik bir alet (ekartör) konularak kaburgalar gerdirilerek açılmakta ve bu açıklıktan ameliyat yapılmaktadır. Robotik cerrahide 1-1,5 cm olan 3-4 adet delikten kapalı olarak işlem gerçekleşmekte, kaburgaların altından açılan da küçük kesi ile lezyon çıkarılmaktadır. Robotik cerrahide; geniş cilt kesisi, göğüs kaslarının kesilmesi ve tekrar dikilmesi, kaburgaların açılması ve tekrar birbirlerine iplerle yaklaştırılarak kapatılması işlemleri olmadığı için hem hastaya hem de hekime büyük konfor sunmaktadır. Bu konfor daha az ağrının yanı sıra hastanın derin nefes alıp verme ve öksürme egzersizlerini daha kolay yapmasını sağlayarak çabuk iyileşmesine imkan tanımaktadır. </p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Wed, 06 Sep 2023 22:50:18 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/09/gogus-cerrahisinde-robotik-yontemin-avantajlarini-biliyor-musunuz-1694029818.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Klima ile dış sıcaklık arasında en fazla 7 derece olmalı yoksa…</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/klima-ile-dis-sicaklik-arasinda-en-fazla-7-derece-olmali-yoksa-7049</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/klima-ile-dis-sicaklik-arasinda-en-fazla-7-derece-olmali-yoksa-7049</guid>
                <description><![CDATA[Bunaltan yaz sıcaklarında hepimizi ferahlatan, hayatımızın vazgeçilmez teknolojilerinden biri olan klimalar, bazı koşullara dikkat edilmezse, farklı hastalıkların ve sağlık sorunlarının nedeni haline gelebiliyorlar. Klimaların solunum yolu enfeksiyonlarından kas tutulmalarına, alerjiden felce kadar farklı sorunlara yol açabileceğine dikkat çeken Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu “Klimanın yanlış ve bilinçsiz kullanımı, özellikle kışın alışkın olduğumuz ama ‘yazın olur mu?’ diye düşündüğümüz soğuk algınlığı, nezle, ateşli boğaz enfeksiyonları ve lejyoner (klima) hastalıklarının önemli nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Üstelik bu hastalıkların bazıları; bağışık sisteminin zayıf olduğu bazı hastalarda, kronik hastalığı olanlarda, sigara kullanıcılarında ve 50 yaş üstü kişilerde ağır seyredebiliyor. Aynı zamanda alerjik bünyeli kişiler için klimalarda üreyebilen küf mantarları da alerjik rinit ve alerjik astıma yol açabiliyor. Peki, klimalar nasıl oluyor da hastalıklara neden olabiliyor ve tedbir almak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu klimaların olası risklerini anlattı, korunma yolları hakkında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>Bunaltan yaz sıcaklarında hepimizi ferahlatan, hayatımızın vazgeçilmez teknolojilerinden biri olan klimalar, bazı koşullara dikkat edilmezse, farklı hastalıkların ve sağlık sorunlarının nedeni haline gelebiliyorlar. Klimaların solunum yolu enfeksiyonlarından kas tutulmalarına, alerjiden felce kadar farklı sorunlara yol açabileceğine dikkat çeken <strong>Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu </strong>“Klimanın yanlış ve bilinçsiz kullanımı, özellikle kışın alışkın olduğumuz ama ‘yazın olur mu?’ diye düşündüğümüz soğuk algınlığı, nezle, ateşli boğaz enfeksiyonları ve lejyoner (klima) hastalıklarının önemli nedenlerinden biri olarak kabul ediliyor. Üstelik bu hastalıkların bazıları; bağışık sisteminin zayıf olduğu bazı hastalarda, kronik hastalığı olanlarda, sigara kullanıcılarında ve 50 yaş üstü kişilerde ağır seyredebiliyor. Aynı zamanda alerjik bünyeli kişiler için klimalarda üreyebilen küf mantarları da alerjik rinit ve alerjik astıma yol açabiliyor. Peki, klimalar nasıl oluyor da hastalıklara neden olabiliyor ve tedbir almak için nelere dikkat etmemiz gerekiyor? Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu klimaların olası risklerini anlattı, korunma yolları hakkında önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. </p>

<p><strong>1. RİSK: ALERJİLER</strong></p>

<p>Yeterli bakım yapılmamış klimaların ortama soğuk hava üflerken içindeki tozları, küf mantarlarını yani içinde bulunan alerjik etkenleri de üfler. Bu durum normal kişileri etkilemezken özellikle alerji sorunu olan kişilerde şikayetlerin artmasına ve alerji ataklarına neden olabiliyor. Bazı hastalarda kuru öksürüğe hatta astım krizlerinin yaşanmasına yol açabiliyor. </p>

<p><strong>2. RİSK: KAS AĞRILARI VE FELÇ</strong></p>

<p>Yazın sık sık kas tutulmalarından ya da ağrılarından şikayet eden kişilere rastlanmasının nedenlerinden biri de klimalar oluyor. Klimaların üflediği soğuk havaya doğrudan maruz kalan kişilerdeki yüz sinir kılıfları etkilenirken, ileri etkilerde ödem yapabiliyor. Ancak bu durum, yüz felcine de yol açabilir ki böyle bir durumda ilk yapılması gereken acilen en yakın sağlık kuruluşuna gitmektir. </p>

<p><strong>3. RİSK: SOLUNUM YOLLARI ENFEKSİYONLARI</strong></p>

<p>Klimaların korkulan etkilerinden biri, solunum yolu enfeksiyonlarına yol açması. Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu, klimaya bağlı solunum yolu enfeksiyonları yaşanmasının iki nedeni olduğuna dikkat çekerek şunları söylüyor: “Dışarıda çok sıcak bir hava varken içerde klimayı yüksek soğukluk derecesinde kullanmak bazı riskleri de beraberinde getiriyor. İç-dış sıcaklık arasındaki yüksek farklılık, ani ısı değişikliği etkisine, aynı zamanda sürekli soğuk ve kuru havaya maruz kalmak vücut direncinin düşmesine yol açar. Bu da kişinin hastalığa davetiye çıkarması gibi bir durum. O nedenle tedbir alınmalı, klima ile dış sıcaklık arasındaki farkın en fazla 7 derece olmalıdır.”</p>

<p>İkinci nedenin ise klimanın çalışırken içindeki bazı bakteri ve virüsleri havaya üflemesi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu “Bunlar solunum yoluyla kişiye bulaşırlar. Havayı serinletirken aynı zamanda kurutan klimalar, üst solunum yollarında farenjit, burun tıkanıklıkları ve sinüzit gibi hastalıklara yol açıyor. Nezle, grip gibi hastalıkların yanı sıra halk arasında klima hastalığı olarak bilinen ağır sağlık sorunlarına yola açabilecek hastalıklar da görülebiliyor” diyor.   </p>

<p><strong>9 öneriyle yaz sıcağında sağlığınızı koruyun</strong></p>

<p>Peki, yazın vazgeçilmezlerimizin başında gelen klimaların sağlık risklerinden uzak durmak için hangi tedbirler alınabilir. İşte Prof. Dr. Ceyda Erel Kırışoğlu’nun önerileri:  </p>

<ol start=”1” type=”1”>
	<li>Odanız ne çok soğuk ne çok sıcak olmalı. Klimanızı 22-25 arası bir dereceye sabitleyin. </li>
	<li>Odanız sıcakken klimanızı ani bir şekilde çok soğuk dereceye getirmeyin. Isıyı yavaş yavaş düşürün ki vücut sıcaklığınız ani düşmesin. </li>
	<li>Dış sıcaklık ile klima çalışan odadaki sıcaklık arasındaki farkın en fazla 7 derece olmasına dikkat edin.  </li>
	<li>Klimanızın üfleme gücünü sabit ve en fazla orta seviyede tutun. Aniden yükselttiğiniz üfleme gücüne maruz kalmanız vücut sıcaklığının ani düşmesine, kaslarınızın da olumsuz etkilenmesine neden olur.  </li>
	<li>Klimanızın üflediği noktada bulunmaktan kaçının. Doğrudan klimanın üflediği yerde bulunmak sizi o an ferahlatsa da çok zararlıdır. </li>
	<li>Çok terlediniz, çok sıcakladınız ve yüzünüze püfür püfür essin istiyorsunuz ancak  klimayı yüzüne doğru üfletmeyin. Bu hem yüz felcine hem de içinde varsa hastalık etkenlerini hızlıca solumanıza yol açabilir. </li>
	<li>Kuru hava sağlığa zarar verebildiğinden nem dengesini sağlayan klimaları tercih edin. </li>
	<li>Klimaların yeterli düzeyde solunum yollarınızı nemlendirememe ihtimaline karşılık bol bol su için. </li>
	<li>Bakımı titizlikle yapılmayan klima sularında bakteri üreyebileceğinden klima ve havalandırma sistemlerinin filtrelerini her yıl değiştirip bakımlarını yaptırın.</li>
</ol>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Jul 2023 23:41:42 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/07/klima-ile-dis-sicaklik-arasinda-en-fazla-7-derece-olmali-yoksa-1690836102.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bilim ,Teknoloji ve geleceğin sınırlarını yeniden şekillendirme yapay zeka </title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/bilim-teknoloji-ve-gelecegin-sinirlarini-yeniden-sekillendirme-yapay-zeka-7048</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/bilim-teknoloji-ve-gelecegin-sinirlarini-yeniden-sekillendirme-yapay-zeka-7048</guid>
                <description><![CDATA[“Yapay zeka, insan beyninin karmaşık işlevlerini taklit etmek ve bazı durumlarda aşmak için öğrenme, mantık, problem çözme, algı ve dil gibi yetenekler geliştiren bilgisayar sistemlerini tanımlar. Ancak, yapay zeka ve insan beyni karşılaştırılırken, bu iki sistemin aslında ne kadar benzer ve ne kadar farklı olduğunu görmemiz önemlidir.” diyen Liv Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi, Doç. Dr. Abuzer Güngör yapay zeka ve beyin cerrahisi ilişkisini anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p><strong>Bilgiyi elektriksel ve kimyasal sinyallerle işliyor</strong></p>

<p>İnsan beyni, sinir hücrelerinden (nöronlar) oluşan karmaşık bir ağdır ve bilgiyi elektriksel ve kimyasal sinyallerle işler ve iletişim kurar. İnsan beyninin 100 milyardan fazla nöronu vardır ve her biri, birden fazla başka nöronla bağlantılar (sinapslar) kurar. Bu eşsiz ağ, insanlara karmaşık düşünme, öğrenme, hafıza ve duygusal yetenekleri sağlar.</p>

<p><strong>İnsan beyninden belirgin farkları var</strong></p>

<p>Öte yandan, yapay zeka, özellikle derin öğrenme algoritmaları, beyindeki sinir ağlarını taklit eder. Yapay sinir ağları, giriş ve çıktı arasında bir dizi hesaplama yaparak bir dizi ’katman’ üzerinden bilgiyi işler. Ancak, bu sistemlerin insan beyninden belirgin farkları vardır. Örneğin, yapay zekanın ”öğrenme” yeteneği genellikle belirli bir görevi veya dizi görevi optimize etmeye dayanır ve genellikle bir insanın yaşam boyu öğrenme ve uyum sağlama yeteneği ile kıyaslanamaz.</p>

<p><strong>Beyin cerrahisini dönüştürme yeteneğine sahip</strong></p>

<p>Yapay zeka ve beyin cerrahisi arasındaki ilişki daha da ilginç. Yapay zeka, ameliyatları daha güvenli ve etkili hale getirme potansiyeli ile beyin cerrahisini dönüştürme yeteneğine sahip. Örneğin, Manyetik Rezonans Görüntüleme ve Bilgisayarlı Tomografi taramalarını analiz ederek ve ameliyat öncesi planlamada yardımcı olabilecek karmaşık 3D modeller oluşturarak, cerrahların daha hassas müdahaleler yapmasına yardımcı olabilir. Ayrıca, bir hastanın beyin fonksiyonlarını daha iyi anlamak ve nörolojik hastalıkların tedavisini geliştirmek için geniş veri setlerini analiz etme yeteneği sunar.</p>

<p><strong>Beyin fonksiyonunu anlama konusunda yardımcı </strong></p>

<p>İlginç bir şekilde, yapay zeka ve nörobilim arasındaki bu etkileşim, her iki alanı da ilerletmektedir. Yapay zeka modelleri, beyin fonksiyonunu anlama çabalarımızı şekillendirmekte ve desteklemekte, öte yandan nörobilimdeki keşifler, daha etkili yapay zeka sistemleri tasarlamamıza yardımcı olmaktadır. Örneğin, beyindeki öğrenme ve hafıza mekanizmalarını daha iyi anlamak, yapay zekanın daha karmaşık görevleri öğrenmesine ve genelleştirmesine yardımcı olabilir.</p>

<p>Ancak, bu etkileşim aynı zamanda etik ve toplumsal sorunları da beraberinde getiriyor. Beyin-bilgisayar ara yüzleri ve nörolojik bozuklukların tedavisi için yapay zekanın kullanılması, özellikle kişisel verilerin ve mahremiyetin korunması konusunda yeni sorunları ortaya çıkarabilir.</p>

<p><strong>Hassas hareketler yapabilme yeteneğine sahip</strong></p>

<p>Robotik cerrahiye gelince, yapay zekanın getireceği katkılar çığır açıcı olabilir. Robotik cerrahi sistemler, insan elinin erişemediği veya yapamayacağı hassas hareketleri yapabilme yeteneğiyle, beyin cerrahisinin geleceğini şekillendiriyor. Yapay zeka, burada birkaç şekilde devreye girer. Öncelikle, yapay zeka, robotik cerrahi sistemlerin anatomi ve cerrahi prosedürler konusunda daha fazla bilgi sahibi olmasını sağlar. İkincil olarak, yapay zekanın bir diğer yararı, cerrahın elindeki tremorları (istemsiz hareketleri) filtreleyebilmesi ve böylece robotun çok daha istikrarlı ve hassas hareketler yapabilmesidir. Son olarak, yapay zeka, ameliyat sırasında gerçek zamanlı karar verme ve adaptasyon sağlayabilir.</p>

<p><strong>İnsan zekasını daha iyi anlama konusunda destek<br />
 </strong>Yapay zeka ve nörobilim arasındaki bu etkileşim, insan zekasını daha iyi anlama ve taklit etme yeteneğimizi artıracak ve toplumumuzun çeşitli yönlerini; sağlık hizmetlerinden eğitime, iş dünyasından kişisel yaşamımıza kadar derinden etkileyecektir. Ancak, bu gelişmelerin getirdiği fırsatları tam olarak değerlendirebilmek ve olası risklerini yönetebilmek için, bu teknolojik ilerlemeleri yönlendiren ve etkileyen etik ve toplumsal konuları dikkatle düşünmeli ve tartışmalıyız. Yapay zeka ve beyin araştırmalarının hızla ilerlediği bu çağda, bu konuları dikkatle ele almak ve iyi bir denge kurmak büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Jul 2023 23:41:25 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/07/bilim-teknoloji-ve-gelecegin-sinirlarini-yeniden-sekillendirme-yapay-zeka-1690836085.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Hem Güneş Koruyucu Kullanıp Hem de D Vitamininden Faydalanabilirsiniz</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/hem-gunes-koruyucu-kullanip-hem-de-d-vitamininden-faydalanabilirsiniz-7047</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/hem-gunes-koruyucu-kullanip-hem-de-d-vitamininden-faydalanabilirsiniz-7047</guid>
                <description><![CDATA[Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte güneş ışınlarının zararlı etkilerinden korunmanın da zamanı da geldi. Özellikle çocukluk ve ergenlik döneminde güneşe uzun süre maruz kalmak, deride su dolu baloncuk oluşturacak düzeyde güneş yanığı oluşması ilerleyen yıllarda deri kanseri gelişimi riskini artırıyor. Deri kanserlerini önlemenin yolları arasında güneşin zararlı ışınlarından korunma ilk sırada geliyor. Bunun için bazı önemli noktalara dikkat edilmesi ve düzenli güneş koruyucu kullanılması gerekiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Dermatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Güldehan Atış, güneşin cilt üzerindeki etkileri hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p></p>

<p>Vücut fonksiyonlarında birçok görevi olan D vitamininin öneminin daha çok gündeme gelmesiyle birlikte, akıllara “güneş koruyucuların D vitamini sentezi üzerine olumsuz etkisi olabilir mi? “sorusu gelmektedir. Oysaki sadece el sırtları ve yüzün günde 10-20 dk. süre ile güneşe maruz kalması, düzenli güneş koruyucu kullanılmasına rağmen D vitamini sentezi için yeterli olmaktadır.</p>

<p><strong>Aşırı güneş maruziyeti zararlı sonuçlara neden olabiliyor</strong></p>

<p>Bilindiği üzere, güneş ışınlarına uzun süre maruz kalmak deri kanserlerine neden olabilmektedir. Bunun dışında, deri yaşlanması, özellikle yüz gibi daha yoğun güneşe maruz kalan alanlarda çil ve leke oluşumunu tetikleyebilmektedir. Ayrıcı bazı alerjik ve romatizmal deri hastalıkları güneş ışınlarıyla şiddetlenebilmektedir.</p>

<p><strong>Güneşten korunma da giysiler de kremler kadar önemli </strong></p>

<p>Güneşten korunmada en önemli basamak, güneş ışınlarının dik olduğu saat 10:00-14:00 arasında güneşten kaçınmaktır. Dışarıda vakit geçirilen zamanlarda, mümkün olduğunca gölge alanlarda bulunmaya çalışılmalıdır. Bulutlu ve kapalı günlerde de ultraviyole ışınlarının %80’i dünya yüzeyine ulaştığı bilinmektedir. Giysiler, güneşe karşı önemli bir bariyer fonksiyonu göstermektedir. Şapka ve güneş gözlüğü takılması da önemlidir. Kalın, sık dokunmuş kumaşlar, polyester giysiler güneş ışınlarından daha etkin bir koruma sağlarken, ıslanmış, solmuş, ince kumaşların koruyuculuğu düşüktür. </p>

<p><strong>Güneş kremi UVA ve UVB’ ye karşı koruma sağlamalı</strong></p>

<p>Güneşten koruyucular, güneşten korunmada etkili ajanlardır. Güneş koruma faktörü (SPF), 2-12 olan ürünler minimal, 12-30 olan ürünler orta, 30’un üstü olan ürünler yüksek koruma sağlar. SPF değerleri UVB’ye karşı koruma düzeyini ifade etmektedir. Güneşten koruyucu seçerken, hem UVA hem de UVB’ye karşı koruma sağlayan ürünler tercih edilmelidir. Yaz aylarında en az 30 SPF kremler tercih edilmelidir. Güneşe çıkılmadan 20-30 dakika önce sürülmeli ve 2-4 saatte bir tekrarlanmalıdır. Denize girme, aşırı terleme gibi durumlardan sonra ya güneşten koruyucular tekrar edilmeli ya da suya dayanıklı ürünler tercih edilmelidir. </p>

<p><strong>Çocukları güneşe aşırı maruz kalmaktan koruyun </strong></p>

<p>Bir insan hayat boyunca maruz kaldığı toplam UV miktarının yaklaşık yarısına yaşamının ilk 20 yılında maruz kalmaktadır. Özellikle çocukluk çağında su dolu kabarcıklara yol açacak düzeyde güneş yanığına maruz kalmak, ilerleyen yıllarda deri kanseri riskini artırmaktadır. O yüzden çocukluk çağında güneşten korunmak önemlidir. 6 aydan önce bebeklerin güneşle uzun süre teması önlenmeli, gerekirse koruyucu giysiler kullanılmalıdır. 6 aydan sonra ise bebekler için uygun güneş koruyucular tercih edilmelidir.</p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Jul 2023 23:39:46 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/07/hem-gunes-koruyucu-kullanip-hem-de-d-vitamininden-faydalanabilirsiniz-1690835986.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Magnezyum eksikliğinin 7 sonucu</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/magnezyum-eksikliginin-7-sonucu-7043</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/magnezyum-eksikliginin-7-sonucu-7043</guid>
                <description><![CDATA[Halk arasında magnezyum eksikliği olarak bilinen hipomagnezemi, sıklıkla gözden kaçan bir sağlık sorun olarak biliyor. Sağlıklı beslenen çoğu insanın magnezyum eksikliği yaşadığının tahmin edildiğini ve yapılan çalışmalara göre bireylerin yüzde 75’inde önerilen alım miktarlarının karşılanmadığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Magnezyum eksikliği, çoğu zaman vücuttaki magnezyum seviyeleri oldukça düşük olana kadar kendini göstermediği için çok zor teşhis edilebilir. Magnezyum eksikliğinin nedenleri değişebilir. Yetersiz ve dengesiz beslenmek önemli bir unsur olmakla birlikte bazı hastalıklar nedeniyle de vücuttan magnezyum atımı ve magnezyum kaybı gerçekleşebilir. Magnezyum kaybıyla ilişkili sağlık sorunları arasında diyabet, zayıf emilim, kronik ishal, çölyak hastalığı ve kemik sendromu yer alıyor” dedi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Halk arasında magnezyum eksikliği olarak bilinen hipomagnezemi, sıklıkla gözden kaçan bir sağlık sorun olarak biliyor. Sağlıklı beslenen çoğu insanın magnezyum eksikliği yaşadığının tahmin edildiğini ve yapılan çalışmalara göre bireylerin yüzde 75’inde önerilen alım miktarlarının karşılanmadığını söyleyen Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, “Magnezyum eksikliği, çoğu zaman vücuttaki magnezyum seviyeleri oldukça düşük olana kadar kendini göstermediği için çok zor teşhis edilebilir. Magnezyum eksikliğinin nedenleri değişebilir. Yetersiz ve dengesiz beslenmek önemli bir unsur olmakla birlikte bazı hastalıklar nedeniyle de vücuttan magnezyum atımı ve magnezyum kaybı gerçekleşebilir. Magnezyum kaybıyla ilişkili sağlık sorunları arasında diyabet, zayıf emilim, kronik ishal, çölyak hastalığı ve kemik sendromu yer alıyor” dedi. </strong></p>

<p>Anadolu Sağlık Merkezi İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Doç. Dr. Enes Murat Atasoyu, magnezyum eksikliğinin 7 önemli belirtisini paylaştı:</p>

<p><strong>1. Kas ağrıları ve kramplar</strong></p>

<p>Ağrı, titreme veya kas krampları magnezyum eksikliğinin önemli belirtilerinden biri. Eksiklik, nöbetlere veya konvülsiyonlara da neden olabilir. Kullanılan magnezyum takviyeleri, yetersiz bireylerde kas seğirmelerini ve krampları hafifletebilirken, magnezyum takviyelerinin yaşlı erişkinlerde kas krampları için daha az etkili bir tedavi olabileceği bildiriliyor. </p>

<p>İstemsiz kas seğirmelerinin stres veya çok fazla kafein tüketmek gibi başka birçok nedeni de olabilir. Ayrıca bazı ilaçların yan etkisi, nöromiyotoni veya motor nöron hastalığı gibi nörolojik hastalıklar belirti olarak baş gösterebilir. Ara sıra seğirmeler normal olsa da belirtiler devam ederse doktora başvurulmalı.</p>

<p><strong>2. Ruhsal bozukluklar</strong></p>

<p>Zihinsel bozukluklar magnezyum eksikliğinin bir başka olası sonucudur. Bunlar zihinsel uyuşma veya duygu eksikliği ile karakterize olan ilgisizliği de içeriyor. Buna ek olarak, yapılan bazı çalışmalar düşük magnezyum düzeylerinin artmış depresyon riski ile ilişkili olduğunu kanıtlıyor. Yapılan çalışmalar magnezyum takviyelerinin anksiyete bozuklukları olan kişilerde etkili olduğunu gösteriyor.</p>

<p><strong>3. Osteoporoz</strong></p>

<p>Osteoporoz, zayıf kemikler ve artmış kemik kırığı riski ile karakterize bir hastalık. Osteoporoz riski çeşitli faktörlerden etkilenir. Bunlar yaşlılık, egzersiz eksikliği ve D ve K vitaminlerinden eksiklik olarak sıralanabilir. Magnezyum eksikliği osteoporoz için bir risk faktörüdür. Eksiklik kemikleri doğrudan zayıflatabilir, ancak aynı zamanda kemiklerin ana yapı taşı olan kalsiyumunun da kan seviyelerini düşürebiliyor.</p>

<p><strong>4. Yorgunluk ve kas zayıflığı</strong></p>

<p>Fiziksel veya zihinsel yorgunluk ya da halsizlik ile karakterize edilen bir durum olan yorgunluk, magnezyum eksikliğinin bir başka belirtisi. Herkes zaman zaman yorulabilir. Bu tipik olarak, sadece dinlenmeniz gerektiği anlamına gelir. Bununla birlikte, şiddetli veya kalıcı yorgunluk bir sağlık sorununun işareti olabilir. Yorgunluk spesifik olmayan bir semptom olduğu için, başka semptomlar eşlik etmedikçe sebebini tanımlamak imkansızdır.</p>

<p>Magnezyum eksikliğinin başka bir önemli işareti de miyastenia ismiyle de bilinen kas zayıflığıdır. Bilim insanları, zayıflığın, magnezyum eksikliğiyle ilişkili bir durum olan kas hücrelerindeki potasyum kaybından kaynaklandığına inanıyorlar. Bu nedenle, magnezyum eksikliği yorgunluğun veya zayıflığın olası nedenlerinden biridir.</p>

<p><strong>5. Yüksek tansiyon</strong></p>

<p>Yapılan çalışmalar, magnezyum eksikliğinin kan basıncını artırabileceğini ve kalp hastalığı için güçlü bir risk faktörü olan yüksek tansiyonu artırabildiğini gösteriyor. Araştırmalarda düşük magnezyum seviyelerinin veya magnezyumdan yetersiz ve dengesiz beslenmenin kan basıncını artırabileceğini düşündürüyor. Bazı incelemeler, magnezyum takviyelerinin, özellikle yüksek tansiyonu olan yetişkinlerde kan basıncını düşürebileceği sonucuna varıyor. Özetlemek gerekirse magnezyum eksikliği kan basıncını, bu da kalp hastalığı riskini artırabilir.</p>

<p><strong>6. Astım</strong></p>

<p>Magnezyum eksikliği ciddi astımı olan hastalarda görülebilir. Ek olarak, astımı olan bireylerde magnezyum seviyeleri sağlıklı insanlardan daha düşük olma eğilimindedir. Bilim insanları, magnezyum eksikliği olduğu durumlarda akciğerlerin solunum yollarını kaplayan kaslarında kalsiyum birikmesine neden olabileceğini öne sürüyor. Bu da solunum yollarını daraltır ve nefes almayı zorlaştırır.</p>

<p><strong>7. Düzensiz kalp atışı</strong></p>

<p>Magnezyum eksikliğinin en ciddi belirtileri arasında kalp aritmisi veya düzensiz kalp atışı bulunuyor. Aritmi semptomları çoğu durumda hafiftir. Genellikle hiçbir semptomu yoktur. Bununla birlikte, bazı insanlarda, kalp atışları arasında duraklamalar olan kalp çarpıntısına neden olabilir. Magnezyum takviyeleri bazı aritmi hastalarında semptomları azaltabilir.</p>

<p><strong>Yeterli magnezyum nasıl alınır?</strong></p>

<p>Magnezyum açısından en zengin kaynaklar tohumlar ve fındıklardır ancak tam tahıllar, fasulye ve yeşil yapraklı sebzelerdir. 100 gram bademde 270 mg, kabak çekirdeğinde 262 mg, bitter çikolatada 176 mg, yer fıstığında 168 mg, patlamış mısırda 151 mg magnezyum bulunuyor. Bir avuç (28.4 gram) badem, günlük magnezyum alım miktarının yüzde 18’ini sağlıyor. </p>

<p>Diğer büyük kaynaklar arasında keten tohumu, ayçiçeği tohumu, chia tohumu, kakao, kahve, kaju fıstığı, fındık ve yulaf bulunuyor. Düzenli olarak fındık, tohum, tahıl veya fasulye gibi bol miktarda magnezyum açısından zengin bütün yiyecekler yemeye özen gösterilmeli.</p>

<p>Bu gıdalar diğer sağlıklı besin maddelerinden de yüksektir. Bu besinleri diyete eklemek yalnızca magnezyum eksikliği riskinizi azaltmakla kalmaz, öte yandan genel sağlığı da artırabilir.</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Jul 2023 23:35:33 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/07/magnezyum-eksikliginin-7-sonucu-1690835733.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Karbonhidrat ağırlıklı beslenme beyin kanaması riskini arttırıyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/karbonhidrat-agirlikli-beslenme-beyin-kanamasi-riskini-arttiriyor-7039</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/karbonhidrat-agirlikli-beslenme-beyin-kanamasi-riskini-arttiriyor-7039</guid>
                <description><![CDATA[Son zamanlarda beyin kanaması vakalarının arttığını belirten uzmanlar beyin kanamasının en sık sebebinin travma olduğunu söylüyor. Travma olmaksızın gelişen spontan beyin kanamaları görülebileceğini de belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal spontan beyin kanamalarının tansiyon yüksekliği ve damar yapısının bozuk olmasından kaynaklandığına dikkat çekiyor. Sıcak havalarda daha sık beyin kanaması görüldüğüne dair kanıt olmadığını vurgulayan Ünal, protein yerine karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin ise beyin kanaması riskini arttıran sebepler arasında olduğunu ifade ediyor. Ünal, korunmak için kontrolsüz kan sulandırıcı kullanılmaması ve sağlıklı bir yaşam tarzı belirlenmesi gerektiğinin altını çiziyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong></strong></p>

<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, beyin kanaması nedenleri ve korunma yolları hakkında açıklamalarda bulundu.</p>

<p><strong>Beyin kanamalarının birincil nedeni travma</strong></p>

<p>Son zamanlarda beyin kanaması haberlerinin arttığını belirten Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Emre Ünal, “Bu durum, akıllara birçok soruyu getiriyor. Acaba insanların beyin kanaması geçirme ihtimali mi arttı? Beyin kanaması geçiren insan sayısında artış mı var? Yoksa  beyin kanaması geçiren insan sayısı aynı ama haber kaynakları arttığı için daha mı fazla gündeme geliyor? Bu sorulara cevap vermeden önce, beyin kanaması sebeplerini anlatmak gerekir ki, cevapları daha açık hale gelsin. Beyin kanamasının en sık sebebi, travmadır. Yani düşme, trafik kazası gibi sebeplere bağlı olur. Ancak bir de travma olmaksızın gelişen beyin kanamaları var. Bunlara spontan beyin kanamaları denir. Spontan beyin kanamalarının en sık sebebi tansiyon yüksekliği ve damar yapısının bozuk olmasıdır. Damar yapısını bozan sebepler arasında kötü beslenme, kilo fazlalığı, sigara kullanımı, şeker hastalığı gibi kronik hastalıklar vardır. Tabi yaş ilerledikçe, damar yapısının bozulma ihtimali arttığı için, ileri yaşı da beyin kanaması sebepleri arasında sayabiliriz.” dedi.</p>

<p><strong>Az protein fazla karbonhidrat beyin kanaması riskini arttırıyor</strong></p>

<p>Ülkemizdeki nüfus artışı ve yaşlı nüfusun artmasına bağlı olarak daha fazla insanda beyin kanaması görülmesinin aslında doğal bir sonuç olduğuna dikkat çeken Ünal, “Bunun yanında tıp teknolojisi ve görüntüleme teknikleri ilerledi. Eskiden vefat eden insanların vefat sebepleri bulunamazken, artık   teşhis konulabiliyor ve hatta zamanında müdahale ile insanlar kurtarılabiliyor. Bunların dışında, gıdaların yetiştirilme tekniklerinin değişmesi, daha fazla nüfusa yetmesi için gıda üretiminde çeşitli ilaçların ve katkı maddelerinin kullanımının artması, ekonomik sebeplere bağlı proteinden az, karbonhidrattan daha fazla beslenmenin ön plana çıkması, beyin kanaması arttıran sebepler arasında. 2017 yılında yapılan bir araştırmaya göre, sosyoekonomik seviyesi düşük ülkelerde beyin kanaması geçiren insan sayısının daha fazla olması da, bu bilgiyi destekler nitelikte.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Sıcak havalarda daha sık görüldüğüne dair kanıt yok</strong></p>

<p>Travma haricinde gelişen, yani spontan beyin kanamalarının hava sıcaklıklarıyla ilişkisinin belirlenebilmesi için dünyada çeşitli çalışmalar yapıldığını belirten Ünal, “Türkiye’de yapılan çeşitli çalışmalarda, sonbahar aylarında daha fazla beyin kanaması olduğu gösterilmiştir. 2021 yılında Almanya’da, 800 hasta üzerine yapılan çalışmada ise, hava koşullarının beyin kanaması ile bir ilişkisi gösterilmemiştir. Özetle, özellikle sıcak havalarda daha sık beyin kanaması olduğu kanıtlanmış bir durum değil.” açıklamasını yaptı.</p>

<p><strong>Doktor kontrolünde olmayan kan sulandırıcı kullanımı, beyin kanaması ihtimalini arttırır</strong></p>

<p>Yüksek tansiyon ve şeker hastalığı gibi sorunlar veya sigara kullanımı gibi alışkanlıkların tüm vücut damar yapısını bozduğu gibi, beyin damar yapısını da bozduğunun altını çizen Op. Dr. Emre Ünal, “Yapısı bozulan damarın çeperinde hasarlanmalar ve zayıflamalar olur. Üzüntü, sevinç, öfke gibi tansiyonu anlık yükselten doğal durumlar bu zayıflamış olan çeperde yırtılmalara sebep olabilir. Bu yırtıklardan, damar dışına çıkan kan, beyin dokusu içerisine dağılarak beyin kanamasına yol açar. Bu tarz hastalıklarda, bazı durumlarda kan sulandırıcı ilaçlar kullanmak gerekir. Kan sulandırıcı kullanmak da, beyin kanaması ihtimalini arttıran bir unsurdur. Bu sebeple doktor özellikle önermediği sürece, rutin olarak aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçlar kullanmak tehlikelidir. Nitekim, bilinen bir hastalık olmadan rutin kan sulandırıcı kullanmanın kalp krizine karşı koruyucu olmadığı ispatlanmıştır.” uyarılarında bulundu.</p>

<p><strong>Sigara kullanmamak en önemli korunma adımı</strong></p>

<p>Beyin kanamasından korunmanın yollarının, sağlıklı yaşam için gerekli olan genel kuralları içerdiğini vurgulayan Ünal, “Sigara içmemek bunların başında gelir. Sigara, sadece akciğeri etkileyen bir alışkanlık gibi algılansa da, tüm vücut üzerinde ki olumsuz etkileri sayısız bilimsel çalışmada ispatlanmıştır. Bunun dışında düzenli egzersiz yapmak, tüm damar sistemini olumlu yönde destekler, yıpranma ihtimalini azaltır. Haftanın 4 günü, sadece tempolu 30 dakika yürüyüş yapmak bile bunun için yeterlidir. Düzenli spor ile birlikte dengeli ve sağlıklı beslenme, şekerli gıdalardan uzak durmak beyin kanaması ihtimalini belirgin düzeyde azaltan diğer unsurlardır.” dedi.</p>

<p>Travma harici oluşan beyin kanamalarının, çocuklarda çok nadir görüldüğünü dile getiren Ünal, sözlerini şöyle tamamladı:</p>

<p>“Yeni doğan bebeklerde, erken doğum, beyin kanaması ihtimalini arttırır. Bunun dışında, çocuklarda daha ileri yaşta görülen beyin kanamalarında, altta yatan bir hastalık olup olmadığını, beyin tümörü veya beyin damar yumağı gibi hastalıkları mutlaka araştırmak gerekir.”</p>

<p> </p>

<p>Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 31 Jul 2023 23:34:24 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2023/07/karbonhidrat-agirlikli-beslenme-beyin-kanamasi-riskini-arttiriyor-1690835664.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Deprem fobisinde yakınlarını kaybetme korkusu tetikleniyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/deprem-fobisinde-yakinlarini-kaybetme-korkusu-tetikleniyor-6804</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/deprem-fobisinde-yakinlarini-kaybetme-korkusu-tetikleniyor-6804</guid>
                <description><![CDATA[Bir ay ve üzerinde seyreden travmatik etkiler mutlaka ciddiye alınmalı!]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style=”text-align:center”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong><span style=”color:black”>Bir ay ve</span><span style=”color:black”> </span><span style=”color:black”>üzerinde seyreden travmatik etkiler mutlaka ciddiye alınmalı!</span></strong></span></span></p>

<div> </div>

<div>
<p style=”text-align:center”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong><span style=”color:black”>Deprem sonrası ortaya çıkan travmaların herkeste farklı etkiler oluşturacağını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, kişinin  işlevlerini bozacak kadar şiddetli olan etkilerin ilk bir ay için akut stres bozukluğu, bir aydan sonraki dönem  için  de  travma  sonrası  stres bozukluğu  olarak tanımlandığını belirtti. Çekin, bu sürecin uzaması halinde mutlaka uzmana başvurulmasını tavsiye etti. Çekin,  deprem fobisinin, diğer fobilerden farklı olarak kişinin tehlikeyle karşı karşıya kalmasından ziyade özellikle sevdiklerine karşı hissedilen kaybetme korkusu ve ölüm senaryoları ile tetiklendiğini söyledi.</span></strong></span></span></p>

<p style=”text-align:center”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong><span style=”color:black”> </span></strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, 17 Ağustos Marmara depreminin yıldönümünde travmalara ve etkilerine ilişkin değerlendirmede bulundu.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Doğal afetler herkeste farklı duygusal etkiler oluşturabilir</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, doğal afetlerin insanoğlunun var olduğu günden beri korkularının temeli olduğunu belirterek ”Doğal afetlerin ani ve öngörülemez oluşu insanlar üzerinde büyük etkiler bırakabilmektedir. Bu türden bir doğal afet felaketine maruz kalan bazı bireylerde, fiziksel bir yaralanma olmasa da duygusal açıdan birtakım sorunlar ortaya çıkabilir.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Ülkemiz özellikle deprem bölgesi olması sebebi ile yaşanan büyük depremler sonrası kişilerde çeşitli tepkiler ortaya çıkmaktadır. Tabii ki bu çeşitli tepkiler kişiden kişiye değişiklik göstermektedir. Aslında gelişen tepkiler tamamen normaldir  ve  bu tepkilerin neler olduğunu bilmemiz, olayın psikolojik etkilerinden daha çabuk kurtulmamıza yardımcı olmaktadır.” dedi.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Akut stres bozukluğuna yol açabilir</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Çoğu zaman depremin kendisi sorunmuş gibi görünse de aslında daha çok içeriğindeki belirsizliğin bireyde korku oluşturduğunu ifade eden Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, ”Deprem gibi ağır sonuçlara yol açan afetlerde, süreci normal seyrinde götüren bireyler birkaç hafta içinde yeni duruma alışıp gündelik hayatlarına devam ederken bazı kişiler için bu sürecin uzaması akut stres bozukluğuna ve travma sonrası stres bozukluğuna yol açabilmektedir.” dedi.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Yakınları kaybetme korkusu tetikleniyor</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, deprem fobisinin, diğer fobilerden farklı olarak kişinin tehlikeyle karşı karşıya kalmasından ziyade özellikle sevdiklerine karşı hissedilen kaybetme korkusu ve ölüm senaryoları ile tetiklendiğini, bu ihtimalin de bireyleri dehşete düşürdüğünü söyledi.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>23 yıl önce yaşanan büyük Marmara depreminden yola çıkacak olunursa ülkece hem maddi hem de manevi olarak büyük kayıplar yaşandığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, ”Bu süreçte bazı kişiler korku, endişe, suçluluk, pişmanlık, öfke, karamsarlık, panik, çaresizlik ve utanç gibi duyguları çok derin ve yoğun yaşayabilirler. Belirli bir süre davranışlarımız ve hatta zihin içi süreçlerimiz bile olayın etkisi altında kalır. Olayla ilgili anılarınızı tekrar tekrar anlatmak ihtiyacı duyarsınız. Yaşadıklarınız gözünüzün önünden gitmez. Her an tekrar deprem olacakmış gibi hisseder, korku duyabilirsiniz. Dikkatinizi yaptığınız işe vermekte ya da karar vermekte zorlanabilirsiniz. Kafanız kolayca karışabilir. Hafızanızda problemler olabilir.” dedi.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Yoğun stresle bu belirtiler ortaya çıkabilir</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Deprem sırasında maruz kalınan yoğun stresten ötürü kişinin vücudunda bazı belirtiler ortaya çıkabileceğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, ”Baş, göğüs ağrıları ve mide bulantısı gibi belirtiler bunların başında yer almaktadır. Daha önce sürekli tedavi gerektiren mevcut tıbbi bir rahatsızlık varsa, şiddeti artabilir ya da nüksedebilir. Bu durumda tıbbi yardıma mutlaka başvurulmalıdır.” uyarısında bulundu.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Depreme herkes farklı tepki verebilir</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Bu tarz büyük afetlerde unutulmaması gereken en önemli şeyin bireylerin aynı olaylara farklı tepkiler geliştirebilmesi olduğunu kaydeden Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, şunları söyledi:</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>”Bazı bireyler kısa tepki gösterirken, bazılarının tepkisi aylar ve hatta yıllar sonra ortaya çıkabilir. Bazı bireylerin hissettikleri rahatsızlık verici tepkiler uzun zaman sürerken, bazı kişiler ise   hızlıca eski hallerine dönebilirler. Kısaca bireyin karakterteristik özellikleri ve depremin şiddeti gibi faktörler depreme verilen tepkiyi değiştirebilir. Örneğin kaygı bozukluğuna yatkınlığı olan bir kişi, deprem sonrası birkaç gününü geceleri ışık açık uyuyarak geçirebilir; bazı kişiler deprem olma olasılığına karşın birtakım güven arama davranışları içerisine girebilir -hemen kaçmak için kapıya daha yakın olan bir odada yatmak gibi; bazı bireyler ise yaşadıkları depremin saatine göre o saat dilimini dışarda geçirmeye eğilimli hale gelebilirler. Bunların yanı sıra depremi yaşanmamış gibi görmezden gelen depremzedeler, bastırılan duygu ve düşünceleri sonucunda daha şiddetli bir sorunla karşı karşıya kalırlar. Bu da iyileşme sürecini oldukça güçleştirmektedir.”</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, 17 Ağustos 1999  depreminin   şiddeti,   etkilediği alanın büyüklüğü, bırakmış olduğu tahribat ve kayıplar, uzun  zaman  devam  eden  artçı depremler, kurtarma çalışmalarının yetersizliği ve gecikmeler, depremzedelerin karşılaştığı barınma gibi sorunlar,  bu  felaketin  etkisini daha da fazlalaştırdığını söyledi.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Bir ay ve üzerindeki etkiler ihmal edilmemeli!</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Depremlerle ve diğer doğal afetlerle beraber insan yapımı afetler de diyebileceğimiz tecavüz, saldırı, savaş, trafik kazası, bir yakının kaybı veya öldürülmesi gibi olayların da insanlarda benzer tepkilere yol açtığını kaydeden Çekin, ”Amerikan Psikiyatri Birliği’nin yaptığı tanıma göre, bunlardan  kişinin  işlevlerini bozacak kadar şiddetli olanlar ilk bir ay için akut stres bozukluğu, bir aydan sonraki dönem  için  de  travma  sonrası  stres bozukluğu  olarak adlandırılır. Sürecin bu denli uzamasından sonra mutlaka psikiyatrik bir hekim ve psikolog eşliğinde ilerlenmelidir.” tavsiyesinde bulundu.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Depremzedenin duygularını anlamaya çalışmak önemli</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Kuşkusuz yaşamımız içerisindeki zor bir evreyi kapsayan bu dönemin, özellikle kendimize toparlanabilmek için zaman tanımamız gereken bir süreç olduğunu ifade eden Solin Çekin, ”İster çocuk ister genç ister yaşlı olsun doğal afet sonrası kişilerin ilk ihtiyacı olan dinlenilme ve anlaşılma ihtiyacıdır. Böyle zamanlarda akıl vermek yerine depremzedenin duygularını anlamaya çalışmak ve kişinin duygularını yaşamasına izin verebilmek önemlidir.” dedi.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Ailede güven ortamı önemli</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Ayrıca yaşanan şok dönemi denilen duygusal tepkisizlik ve takibinde yaşanacak olan pasifleşme ve toparlanma dönemlerini iyi tanımak gerektiğini kaydeden Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, ”Bu süreci yönetebilmek adına alkol-maddeye başvurmamak ve aile içerisinde ortak adımlar atarak güven vermek önem arz etmektedir. Diğer önemli bir nokta ise yaşanılan olumsuzluklardan ders çıkarabilmektir. Bu noktada her evde bir acil kriz planının olması ve o kriz anında görev dağılımının olması çok önemlidir.” dedi.</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Psikolojik destek alınması önemli</strong></span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”> </span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Krize daha önceden hazırlanmamış olan bireylerin yani psikolojik sağlamlığı olmayan kişilerin stresi kontrolsüz ve panik şeklinde yaşadığını kaydeden Uzman Klinik Psikolog Solin Çekin, tavsiyelerini şöyle sıraladı:</span></span></p>

<p style=”text-align:justify”><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>”Bu da toparlanma sürecinin uzamasına ve şiddetli geçmesine sebep olmaktadır. Alınabilecek önlemlerin yanı sıra yaşanan deprem sonrası görmezden gelmek yerine mutlaka psikolojik destek almak önemlidir. Yas sürecinin işlenmesi, travma süreçlerinin tanınması ve empatik yaklaşımlar kişinin daha sağlıklı toparlanmasına yardımcı olacaktır. Yine bu yas ya da kayıp döneminde dikkat gerektiren işlerden uzaklaşmak gerekli. Biraz bireyin kendine zaman tanıması ve bulunduğu ortamdan uzaklaşmak, farklı insanlarla ve ortamlarda bir araya gelmek, özellikle destek ya da dayanışma grupları oluşturup birlikte hareket edebilmek son derece faydalı olmaktadır. Bu süreçte psikolojik ve fizyolojik destek almak bir diğer önemli konudur fakat en önemli yanlışlardan biri eş dost tavsiyesiyle ilaç kullanılmasıdır.”</span></span></p>
</div>
<br>Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 18 Aug 2022 00:19:23 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2022/08/deprem-fobisinde-yakinlarini-kaybetme-korkusu-tetikleniyor-1660771163.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>İdrar Problemlerine Mesane Pili Çözümü</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/idrar-problemlerine-mesane-pili-cozumu-6793</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/idrar-problemlerine-mesane-pili-cozumu-6793</guid>
                <description><![CDATA[Sosyal hayatı etkileyen idrar sorunlarına mucize dokunuş]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Sosyal hayatı etkileyen idrar sorunlarına mucize dokunuş </strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong> </strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Ani ve önlenemeyen idrar kaçırma/idrar yapamama,  omurilik yaralanmaları, sistit, kronik kabızlık ve benzeri ağrılı mesane sendromlarında etkin bir uygulama olan &lsquo;Mesane pili’ bölgedeki sinirleri uyandırarak uygun hastaların tuvalet ihtiyaçlarını kontrol edebilmelerine yardımcı olan bir yöntemdir. </span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong> </strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>İdrar kaçırma veya yapamama sorunlarını etkin bir şekilde tedavi etmek için,  lokal anestezi uygulaması ile takılan &lsquo;mesane pili’ hakkında YYÜ Gaziosmanpaşa Hastanesi Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanı Prof Dr Fatih Altunrende;  idrar sorunu olan hastaların sosyal hayatını olumsuz etkileyen bu durumun mucizevi bir  şekilde ortadan kalktığını söyledi.  </strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong> </strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Sakral Nöromodülasyon ( Mesane Pili) İdrar Kaçırma ve İdrar Yapamamaya Çözüm</strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>            </strong>Mesane pili,  ilaç tedavisine yanıtsız idrar kaçırma ve idrar yapamama vakalarına kalıcı çözüm sağlayabiliyor. Son yıllarda kullanımı artan sakral nöromodülasyon cihazı hastaların hayat kalitesini artıyor. Sürekli olarak sondalı kalan hastaların kendiliğinden idrar yapmasına olanak sağlayarak, tamamen normal bir hayata dönülmesini sağlamaktadır. Bunun yanında özellikle kadınlarda sık görülen aşırı aktif mesane sendromunun son basamak tedavisinde kullanılmaktadır. </span></span></p>

<p> </p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Mesane Pili Operasyonu Nasıl Yapılır?</strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>            </strong>Öncelikle tedaviye uygun olup olmadığınızı mutlaka bir üroloji uzmanı ile görüşmelisiniz. Uygun hastalarda işlem iki seans olarak uygulanmaktadır. İlk seans test aşaması olarak planlanmaktadır. Sakrum kemiği üzerine elektrot yerleştirilen elektrotlar vasıtasıyla geçici olarak modülasyon başlatılmaktadır. Farklı modlar denenerek hastanın fayda görüp görmediği tespit edilmektedir. Fayda gören hastalarda en uygun mod belirlenmektedir. Test fazı 2-4 hafta arasında sürmektedir. Başarı sağlanan hastalarda ikinci bir aşama olarak mesane pili kalıcı hale getirilmektedir. Genellikle kalçanın üst kısmına yerleştirilir ve vücut cihazla ilgili herhangi bir parça bulunmaz. </span></span></p>

<p> </p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Sakral Nöromodülasyon Kimlere Uygulanır?</strong></span></span></p>

<ul>
	<li><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>İdrar yapamama</span></span></li>
	<li><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>İdrar kaçırma </span></span></li>
	<li><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Ağrılı mesane sendromu</span></span></li>
	<li><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Aşırı aktif mesane </span></span></li>
	<li><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”>Kronik kabızlık </span></span></li>
</ul>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Sakral Modülasyon Cihazı Sonrası İlaç Kullanılmasına  Gerek Kalmaz </strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>            </strong>Başarılı işlemler sonrasında hastaların ek ilaç kullanmasına gerek kalmamaktadır. Mesane pili kullanılan enerji miktarına göre değişmekle birlikte 4-6 yıl arasında kesintisiz olarak çalışabilmektedir. Dışardan kişiye özel verilen bir monitör yardımıyla pilin durumu sürekli olarak kontrol edilebilir. Batarya ömrünü tamamladıktan sonra kısa bir işlem ile değiştirilebilir. </span></span></p>

<p> </p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Nasıl Çalışır?</strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>            </strong>Sakral nöromodülasyon cihazı sakral sinirlere sürekli olarak elektriksel uyarı gönderilmesi prensibine göre çalışmaktadır. Bu sayede idrar yapılmasını sağlayan sinir ağının çalışması düzenlenebilmektedir.  Mesane çıkışı tıkanıklığı olmayan ve nörojenik mesane mevcudiyetinde hastaların kendiliğinden idrar yapması sağlanabilir. Sürekli yada aralıklı olarak sonda kullanmak zorunda olan hastalar sakral nöromodülatör ile sondadan kalıcı olarak kurtulabilmektedir. </span></span></p>

<p> </p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Hangi Merkezlerde Uygulanabilir?</strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>            </strong>Sakral nöromodülatör cihazı uygulanması ve takibi önemli bir tecrübe istemektedir. Cerrahın tecrübesi işlemin başarı şansını önemli oranda artırmaktadır. Bu nedenle referans merkezlere başvurulması önem arz etmektedir.  </span></span></p>

<p> </p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Test Fazından Hastanede Kalınması Gerekmez</strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>            </strong>Test fazı iki hafta kadar sürse de genellikle hastanede kalınması gerekmez. Hastanın durumunu hekiminin istediği şekilde kaydederek 3-5 günde bir görüşme için kontrole gelmesi yeterlidir. Her iki ameliyat için sadece bir gün hastane yatışı yeterli olmaktadır. </span></span></p>

<p> </p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>Sondasız Bir Yaşam Mümkün</strong></span></span></p>

<p><span style=”font-size:16px”><span style=”font-family:arial,helvetica,sans-serif”><strong>            </strong>Sonda kullanmak zorunda kalan hastaların yakından bildiği gibi sonda ile yaşam ciddi oranda hayat kalitesini bozar. Sık tekrarlayan enfeksiyonlar, sondaya bağlı ağrı, yara gibi bir çok sorun görülebilmektedir. Ayrıca idrar kaçırma sorunu bazı hastalarda sosyal hayatı imkansız hale getirmektedir. Bu sorunları mucizevi bir  şekilde ortadan kaldırabilen nörosakral modülasyon geleneksel tedavilere yanıt alınamayan tüm hastalara önerilmelidir. </span></span></p>
<br>Kaynak: (BYZHA) - Beyaz Haber Ajansı]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 16 Aug 2022 00:43:15 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2022/08/idrar-problemlerine-mesane-pili-cozumu-1660599795.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Göz Kapağı Estetiği Nasıl Yapılır?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/goz-kapagi-estetigi-nasil-yapilir-6668</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/goz-kapagi-estetigi-nasil-yapilir-6668</guid>
                <description><![CDATA[Çorlu Vatan Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Çiğdem Akdağ Koçer, Göz kapağı estetiği öncesi ve sonrası dikkat edilmesi gerekenler hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Blefaroplasti olarak da bilinen bu işlem üst ve alt göz kapağına yapılır ve farklı şekillerde gerçekleştirilir. Üst göz kapağı estetiği, göz kapağı düşüklüğü ameliyatı olarak da tanımlanabilir. Bu bölgedeki fazla deri ve kas dokusu kesilerek çıkarılır. Ameliyattan sonra iz görünmemesi için de kesi, göz kapağı katlanma çizgisinden atılır. Alt göz kapağı estetiği için ise kesi, kirpiklerin hemen altından atılır. Ardından cilt kaldırılır ve buradaki yağ paketçikleri göz altındaki çukura yayılır. Son olarak fazla deri ve kas kesip çıkarıldıktan sonra işlem tamamlanır. Eğer ameliyat sonrası göz altı çöküklüğü devam ediyorsa, göz altına yağ enjeksiyonu yapmak gerekebilir.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">GÖZ KAPAĞI ESTETİĞİ ÖNCESİ VE SONRASI DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER</span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Ameliyat esnasında kanama eğiliminin artmaması için işlemden en az 15 gün öncesinde, antibiyotik ve aspirin kullanımına son verilmelidir. Ayrıca yaraların iyileşmesini geciktirdiği için göz kapağı estetiği öncesi sonrası sigara ve diğer tütün ürünlerinden uzak durulmalıdır. Beklenmeyen sonuçlar doğurmaması için bu süreçte, bitkisel takviyeler de kullanılmamalıdır. Alt veya üst göz kapağı estetiği sonrası daha iyi bir sonuç almak için dikkat edilmesi gereken şeyler de oldukça önemlidir. 2 gün boyunca gözü yoracak eylemlerden kaçınılmalıdır. Ayrıca doktorun verdiği damlalar ve ilaçlar kullanılmalıdır. 1-2 hafta kadar makyaj yapılmamalıdır; aksi takdirde enfeksiyon kapma riski yaşanabilir. Güneş ışınlarının zararlı etkilerinden direkt korunmak için güneş gözlüğü takılmalıdır.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Üst veya alt göz kapağı estetiği ağrılı bir ameliyat değildir. Ameliyat sonrası gözlerde sulanma, kuruma veya yanma hissi oluşabilir. Dikişlerin alınması için ideal süre 5 gün bulabilmektedir. Genellikle ameliyat sonrası hasta 1 hafta içinde işine dönebilir; ancak görmenin tamamen rahatlaması ve ödemin geçmesi için 2-3 hafta beklemek gerekebilir. Göz kapağı estetiği fiyatları hastanın durumuna, yapılacak olan işleme ve kullanılacak yönteme göre değişiklik göstermektedir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 07 Apr 2022 01:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2022/04/goz-kapagi-estetigi-nasil-yapilir-1649285514.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>NKÜ Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erdoğan Gültekin Rinoplasti Hakkında Bilgiler Verdi</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/nku-tip-fakultesi-dekani-prof-dr-erdogan-gultekin-rinoplasti-hakkinda-bilgiler-verdi-6535</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/nku-tip-fakultesi-dekani-prof-dr-erdogan-gultekin-rinoplasti-hakkinda-bilgiler-verdi-6535</guid>
                <description><![CDATA[Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erdoğan GÜLTEKİN, Üniversitemiz YouTube Kanalı NKÜTV’de canlı olarak yayınlanan ‘NKÜ GÜNDEM’ programına konuk oldu ve Rinoplasti (Burun Estetiği) hakkında bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Yapımcılığını Üniversitemiz Dış İlişkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Hasan Selçuk ETİ’nin yaptığı; yönetmen ve sunuculuğunu ise üniversitemiz Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğr. Gör. Dr. Yıldırım Onur ERDİREN’in üstlendiği ‘NKÜ GÜNDEM’ programının bu haftaki konuğu olan Üniversitemiz Tıp Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Erdoğan GÜLTEKİN, son zamanlarda herkesin çok ilgi gösterdiği ve halk arasında burun estetiği olarak bilinen Rinoplasti’nin ne olduğundan, öneminden ve sağlıksal boyutundan bahsetti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Prof. Dr. Erdoğan GÜLTEKİN konuşmasına, Rinoplasti’nin sadece estetik amaçlı yapılan bir operasyon olmadığından, aynı zamanda fonksiyon amaçlı da yapılan bir operasyon olduğundan bahsederek başladı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Rinoplasti operasyonlarının son zamanlarda neden bu kadar popülerleştiği sorusunu yanıtlayan GÜLTEKİN, sosyal medyanın bu konudaki önemini vurguladı ve burun kıkırdak gelişiminin tam olarak gelişimini tamamlayamaması sebebiyle 18 yaş ve altındaki bireylere Rinoplasti operasyonlarının zorunlu kalınmadıkça yapılmadığını belirtti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Sorulardan bir diğeri olan “Açık ve Kapalı Rinoplasti nedir?” sorusuna açıklık getiren Prof. Dr. Erdoğan GÜLTEKİN, “Kapalı Rinoplasti tekniği, burnun cildinde herhangi bir kesi olmadan sadece burun delikleri içerisinden girilerek yapılan operasyonlardır. Ancak tıptaki Avrupa kökenli değişiklikler sonucunda Açık Rinoplasti tekniği meydana çıktı. Açık teknik, burun ucundan cilt kesesi kaldırılarak yapılan bir tekniktir ve bu teknik, doktorlar için büyük bir kolaylık sağladı, çünkü açık teknikte cildi tamamen kaldırıp burun dokularına daha kolay müdahale edilebilmektedir. Bu sebeple de bu alan ile ilgilenen doktor sayıları da arttı. Açık Rinoplasti tekniğin dezavantajlarından bahsetmek gerekirse de burun dokuları açık teknik operasyonda daha çok zarar görmesi sebebiyle ameliyat sonrası iyileşme daha uzun sürmektedir. Özetlemek gerekirse bazı burunlar için Açık Rinoplasti daha uygunken bazı burunlarda da Kapalı Rinoplasti operasyonları daha uygun olmaktadır. Operasyon yapılacak burnun fonksiyonu ve şekline göre yapılacak operasyon tekniği değişebilmektedir” şeklinde aktardı.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;"><strong>Doğru doktor mu doğru iletişim mi? </strong></span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Günümüzde çoğu insanın “Doğru doktoru nasıl bulabilirim?” endişesi içinde olduğunu belirten programın sunucusu Öğr. Gör. Dr. Yıldırım Onur ERDİREN’in sorusu hakkında konuşan Dekan Prof. Dr. GÜLTEKİN, “Doğru doktor değil de ‘Hekim ile hasta arasında doğru iletişimi nasıl kurabiliriz?’ sorusu daha doğrudur. Rinoplasti veya Septorinoplasti operasyonları burnun temel yapılarını değiştiremez, ancak hastanın beklentisiyle doktorun o burun üzerine neler verebileceğinin açık ve net konuşulması gerekir. Asıl problem hastanın beklentileri yapılamayacak bir şeyse ve doktor ‘Bunu yapabilirim’ umudu verirse ortaya çıkar. Bu bir iletişim eksikliğidir. Her insana her burun olmaz” dedi. </span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Operasyondan sonra iyileşme sürecine de açıklık getiren Dekan GÜLTEKİN, insanların dokularına göre iyileşme sürecinin değişebileceğini, operasyondan sonra yapılan alçının yaklaşık 10 günün sonunda çıkarıldığını ve burnun tam istenilen durumuna gelmesinin yaklaşık 6 aylık bir süreç olduğunu belirtti.</span></span></p>

<p style="text-align:justify"><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,&quot;sans-serif&quot;">Bir diğer soru olan ‘Deviasyon’ kavramına da değinen GÜLTEKİN, “Deviasyon eğriliktir. Burundaki septum dediğimiz şeyin eğriliğidir. Toplumumuzdaki bireylerin yüzde 80’inde deviasyon vardır. Ancak bu deviasyonun miktarı ve burnun içindeki diğer yapılarla olan bir uyumu vardır. Deviasyon nefes alma güçlüğü yaratabilir de, yaratmayabilir de. Yani her deviasyonu olanın ameliyat olmasını gerektirecek bir şey olmadığını vurgulamak istiyorum. ‘Deviasyon’ ameliyatının karşılığı ‘Septoplasti’dir. Eğer işin içine estetik giriyorsa ‘septorinoplasti’dir” şeklinde konuştu. </span></span></p>

<p><span style="font-size:11.0pt"><span style="font-family:&quot;Calibri&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Son olarak günümüzde önemli bir sorun olarak görülen horlama konusuna da değinen Prof. Dr. Erdoğan GÜLTEKİN, “Horlayan insanların büyük çoğunluğu ‘Burnumda problem var’ diye geliyor. Halbuki horlamayı etkileyen birçok faktör vardır” dedi ve bu faktörlerden birinin elbette burun olduğunu söyleyerek; bunun yanında dil yapısı, boyun, gıdı, bademcikler, damak yapısı ve kilonun da horlamaya büyük katkı sağladığını belirtti.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Nov 2021 01:24:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2021/11/nku-tip-fakultesi-dekani-prof-dr-erdogan-gultekin-rinoplasti-hakkinda-bilgiler-verdi-1637965739.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Trakya Sağlık Turizmini Geliştirme Derneğine Yeni Yönetim</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/trakya-saglik-turizmini-gelistirme-dernegine-yeni-yonetim-6225</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/trakya-saglik-turizmini-gelistirme-dernegine-yeni-yonetim-6225</guid>
                <description><![CDATA[Sağlık turizmi konusunda kamunun sağladığı desteklerden yararlanmak isteyen Trakya hastanelerinin kurduğu Trakya Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği ilk olağan genel kurulunu yaptı ve yeni yönetimini belirledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Çorlu Sanayi ve Ticaret Odası Toplantı Salonu’nda yapılan organizasyona özel sektör ve kamudan hastane ve sağlık sektörü yöneticileri, sağlık turizmi yapan turizm acenteleri ile Trakya kalkınma Ajansı adına Genel Sekreter Mahmut Şahin katıldı. Olağan Genel Kurul Toplantısının başında divan başkanlığı belirlendi. Divan başkanlığına katılımcıların ortak uzlaşısı ile Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin seçildi. Geçici olarak Yönetim Kurulu Başkanlığı yapan Op. Dr. Ayhan Arslan’ın konuşmasıyla başlayan genel kurulda Derneğin faaliyet raporu okundu ve tahmini bütçe görüşüldü. Daha sonra Dernek organlarının asıl ve yedek üyeleri belirlendi. Yeni Yönetim Kurulu şu isimlerden oluştu:&nbsp; Dernek Başkanı Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü Sağlık Hizmetleri Başkanı Uzm. Dr.&nbsp; Mustafa Dönmez, Başkan Yardımcısı Trakya Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Mahmut Şahin, Dernek Sekreteri Özel Trakya Hastanesi Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Baran Yazgan, Dernek Saymanı Özel İrmet Hastanesi Uluslararası Hasta Koordinatörü Ebru Başak Türker ve Yönetim Kurulu Üyesi olarak da Özel Optimed Hastanesi Op.Dr. Ayhan Arslan.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Trakya Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği 1 Temmuz 2020’de Kuruldu</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">2016 yılından bu yana Trakya’da sağlık turizminin geliştirilmesi için çalışmalar yapan Trakya Kalkınma Ajansı koordinasyonunda bir araya gelen Trakya hastaneleri ve bu alanda faaliyet gösteren turizm firmaları, kamu desteklerinden yararlanmak ve işbirliğini geliştirmek amacıyla dernekleştiler. Merkezi Çerkezköy olarak kurulan Derneğin üyeleri arasında özel hastane yöneticileri, kamu sağlık yöneticileri, turizm firmaları yer alıyor. Trakya Kalkınma Ajansı tarafından hazırlanan Trakya Bölgesi Sağlık Turizmi Stratejik Eylem Planı’nda da yer alan Dernek, gerçekleştirilmesi hedeflenen faaliyetlerden biriydi. Dernek, Trakya Bölgesi’nde sağlık turizminin (medikal, termal ve üçüncü yaş turizmi) geliştirilmesi kapsamında, sağlık tesisi (özel hastane, kamu/üniversite hastanesi, klinik, muayenehane, ADSM vb.), turizm acentesi, tur operatörü, otel gibi kurum ve kuruluşların iş birliği içerisinde hareket etmesini ve rakip destinasyonlara karşı rekabet avantajı kazanmasını sağlamayı, sağlık turizmi alanında bölgenin sahip olduğu imkânları ve potansiyeli araştırma, inceleme ve geliştirmeyi, hedef pazarlara yönelik olarak yurtdışı ve yurtiçi tanıtım faaliyetleri gerçekleştirmeyi, Bölgede sunulan sağlık hizmeti kalitesini arttırmayı amaçlıyor. Trakya Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği, Trakya Kalkınma Ajansı güdümünde çalışmalar yürüterek, derneklerin yararlandığı avantajlardan (Örneğin proje başvurusu, Bakanlık desteklerine başvurma vb.) faydalanmak için faaliyetler gerçekleştiriyor.</span></span></span></p>

<p><span style="font-size:11pt"><span style="font-family:Calibri,sans-serif"><span style="font-family:&quot;Arial&quot;,&quot;sans-serif&quot;">Dernek kurulduğu 1 Temmuz 2020 tarihinden itibaren ilk olarak teşkilatlanma ile ilgili süreci tamamladı. Daha sonra ise Trakya Kalkınma Ajansı, Trakya Sağlık Turizmini Geliştirme Derneği, Habitat Derneği ve Facebook İstasyon iş birliğinde dijital pazarlama eğitimi organize edildi. Aynı eğitimin 2’ncisi Mayıs ayı içerisinde yeniden düzenlenecek. Dernek ayrıca 21-22 Mayıs 2021 tarihinde Bosna Sağlık Turizmi Fuarı’na iştirak edecek.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 19 Apr 2021 22:46:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2021/04/trakya-saglik-turizmini-gelistirme-dernegine-yeni-yonetim-1618861720.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>AstraZeneca’nın Koşulsuz Desteği İle Hayata Geçiyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/astrazenecanin-kosulsuz-destegi-ile-hayata-geciyor-6212</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/astrazenecanin-kosulsuz-destegi-ile-hayata-geciyor-6212</guid>
                <description><![CDATA[Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı kalp yetersizliğinin erken tanısında yapay zekâ teknolojisinin kullanılacağı projeyi AstraZeneca'nın koşulsuz desteği ile hayata geçiriyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bir yıl içerisinde Mersin Üniversitesi Hastanesi'ne başvuran 45 yaş üstü hastaların röntgen görüntüleri yapay zekâ teknolojisi ile geriye dönük olarak analiz edilecek. Proje kapsamında, bulguları itibarıyla tespiti zor bir rahatsızlık olan kalp yetersizliğinin erken tanısı ve tedavisi hedefleniyor.</strong><br />
<br />
Mersin Üniversitesi, AstraZeneca'nın koşulsuz desteğiyle, yapay zekâ teknolojisinin kalp yetersizliğinin erken tanısında kullanılacağı yenilikçi bir tanı protokolünü başlatıyor. &nbsp;Buna göre, 2021 yılında herhangi bir nedenle Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne başvuran 45 yaş üzerindeki hastalara ait 20 binin üzerinde röntgen sonucu, hastalara ilişkin kişisel bilgilerden arındırılmış olarak, yapay zekâ tabanlı bir platformda analiz edilecek. Analizler sonucunda kalp yetersizliği açısından şüpheli görülen röntgen sonuçları Mersin Üniversitesi Hastanesi tarafından tespit edilecek. Elde edilecek veriler kalp yetersizliği tanı kriterleri çerçevesinde Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji Bölümü tarafından değerlendirilecek ve daha ileri tetkiklerin gerekli görüldüğü hastalar kesin tanı için hastaneye çağırılacak.<br />
<br />
<strong>Yapay zekâ tabanlı proje kalp yetersizliği hastalarının erken teşhisi ve tedavisini amaçlıyor</strong><br />
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Çamsarı ve Kardiyoloji A.B.D. öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Çelik şunları söyledi: “Kalp yetersizliği hastalarının yüzde 85'inin röntgenlerinde kalp yetersizliğine ait akciğer ve kalp bulgularının bulunduğunu biliyoruz. Geçmişe dönük bu tarama yöntemiyle, kalp yetersizliği tanısı konmamış bir hastayı erken teşhis etmemiz ve tedaviye erken başlamamız mümkün olacak. Bu projede hedeflediğimiz en büyük başarımız, erken tedavi imkânıyla hastaların yaşam kalitesini yükseltmek ve ömürlerinin uzamasını sağlamak olacak. Diğer taraftan bu projede kalp yetersizliği hastalarının erken dönemde teşhis edilmesi sayesinde&nbsp; kalp yetersizliği nedenli hastaneye yatışlarda azalma da sağlanabilecektir. Bilindiği üzere kalp yetersizliği hastalarının tedavisinde hastaneye yatış en büyük maliyeti oluşturmaktadır.2,7&nbsp;Projemiz, ülkemizde ve hatta dünyada kalp yetersizliği şüphesi taşıyan ve tanı konmamış olan hastaların erken tanısında yapay zekânın kullanıldığı ilk projelerden biri olacak. Projemize ilişkin ilk sonuçları 2021'in ikinci çeyreği içerisinde görmeyi hedefliyoruz. İstenilen sonuçlara ulaşması durumunda projeyi ulusal çapta yaygınlaştırmayı ve çekilen her akciğer röntgeninde uygulamayı amaçlıyoruz.”<br />
<br />
<strong>Türkiye genç nüfusuna rağmen kalp yetersizliği yaygınlığında Batı ülkelerinin önünde9</strong><br />
Kalp performansının azalması nedeniyle kalbin doku ve organlara gerekli ve yeterli kanı gönderememesi sonucu ortaya çıkan kalp yetersizliği, Türkiye'de ve dünyada önemli bir sağlık sorunu olmayı sürdürüyor.9&nbsp;Hipertansiyon, şeker hastalığı, obezite, kalp damar hastalığı, kronik akciğer hastalığı, kronik böbrek yetmezliği, kalp kapak hastalığı, kalp ritim bozuklukları, kalp kası hastalığı veya doğumsal kalp hastalığı kalp yetersizliğine zemin hazırlayan durumlar arasında yer alıyor.1,2,4&nbsp;Amerikan Kalp Birliği, 2030 yılına kadar kalp yetersizliğinde yüzde 46 oranında bir artış yaşanacağını öngörüyor.9&nbsp;Framingham Kalp Çalışması'na göre, 40 yaş sonrası yaşam boyu kalp yetersizliği gelişme riski yüzde 20 olarak hesaplanıyor. Bu da 40 yaşı aşkın bireylerin beşte birinde kalp yetersizliği gelişebileceği anlamına geliyor.8,9&nbsp;Türk Kardiyoloji Derneği tarafından yürütülen HAPPY çalışmasına göre Türkiye'de 1,5 milyonun üzerinde kalp yetersizliği olgusu bulunuyor. Çalışmada Türkiye'de 35 yaş üzeri erişkin popülasyonda aşikâr kalp yetersizliği yaygınlığı oranının yüzde 2,9 olduğu da belirtiliyor.2&nbsp;Türkiye'nin daha genç bir nüfusa sahip olmasına rağmen bu rakamın, Batı toplumlarına kıyasla daha yüksek olması dikkat çekiyor.9<br />
<br />
<strong>“Kalp yetersizliği geliştirme potansiyeli yüksek bir nüfusa sahibiz”</strong><br />
Kalp Yetersizliği belirtilerinin çoğunun ayırt edici olmadığını hatırlatan Mersin Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Çamsarı, “Sınırlı tanısal değer taşıdığından kalp yetersizliği tanısı koymak oldukça güçleşebiliyor.7&nbsp;Ülkemizde tanı konulamamış, henüz belirtileri ortaya çıkmamış (asemptomatik sol ventrikül disfonksiyonu bulunan) &nbsp;kalp yetersizliği sıklığı yüzde 4,8'dir.2&nbsp;Bu da kalp yetersizliği gelişme potansiyeli yüksek bir nüfusa sahip olduğumuzu gösteriyor. Ortalama kalp yetersizliği yaşı Batı ülkelerinde 70 iken, ülkemizde yaklaşık 10 yıl daha erken kalp yetersizliği ile karşılaşılıyor.3,9&nbsp;Kalp yetersizliği, 65 yaş üzeri hastalarda en sık ve giderek artan hastaneye yatış nedenidir. Kalp yetersizliğinin ismi korkutucu olmasa da sağ kalım oranları bağırsak, meme ve prostat kanserinden daha kötüdür5,6” diye ekledi.<br />
<br />
<strong>Yapay zekâ tabanlı taramayla akciğer kanseri ve tüberkülozun erken teşhisi de mümkün olabilir</strong><br />
Proje kapsamında röntgen görüntülerinin geriye dönük analizini yapacak olan yapay zekâ tabanlı platform AstraZeneca'nın Gelişmekte olan Pazarlar Sağlık İnovasyon Merkezleri Programı kapsamında iş birliği yaptığı, yapay zekâ çözümleri tedarikçisi Qure.AI tarafından sağlanacak. Veriler, Mersin Üniversitesi tarafından kişisel bilgilerden arındırılmış olarak yapay zekâ platformuna gönderilecek. Kalp yetersizliği ile ilgili bulguların saptanmasının yanı sıra, röntgen görüntülerinin taramasında yapay zekâ tarafından tespit edilebilen 29 farklı parametreye (akciğer nodülü, tüberküloz, COVID-19, vb.) daha bakılacak. Böylece yapay zekâ, akciğer kanseri ve tüberküloz gibi farklı hastalıkların tespitinde de yararlı olabilecek.<br />
<br />
<strong>Yeni nesil teknolojilerle sağlık uzmanlığını buluşturan bir proje</strong><br />
Projeyle ilgili açıklamalarda bulunan AstraZeneca Türkiye Ülke Başkanı Ecz. Serkan Barış şunları söyledi: “Kalp yetersizliği kliniği ortaya çıkmış olgu grubunda, erken tanı, hastalığın ciddiyetinin ortaya konması ve buna göre oluşturulacak tedavi planının yakın takip altında uygulanması, yaşam kalitesinin düzeltilmesi, hastane yatışlarının azaltılması, ölümlerin engellenmesi ve maliyetlerin düşürülmesi açısından önem arz ediyor.&nbsp; Toplumda kalp yetersizliği gelişimini engellemenin ve ileri olgularda yaşam süresini uzatıp yaşam kalitesini yükseltmenin, toplumun bu hastalık konusunda bilinçlendirilmesinin yanı sıra sağlık sektöründeki verimli iş birlikleriyle mümkün olabileceğine inanıyoruz. Bu bağlamda 2020 yılı itibariyle ülkemizde en çok proje uygulayan kurumlar arasında ilk sıralarda yer alan Mersin Üniversitesi'ne yeni nesil teknolojilerle sağlık uzmanlığını buluşturan bir projede koşulsuz destek sağlamaktan mutluluk duyuyoruz.”</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 10 Apr 2021 00:44:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2021/04/astrazenecanin-kosulsuz-destegi-ile-hayata-geciyor-1618004854.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>PCR Testi İle Antikor Test Arasındaki Fark Nedir?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/pcr-testi-ile-antikor-test-arasindaki-fark-nedir-5764</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/pcr-testi-ile-antikor-test-arasindaki-fark-nedir-5764</guid>
                <description><![CDATA[Koronavirüsün varlığını ve vücudun enfeksiyona nasıl yanıt verdiğini belirlemede önemli bir yöntem olarak kullanılan PCR testi Özel Optimed Hastanesi’nde uygulanmaya başlandı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed>Son dönemde içinde bulunduğumuz pandemi sürecinde adını çok sık olarak duyduğumuz PCR, COVID-19 ile mücadele sürecinde kullanılmaktadır ve bir tanı testi olarak bilinmektedir. PCR test Koronavirüs sürecinde, vücuttaki virüsün kimliğini göstermek için yapılan bir testtir ve tanı alanındaki en ileri teknik durumudur.</span></p>

<p><span xss=removed>Kişiye kolayca uygulanabilen PCR testi, kişinin vücudundaki virüsün varlığını ve vücudun enfeksiyona nasıl yanıt verdiğini göstermektedir. Virüsle ilgili belirtileri yaşamayan COVID-19 taşıyıcısı kişilerin belirlenmesinde aktif rol oynayan PCR testi, küçük bir genetik örnekten çok sayıda kısa DNA kopyaları incelenmesini sağlamaktadır. Bu sayede PCR test, COVID-19’un erken safhada tespitini yaparak tedavi sürecinin hızlanmasına yardımcı olur ve Koronavirüs ile mücadelede önemli rol oynar. </span></p>

<p><strong><span xss=removed>PCR testi nasıl uygulanır, güvenilir midir?</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Uygulama esnasında kişiden burun ve boğazdan ince pamuk yardımıyla sürüntü örneği alınmaktadır. Bunun yanı sıra kişiden alınan balgam örneğinden de aynı sonuç ölçülebilmektedir. Hastalığın ilk dönemlerinde boğaz ya da burundan örnek alınması iyi olabilir ancak ilerleyen dönemlerde hastanın havayollarından örnek almak daha sağlıklıdır. Zamanla orantılı olarak kişinin boğaz ve burun kısmında virüsten örnek kalmamış olabilir. Doğru zamanda ve doğru bir şekilde sağlık görevlisi tarafından alınan örnek özel bir kaba konulmaktadır ve bu örnek laboratuvarda test kartuşuna aktarılmaktadır. Bu aşamadan sonra örnek otomatik olarak filtre edilmektedir. Daha sonra ultrasonik dalgalarla virüsün DNA'sı salınır. Bu aşamada PCR ajanlarıyla DNA molekülleri karışır. Sonrasında reaksiyon tüpünde gerçek zamanlı çoğalma ve tanımlama yapılır ve sonuç aşamasına gelinir. PCR; 94°C-98 °C aralığında gerçekleştirilen denatürasyon yani yüksek ısıya maruz kalan DNA'nın iki zincirinin ayrılması, 37 °C-65 °C aralığında gerçekleştirilen tavlama yani sentetik oligonükleotidlerin hedef DNA'ya bağlanması (hibridizasyon) ve 72 °C'de gerçekleştirilen uzama aşamaları olmak üzere 3 aşamadan meydana gelir. Test bu aşamaların belirli bir döngüde ve sayıda tekrarlanması ile gerçekleştirilmektedir.</span></p>

<p><span xss=removed>PCR testi ile Koronavirüs’e yakalanan kişiler ya da taşıyıcılar kolayca belirlenmektedir. Bununla beraber hastalığın erken tanısı ve tedavisini mümkün hale getirmektedir. Son derece güvenilir bir test yöntemi olan PCR Koronavirüs’te belirti göstermeyen taşıyıcıların dahi saptanmasını sağlamaktadır.</span></p>

<p><span xss=removed>PCR testi, Sağlık Bakanlığı’nın onayladığı sağlık kuruluşlarında örnek alınıp, yine onaylı laboratuvarlarda sonucu çıkarılmaktadır.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>PCR Testi İle Antikor Test Arasındaki Fark Nedir?</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Antikor testleri kişinin daha önce enfeksiyonu geçirip geçirmediğini ve virüse karşı bağışıklık kazanıp kazanılmadığını tanımlamaya yöneliktir. Yani kişinin test yapıldığı anda hasta olup olmadığına dair bilgi vermemektedir. PCR testi ise Koronavirüs ya da farklı bir virüsün hastaya enfekte olup olmadığını göstermektedir. PCR yöntemi enfekteyken, hastalığın antikoru oluşmamışken sonuç vermektedir. </span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 Oct 2020 02:01:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/2d27d3f2336010424c73302758d383a7.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Koronavirüs Döneminde Kadın Sağlığı İle İlgili Merak Edilen Sorular</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/koronavirus-doneminde-kadin-sagligi-ile-ilgili-merak-edilen-sorular-5712</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/koronavirus-doneminde-kadin-sagligi-ile-ilgili-merak-edilen-sorular-5712</guid>
                <description><![CDATA[Özel Optimed Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nida Cannazik, Koronavirüs Döneminde Kadın Sağlığı Ile Ilgili Merak Edilen Soruları yanıtladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed><span xss=removed>İçinde bulunduğumuz COVID-19 sürecinde anne adayları ve kadınların sağlığı en çok merak edilen konuların başında gelmektedir. Özel Optimed Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nida Cannazik, kadınların bu süreci sağlıklı geçirebilmeleri için önemli bilgiler paylaştı.</span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Koronavirüs sürecinin kadın sağlığı üzerindeki etkileri nelerdir?</span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Bu süreç sadece kadınları değil tüm toplumu etkileyen bir süreç oldu ve bir süre daha devam edeceğini söyleyebiliriz. Sürecin etkilerini fiziksel, psikolojik ve sosyal olarak üç gurupta değerlendirebiliriz. Hastalığa yakalanmış olanlar, yakalanmış olanların yakınları ve kendisine ya da yakınlarına hastalık bulaşmamış olan kişilere etkileri farklı olabilmektedir. Dolayısıyla birçok yönden kadınları olumsuz etkileyebileceği aşikardır.</span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Koronavirüs dönemi ve normalleşmeye dönüş sürecinde rutin taramalar ve muayeneler konusundaki durum nasıldır?</span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Elbette karantina döneminde tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de birçok sağlık merkezinde  rutin hasta bakımı ve tarama amaçlı tetkikler konusunda aksamalar olabildiğini gözlemledik. Bu durumu iki yönden değerlendirmek gerekmektedir. Birincisi; insanların evden çıkma endişesi nedeniyle sağlık merkezine başvurmamaları, ikincisi ise COVID-19 nedeniyle sağlık sistemindeki insan gücü ve malzeme kaynaklarının çoğunlukla bu hastalığa kaydırılmasından dolayı rutin hastaların sağlık hizmetlerinden yeterince faydalanamamasıdır. Birçok sağlık merkezi tüm imkanlarıyla hastaları mağdur etmemeye çalışsa da tüm dünya genelinde COVID-19 dışındaki hasta bakımlarında özellikle hastalığın tepe değerlerinin görüldüğü aylarda bazı aksaklıklar yaşanmış olabileceği beklediğimiz bi durumdur. Biz bu süreçte merkezimizde maksimum hijyen kurallarına uyarak, COVID-19 hastalarını ayrı poliklinik ve servislerde izole ederek diğer muayene tetkik ve işlemlerimizi yapmaya devam ettik.</span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Koronavirüs cinsel yolla bulaşır mı?</span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Koronavirüs damlacık yolu ile bulaşan bir organizmadır. Herhangi bir cinsel yolla bulaş henüz tespit edilmemiştir. Hastalık, hasta ya da taşıyıcı kişinin ağız ve burun yoluyla yaydığı sekresyonların başka bir kişinin hava yoluna yerleşmesiyle gelişmektedir. Yani kabaca ağız ve burundan başka bir ağız ve buruna geçmektedir. Bunun iki yolu vardır; sekresyon ya direkt olarak ya da herhangi bir eşya üzerinden el teması ile dolaylı olarak solunum yoluna geçmektedir. Üzerine basa basa maske kullanımının ve el hijyenine dikkat etmenin tüm sağlık personeli tarafından gerek bire bir görüşmelerde gerekse sosyal medya üzerinden vurgulanmasının sebebi budur. Hastalık ilk ortaya çıktığında Dünya Sağlık Örgütü tarafından sadece öksürük, yüksek gibi hastalık belirtileri gösteren kişilerin yanındakiler için maske önerilmişti. Ancak belirti göstermeyip sadece taşıyıcı olanlardan da ciddi oranda hastalık bulaşı gözlemlendiğinden maske kullanımı rutin olarak önerilmeye başlanmıştır. Hastalık belirtileri göstermeyen ama virüsü taşıyan kişilerin tümünü tespit etmek, her insana tanı testi yapmak tabii ki mümkün değil. Dolayısıyla sanki herkes hastalık taşıyormuş gibi davranmak gerekmektedir.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Sekresyondaki damlacığın kişinin hava yoluna yerleşmesi için en az 1 – 1.5 metre yakınında olması gerekmektedir. Sosyal mesafenin önemi bu noktada ortaya çıkmaktadır. Herhangi bir nedenle muayeneye gelen hastaların maske takmalarını, mümkünse tek gelmelerini, refaketçileri varsa da bu kişilerin yine maske takıp hastanedeki diğer hastalardan ve sağlık personelinden uzak durmalarını ve muayene odasında da maskelerini çıkarmamalarını önermekteyiz.  </span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Hastalık için hormonal değişikliklerden dolayı kadın – erkek ayrımı var mıdır?</span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Östrojen hormonu kadınlarda bağışıklık sistemi açısından önemli olsa da Koronavirüs hastalığı için cinsiyet ayrımı yoktur. Özellikle ağır hastalar için ileri yaş ve eşlik eden tansiyon, kalp hastalığı, diyabet gibi sistemik hastalıklar düşünüldüğünde bu grup için erkeklerin biraz daha risk altında olduğunu düşünebiliriz. </span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Özellikle gebelik dönemi pandemiye denk gelen hastalar nelere dikkat etmeli?</span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Hastalığın anneden bebeğe anne karnında geçişini götseren bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak tüm ateşli hastalıkların özellikle ilk üç ayda bebek gelişimini olumsuz etkileyebileceğini, annede uzun süreli yüksek ateşin düşük ya da doğumsal anomaliler ile ilgili olabileceğini biliyoruz. Gebelik zaten başlı başına bağışıklık sistemini bir miktar zayıflatan bir durumdur. Dolayısıyla pandemi dönemindeki gebelerin özellikle dengeli beslenme, düzenli uyku, mümkün olabildiğince yürüyüş gibi egzersizler yapmaları, takip oldukları hekimlerin önerdiği ilaçlara uymaları ve mümkünse hastalığa hiç yakalanmamaları görmek istediğimiz bir tablodur. Hastalık geliştiyse tedavi planı, doğum zamanlaması ve doğum şekli yine hekimin önerdiği şekilde yapılmaktadır. Gebelik takip gerektiren bir süreç olduğundan hekim, ebe ve hemşirelerin önerdiği tarihlerde maske takarak, mümkünse rekakatçisiz, sosyal mesafe ve el hijyenine dikkat ederek rutin takiplerine devam etmelerini önermekteyiz.</span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Kadınlara bu dönemde ekstra destek anlamında vitamin ya da başka bir ilaç gerekli midir?</span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Birçok farklı vitamin desteği bu süreçte gündeme gelmektedir. Özellikle hastalıktan koruyan ya da hastalık sürecini yavaşlatan bir destek tedavisi henüz bilimsel olarak kanıtlanmamıştır. Dolayısıyla herhangi bir farklı nedenle hekimin özellikle gerekli gördüğü bir ilaç yoksa rutin vitamin desteği önermemekteyiz.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Özellikle uzun süreli evde hareketsiz kalmaya bağlı aşırı kilo alımı, dnegesiz beslenme, uyku sürecinde bozulma gibi durumlara dikkat etmek ve bunların önüne geçmeye çalışmak gerekmektedir. Sosyal izolasyonun hayatımıza getirdiği psikolojik sorunlar da eğer kişiyi etkiliyorsa özellikle online olarak verilen psikolog hizmeti bu dönem için değerlendirilebilir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 18 Sep 2020 02:07:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/5a7145666b3a28cb5d00caecc446214a.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Alzheımer Hastalığı İle Yaşamak</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/alzheimer-hastaligi-ile-yasamak-5661</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/alzheimer-hastaligi-ile-yasamak-5661</guid>
                <description><![CDATA[Özel Çorlu Vatan Hastanesi Nöroloji Uzmanı, Uzm. Dr. Suna Özlem Mutlu Alzheımer Hastalığı hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed><span xss=removed>Alzheimer Hastalığı, beyin hücrelerinin ölümü, beyinde anormal protein depolanması ve beyin hacminin azalması ile karakterize, ilerleyici bir hastalıktır. En sık görülen bunama (demans) nedenidir. Alzheimer Hastalığının kesin nedeni bilinmemektedir. Hastaların işlevselliğinde ilerleyici bir kötüleşme, bellek ve diğer entelektüel alanlarda belirgin bir bozulma ile kendini gösterir. 60 yaş üzerinde risk artar. Ancak hastalık, yaşlılığın doğal bir sonucu değildir. Yani her yaşlanan kişi bunamaz. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Hastalığın ilk belirtisi genellikle unutkanlıktır. Bunun yanı sıra kelime bulmada, isimlendirmede zorluk, zaman-mekan algısının bozulması, karar vermede zorluk da gözlenebilir. İsteksizlik, çevresine karşı ilgisinde azalma, içe kapanma, öfke kontrol bozuklukları gösterebilir. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde unutkanlık artar, hasta gün içerisinde birçok kez aynı soruyu sorar, yakın zamanda yaşanmış olaylar daha çabuk unutulur. Günlük yaşam aktivitelerini tek başına yapması giderek güçleşir, kısmen başkasının desteğine ihtiyaç duymaya başlar. Halüsinasyonlar, hezeyanlar, hırçınlıklar başlayabilir. Geç dönemde yakın bellek tamamen bozulmuştur. Yardımsız yaşayamaz hale gelir. Giyinme, temizlik, beslenmede başkasının yardımı gerekir. Yakınlarını tanıyamayabilir, idrar ve dışkısını kontrol edememeye başlar. Son dönemde yatağa bağımlı hale gelebilir.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Alzheimer Hastalığının herhangi bir evrede, hastalığı ortadan kaldıracak ve hastayı eski normal günlerine döndürebilecek bir tedavisi henüz yoktur. Bu nedenle tedavi aşamasında, hastanın günlük yaşam aktivitelerinde iyileşme, davranışsal belirtilerinde düzelme, uyku ve yeme bozukluklarının kontrolü hedeflenir. Bundan dolayı hasta, nörolojik tedavinin yanısıra psikiyatrik tedavi açısından da değerlendirilmelidir.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Hastalığa özgü, etkinliği kanıtlanmış bir diyet planı yoktur; ancak damarları etkileyen diyabet, hiperlipidemi, hipertansiyon, obezite gibi risk faktörlerini önlemek amacı ile, Alzheimer Hastalığı’nda da Akdeniz tipi beslenme önerilmektedir. Vitamin ve omega 3 takviyelerinin doğal yoldan alımı önerilmektedir. Ayrıca diyet kadar egzersiz de hem hastalığın gelişimini azaltma, hem de seyrini iyileştirmede önemli bir faktördür.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Alzheimer Hastalığı, hastanın kendisini olduğu kadar, yakınlarını da yıpratan bir süreçtir. Bu nedenle hekim, hastayı tedavi ederken, yakınlarını da bu süreçler hakkında bilgilendirmeli, gerekirse psikiyatrik destek sağlamalıdır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 07 Sep 2020 01:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/4ae3852521d02ef1a51e2bcb5fb06351.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Online Eğitim Sürecinde Çocuklarda Görülen Göz Hastalıkları</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/online-egitim-surecinde-cocuklarda-gorulen-goz-hastaliklari-5644</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/online-egitim-surecinde-cocuklarda-gorulen-goz-hastaliklari-5644</guid>
                <description><![CDATA[Özel Optimed Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Necmi Tellioğlu‚ online eğitim sürecinde çocuklarda görülen göz hastalıkları hakkında bilgiler paylaştı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>31 Ağustos Pazartesi itibariyle başlayan ve 21 Eylül Pazartesi’ye kadar sürecek olan online eğitim sürecinde bilgisayara normal süreçtekinden daha fazla maruz kalan çocukların göz sağlığı ebeveynler tarafından en çok merak edilen konuların başında gelmektedir. Konuyla ilgili tüm merak edilenleri Özel Optimed Hastanesi Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Necmi Tellioğlu paylaştı.</p>

<p><strong>Uzaktan eğitimin çocukların göz sağlığı üzerindeki etkileri nelerdir?</strong></p>

<p>Online eğitim sürecinde çocukların göz sağlığını en çok etkileyecek parametrelerden biri daha yakın mesafede çalışmak zorunda olmalarıdır. Bu nedenle özellikle hipermetrop kusuru olanlar (ki bu kusurların bir kısmı çocuklarda gizli kalmıştır.) özellikle bu yakın faaliyetin uzaması ile yorulma alametleri göstermektedirler. Gerek göz ağrısı, gerek baş ağrısı ve gerekse yakın okuma ile çalışmaya karşı tahammülsüzlük şeklinde belirtiler gösterebilmektedir. Bu durumun ancak detaylı bir muayene ile ortaya çıkarılması mümkün olacaktır. Muayenenin göz damlası uygulandıktan yarım saat sonra yapılması ile daha sağlıklı bir sonuç almak mümkündür. Çocuklarda özellikle dikkat edilmesi gereken konulardan biri budur. Eğer bir defa iyi bir muayene yapıldıysa bu sıklık sonrası için daha geniş aralıklara uzatılabilir. Ancak bunun tersi olan miyop kusurlarda çocukların büyüme sürecine bağlı olarak daha kısa aralıklarda gözde değişimler meydana gelebilmektedir. Büyümenin hızlı olduğu büluğ çağında bu muayenelerin 6 ay aralıklarla yapılması gerekmektedir. Büyümenin biraz daha yavaş olduğu periyotlarda bu sıklık bir yıla kadar uzatılabilmektedir.</p>

<p><strong>Online eğitim sürecinde çocuklarda en sık rastlanan göz hastalıkları nelerdir?</strong></p>

<p>Online eğitim döneminde çocukların şimdiye kadar pek rastlamadığı baş ağrısı ve göz ağrısı problemleri ortaya çıkmaktadır. Bu tarz problemler baş gösteriyorsa öncelikle göz muayenesi yapılmalı ve gözde bu ağrıya sebep olacak bir durum olmadığı kanıtlandıktan sonra bunun dışında Kulak Burun Boğaz, Ağız ve Diş Sağlığı, Nöroloji gibi branşlarda muayene olunmalıdır. Bu noktada aktif yakın çalışmadan kaynaklanan baş ve göz ağrılarının nedeni genellikle göz kusurlarından kaynaklanmaktadır.</p>

<p><strong>Göz kusurlarını en aza indirgemek için neler yapılmalıdır? Bu noktada özellikle ebeveynlere düşen görevler nelerdir?</strong></p>

<p>Göz kusurları büyük oranda genetiktir. Dolayısıyla bu kusurları aza indirgememiz pek mümkün olmamaktadır. Sadece gözde kusur varsa bu kusurun gereğine göre hareket etmek gerekmektedir. Çocuk, miyop kusuru varsa uzağı görme; hipermetrop kusuru varsa yakın aktivitede yorulma sorunu yaşayacaktır. Çocukta bu kusurların olup olmadığını gerektiği takdirde çocuk 6 aylık olduğu andan itibaren belirleyebilmek mümkündür. Önemli bir göz kusuru olan çocuğun sağlık durumuyla ilgili ailesine detaylı bilgi vermekteyiz. Kusurun önem derecesine göre de bir muayene sıklığı planlamaktayız. Bu noktada toplumdaki kusurun sayısını düşürmemiz pek mümkün değil ancak var olan kusurun en iyi şekilde düzeltip kişinin aktivitesini olumsuz etkilemesine fırsat vermemeye çalışmaktayız. Söz konusu aktiviteden kasıt; gözde tembellik, görme güçlüğü ve yakın çalışmaya karşı tahammülsüzlüktür. Bunlara özellikle dikkat etmekteyiz. Çünkü bunlar çocuğun daha sonraki dönemlerdeki başarı performanslarını etkileyen bir faktör niteliğindedir.</p>

<p><strong>Online eğitim sürecinden çocuklar ne sıklıkta göz kontrolü yaptırmalı?</strong></p>

<p>Her doğan çocuğun yaşamının ilk altıncı ayında detaylı bir göz muayenesinden geçmesi önemlidir. Göz tembelliklerinin çözümü için ilk etapta o noktada tedavi planı uygulanmaktadır. Bu dönemde göz sağlığında problem yoksa göz muayene sıklığını düşürmekteyiz. Daha sonra okul çağıyla beraber yeniden detaylı bir muayene ve muayenede çıkacak sonuçlara göre 6 aydan bir yıla kadar değişen aralıklarla muayene sıklığı önermekteyiz.</p>

<p>Pandemi döneminden ötürü çocukların muayene sıklığı elimizde olmadan uzadı ve aileler de bu sürecin çok farkında. Söz konusu uzamadan ötürü çoğu zaman anormal gözlük değişimleri yaşamaktayız. Bu süreçte sıklıkla sert numara geçişleri ile karşılaşmaktayız. Çok değişen kusurlarda 6 ay; biraz daha yavaş seyreden kusurlarda bir yıl olarak bu aralığı belirlemekteyiz fakat şu anda yaşadığımız pratik sürecin bu zaman zarflarını uzattığı da hepimizin bildiği ve kabul ettiği bir gerçektir.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 03 Sep 2020 01:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/df1b2750b314adfc815c9f1df2c4558e.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Optimed Dünya Prematüre Gününü Minik Kahramanları İle Kutladı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/optimed-dunya-premature-gununu-minik-kahramanlari-ile-kutladi-3023</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/optimed-dunya-premature-gununu-minik-kahramanlari-ile-kutladi-3023</guid>
                <description><![CDATA[Özel Optimed Hastanesi, düzenlediği “Minik Kahramanlar” partisi ile tüm prematüre ailelerini ağırladı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed>Etkinlik hastane başhekimi Op. Dr. Recep Çalışkan’ın hoş geldin konuşması ile başladı, ardından Yeni Doğan Doktoru Uz. Dr. Medeni Asma’da ailelere bu güzel günün anlam ve önemini anlatan bir konuşma yaptı.</span></p>

<p><span xss=removed>Aileler Prematüre Ağacına bebeklerinin minik giysileri astılar, ardından sırası ile Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanları, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve başhemşire Sevda Sümbül her aileye “Minik Kahraman” katılım sertifikalarını takdim etti. Ayrıca bu yıl Optimed Yönetimi bebekler için Tema Vakfından “Fidan Bağışı” yaptı. Fidan Bağışlarının sertifikaları hastane başhekimi Op. Dr. Recep Çalışkan tarafından ailelere “Ailenizin fidanlarına biz de bir fidan eklemek istedik” diyerek fidan sertifikalarını takdim etti.</span></p>

<p><span xss=removed>Etkinlik, sertifikaların verilmesi sonrası ailelerle pasta kesilmesi ile devam etti.</span></p>

<p><span xss=removed>Birlikte eğlenceli bir gün geçiren minik mucizeler ve aileleri, “Optimed Hastanesine teşekkür ediyoruz, her yıl olduğu gibi bu yılda çok güzel bir şekilde ağırlandık. Optimed Ailemiz gibi” sözleri ile teşekkürlerini bildirdiler.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 17 Nov 2018 18:18:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/5d8fd27dafc35ea6c3c29f7b1365bf1a.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Öğrencilere Dengeli Beslenme Semineri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/ogrencilere-dengeli-beslenme-semineri-2903</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/ogrencilere-dengeli-beslenme-semineri-2903</guid>
                <description><![CDATA[Özel Reyap Hastanesi öğrencilerin sağlıklı ve dengeli beslenmeleri için bir seminer düzenledi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p xss=removed><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Özel Reyap Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Ezgi Uzun tarafından sağlıklı ve bilinçli öğrenciler, başarılı nesiller düşüncesiyle çıkılan yolda "Sağlıklı ve Dengeli Beslenme" konulu bilgilendirici sağlık semineri Çorlu Mektebim Okulları Lise Kampüsü Konferans Salonu’nda düzenlendi. </span></span></span></span></p>

<p xss=removed><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Özel Reyap Hastanesi Çorlu Beslenme ve Diyet Uzun; “Okul döneminde tüketilen besinler hem derslerdeki hem de sosyal çevremizdeki başarımızı etkilemektedir. Yapacağımız küçük değişimler ile enerjimizi arttırabilir ve beyin fonksiyonlarımızı güçlendirebiliriz. Aynı zamanda ideal kilomuzu da korumuş oluruz” dedi.</span></span></span></span></p>

<p xss=removed><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Yapılan sağlık semineriyle ideal zihin ve beden sağlığı için beslenme üzerine olması gerekenler ve dikkat edilecek noktalar üzerine öğrenciler ve öğretmenler aydınlatılırken meraklı gençlerin soruları yanıtlandı.</span></span></span></span></p>

<p xss=removed><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Seminerin sonunda okul yönetimi ve öğrenciler Diyetisyen Ezgi Uzun’a teşekkürlerini iletirken okul yönetimi de çiçek takdim ettiler.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sun, 04 Nov 2018 15:25:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/1f01ff8737fdf8f25b37a1b15ce03744.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Optimed’in Meme Kanseri Eğitimleri Sürüyor</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/optimedin-meme-kanseri-egitimleri-suruyor-2885</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/optimedin-meme-kanseri-egitimleri-suruyor-2885</guid>
                <description><![CDATA[Özel Optimed Hastanesi 1-31 Ekim Meme Kanseri Farkındalık Ayı boyunca “Meme Kanseri” konusunda bilinçlendirme toplantıları düzenledi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong>EATON / Polimer Fabrikasında “Meme Kanseri” Etkinliği</strong></p>

<p>EATON / Polimer Fabrikası kadın çalışanlarına Özel Optimed Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. İsa Kaman yönetiminde  “meme kanseri” hakkında bilgilendirmeler yapıldı, katılımcıların soruları tek tek yanıtlandı. Katılımcılar aktif olarak program boyunca katılım gösterdi. Her zaman olduğu gibi Optimed olarak “Kanserden korkmayın, geç kalmaktan korkun” dediler ve kontrollerini ihmal etmemeleri gerektiğini bir kez daha hatırlattılar.</p>

<p><strong>Özel Optimed Hastanesinde “Meme Kanseri” Etkinliği</strong></p>

<p>Özel Optimed Hastanesi Eğitim Salonunda katılımcıların soruları ve hikayeleri ile eşlik ettiği interaktif bir etkinlik gerçekleştirildi. Anlatılan sunumda katılımcılar kendilerinden ya da etrafında ki diğer kadınlardan bir şeyler bularak konunun önemini daha iyi anladılar. Etkinlikte; Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hakan Sunal "Meme Kanseri Hakkında Bilinmesi Gerekenleri", Beslenme ve Diyetetik Uzmanımız Dyt. Sinem Kaya "Meme Kanseri Döneminde Beslenmeyi" ve Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanımız Uz. Psikiyatr Ufuk Çalışkan ise "Meme Kanseri Döneminde Ruhsal Sorunları ve Çözümleri" anlattı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Nov 2018 15:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/794b6b3f32a94cc4134e38f3344e74a8.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Meme Kanserinde Beslenme</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/meme-kanserinde-beslenme-2671</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/meme-kanserinde-beslenme-2671</guid>
                <description><![CDATA[Özel Optimed Cerrahi Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Tuğçe Emiroğlu, meme kanserine yakalanan kadınlar için beslenme sürecinin nasıl olması ya da olmaması gerektiğini anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Meme kanseri ile ilgili olarak bir diyetisyen gözüyle baktığınızda ne düşüyorsunuz?</span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Meme kanseri kadınlar arasında en sık rastlanan kanserdir ve sıklığı giderek artmaktadır. Yapılan araştırmalara göre Kuzey Amerika’da her 8 – 9 kadından birinin, ömrü boyunca meme kanseri ile karşılaşacağı bilinmektedir. Bu oldukça yüksek bir orandır. Ülkemizde de durum aynıdır. </span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Sizce meme kanserinin artmasında ki faktörler neler?</span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Bayanlarda da sigara ve alkol tüketimi artışı, beslenme düzensizliği, iş hayatı nedeniyle hazır besin tüketimi kadınlarda kanser riskini arttırmaya başlamıştır. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Meme kanseri gelişimini etkileyen faktörler incelenirken bilimsel makalelerin çoğunda menopoz öncesi ve menopoz sonrası kanserin ayrıldığını görüyoruz. Örneğin şişmanlık (menopoz öncesi) meme kanseri üzerinde etkili değilmiş gibi görünürken, postmenopozal (menopoz sonrası) meme kanserini arttırdığına dair birçok yayın var. Bunu açıklayabilmek çokta kolay değil ama pratik olarak, hayat boyu zayıf kalmaya çalışmak en doğrusu ideal kiloda olabilmek gibi görünüyor. </span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Günlük hayatımızda nasıl beslenmeliyiz?</span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Bunun için de; günde az ama 6 öğün yemek, yağ dengelerini gözetmek (günde 2-3 gram balık yağı tüketmek) önerilir. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Ekmeği tamamen hayattan çıkartmak değil de karbonhidrat, protein, yağ özelliklede lifli besin tüketimini arttırmak gerekmektedir. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Yeterince folik asit ve D vitamini almak beslenmede önemlidir. Özellikle kanda D vitamini düzeyi 35 ng<strong>/</strong>ml civarında olmalıdır. Bu düzey bütün yıl yaz-kış korunmalıdır. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Kanda D vitamini (Vit D3) düzeyi ölçülmeli, düşük olan durumlarda, tercihan kas içi enjeksiyon şeklinde D3 vitamini kullanılmalıdır. Düşük D vitamini düzeyleri ile Meme kanseri arasında ilişki olduğunu gösteren çok sayıda yayın vardır. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Selenyum, Çinko, B12 vitamini, A vitamini gibi birçok nutrientle ilgili binlerce araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalarda özet olarak antioksidanların “Ek ilaç” biçiminde alınmasının koruyucu olarak etkili olduğunu kesin olarak gösteren bir klinik çalışma yoktur. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Ortorektik (Sağlıklı beslenmeyi hayatının merkezi olarak görüp bunu hastalık derecesinde takıntı haline getirmiş olan) bir kişiliğe sahip olmak ve mega dozlarda vitamin ve eser element almak zararlıdır. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Genel kural, bir insanın günlük vitamin veya eser element (Çinko, Selenyum, krom, v.s ) ihtiyacının Pfazlasından daha fazla “Ek” vitamin ve eser element almamasıdır. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Meme kanserli hastaların önemli bir kısmı Kemoterapi (KT) ve Radyoterapi (RT) tedavisi görürler ve bu süreçte bazı hastalar kilo almaya, tatlı isteğinde psikolojik durum nedeniyle artış olduğu için gerek duyarlar. Antioksidan etki olsun diye pekmez tavsiye edilir ve hasta yakınları daha fazla yarar sağlasın diye 2 kaşık yerine 5- 6 kaşık verir ki bu bir yarar sağlamaz kilo olarak ve psikolojik bozukluk olarak geri döner. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Besinlerin de azı yarar çoğu zarardır. Bu durum da çok sağlıklı olacağım diye yararlı besinleri fazla yemek zarar ile sonuçlanıyor. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 02 Oct 2018 17:56:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/5f233e50686391492013d35730cccb8c.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Zayiflarken Ne Kaybettiğinizi Bilin</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/zayiflarken-ne-kaybettiginizi-bilin-2463</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/zayiflarken-ne-kaybettiginizi-bilin-2463</guid>
                <description><![CDATA[İrmet Hospital Beslenme ve Diyetetik Bölümü Dyt. Burcu Akca, şişmanlıkta ölçüt kilo değil, vücuttaki yağ ve kas arasındaki uyumun olduğunu ve dengeli ve yeterli beslenerek sağlıklı kilo verme hakkında bilgi verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Herkesin kıyafetlerine giremediği, aynaya bakıp kendini kilolu hissettiği ve bu nedenle zayıflamak istediği bir dönem mutlaka olmuştur. Ancak her defasında kilo almanın telaşıyla pazartesi başlanıp hafta ortasına gelmeden vazgeçilmiştir.</span></span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>            Kilo vermeye başlamadan önce kilo vermeye hazır olup olmadığınız çok önemlidir. Çünkü diyet yapmaya hazır değilseniz kilo vermeyi yarıda bırakacak ve istediğiniz kiloya inemediğiniz için kendinizi bir kez daha kilolarınıza karşı güçsüz ve yenik hissedeceksiniz. </span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>İdeal kilo nedir?</span></span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>            Bireylerin yaş, cinsiyet, boy ve sağlık durumuna göre olması gereken kilo aralığı vardır. Bu değer, o kişinin ideal kilosuna ulaşmamızı sağlar. Sağlıklı olan, kişi ağırlığının totalde elde ettiğimiz bu değer aralığında olmasının yanısıra, vücut analizinde elde ettiğimiz yağ yüzdesinine de uyumlu olmasıdır. Dünya Sağlık örgütü, erkekler için bu oranı -18 arası, kadınlarda ise  -25 arası belirlemiştir.</span></span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>            Aynı boy ve kiloya sahip olan iki kişi düşünün. Bu iki kişinin vücut yağ yüzdeleri yani, kilolarının dağılımı çok farklı olsun. Sizce sağlık durumları aynı diyebilir miyiz? Bu durum bizim için sadece ağırlık kavramının tek başına yeterli olamayabileceğini göstermeye yeter.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kilo vermek için; yüksek protein mi? Düşük karbonhidrat mı?</span></span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>            Kilo vermek için kalori çok düşürüldüğünde vücut kıtlık bilincine girer, kendini korumaya alarak metabolizmayı yavaşlatır. Yine vücudunuz için gerekli olan enerji ihtiyacından daha az kalori alırsanız vücut ihtiyacı olan kaloriyi önce karaciğerinizdeki glukojen deposundan sonrasında ise kaslardaki şekerden sağlar, bu da uzun sürede kas kaybına yol açar. Yüksek protein düşük karbonhidrat içeren düşük kalorili diyetler metabolizmayı hızlandırdığı için hızlı kilo kaybı sağlar fakat tartıda görülen yağ kaybı olmayıp daha çok kas ve su kaybıdır. Aynı şekilde yüksek karbonhidrat ile az protein de yine kas kaybına yol açan diyet türünü oluşturur. Çünkü kaslar protein yapısında oldukları için yeterli proteini sağlanması gerekir. </span></span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>            Kas kaybettiğinizde ise metabolizmanız daha da yavaş çalışmaya başlayacaktır. Vücudunuz, sarkma eğiliminde olacaktır. Önemli olan vücut ağılığınızın ne kadarının yağ olduğudur. Vücudunuzdaki kas ve su miktarı ideal kiloyu belirler. Yine, vücuttaki toplam yağ miktarı kadar bu yağın hangi bölgelerde depolandığı da önemlidir. Bel ve karın çevresinde biriken yağlar kalp damar sağlığınız için risk oluşturur, insülin direnci ve diyabete davetiye çıkarır.</span></span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>            Vücudun yaşamsal fonksiyonlarını sürdürmesi için alması gereken belli bir kalori değeri, karbonhidrat - protein - yağ dengesi, vitamin ve mineral ihtiyacı vardır ve beslenme programı oluşurken bireysel bir şekilde hazırlanıp tüm besin gruplarını ve gerekli vitamin&mineralleri içermelidir.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kilo değil yağ kaybetmelisiniz.</span></span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kaybedilen yağ olmadıktan sonra ağırlığınızı nasıl düştüğü sizin için önemli mi, aslında bu şekilde tartıda eksik çıkmanız sağlığınızı riske attığınızı göstergesidir. Tartınız, kilo kaybettiğinizi göstermesine rağmen halen vücut ölçülerinizde incelme, bedeninizde daralma olmadıysa yanlış yoldasınız demektir. Kontrolsüz bir şekilde kilo vermeye çalıştığınızda vücudunuzdaki kasların erimesine neden olabilirsiniz. O zaman da kemiklerinize ve eklemlerinize binen yükün artar ve eklem problemleri yaşarsınız diz ağrılarınız artabilir ve yaşam kaliteniz buna bağlı olarak düşebilir.</span></span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><a href="http://www.irmethospital.com/tr/sayfa.asp?sayfa=Doktor&DrID=23"><span xss=removed>Diyetisyen Burcu Akca</span></a><span xss=removed>; “Unutmayın ki doğru kilo kaybı vücut yağ dokusundaki azalma ile olur. Bu da yağsız doku kitlesinin yani kas ağırlığının korunması demektir. Bazal metabolik hız vücudumuzdaki yağ ve yağsız doku ile orantılıdır. Kas kütleniz azaldıkça yağ yakma kapasiteniz de azalır. Yağ kaybı ise ancak yeterli ve dengeli bir beslenme programı ile düzenli yapılan sporla sağlanabiliyor.” dedi.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kaybedilen kilonun nereden gittiğini nasıl saptayabiliriz?</span></span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Evlerde bulunan klasik basküller sadece ağırlığı ölçebiliyor. Öte yandan Dünya Sağlık Örgütü’ne göre şişmanlık, vücutta fazla miktarda yağ birikmesi sonucu ortaya çıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken bir sağlık sorunudur. Yani şişmanlıkta ölçüt kilo değil, vücuttaki yağ ve kas arasındaki uyumdur. İşte bu noktadan yola çıkılarak BIA (Bioelectrical Impedance Analysis) tekniği ile ölçüm yapan cihazlar geliştirilmiştir. Pratik kullanımlı bu cihazlar sayesinde kilonuzu, yağ oranınızı, vücut sıvı oranınızı, kaslarınızı, kemiklerinizin ağırlığını, fiziksel aktivite derecenizi, günlük alınması gereken kalori miktarınızı ve metabolizma hızınızı 10 sn - 1 dakikalık bir analiz ile öğrenmeniz mümkün oluyor. </span></span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><a href="https://www.youtube.com/watch?v=qub7H2GpsdQ"><span xss=removed>İrmet Hospital Beslenme ve Diyetetik Bölümünde yenilenen Vücut Analizi Cihazı TANITA MC 780 MA</span></a><span xss=removed> ile; yaptığınız analiz sonuçlarında, kilo verirken yağ mı yaktığınızı, sıvı mı yoksa kas mı kaybettiğinizi ve bunları vücudunuzun hangi bölgesinden kaybettiğinizi görebilirsiniz. Kilo verirken vücudunuzun ne türden bir değişikliğe uğradığını, metabolizma hızınızdaki değişikliğin ne olduğunu ve kilo vermenin vücudunuzu nasıl etkilediğini de biyolojik yaşınızı öğrenerek gözleyebilirsiniz.</span></span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Özellikle bölgesel egzersiz yapan kişilerin yaptığı egzersizin işe yarayıp, yaramadığı hakkında bilgi sahibi olmasını sağlar.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 25 Aug 2018 16:28:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/506b146e2bf80a552289e505f3b28f64.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kurban Bayramı‘nda Diyabet Hastaları Dikkat!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kurban-bayraminda-diyabet-hastalari-dikkat-2446</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kurban-bayraminda-diyabet-hastalari-dikkat-2446</guid>
                <description><![CDATA[Özel Optimed Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Tuğçe Emiroğlu, diyabet hastalarının kurban bayramında özellikle nasıl beslenmeleri gerektiğini anlattı. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed><span xss=removed>Kırmızı et tüketiminin miktarı ve sıklığının arttığı Kurban Bayramı tatlı, şeker ve çikolata gibi besinlerin de bolca tüketildiği özel günlerdendir.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Bayram süresince sağlıklı beslenmenin temel prensiplerine, yiyecek seçimine, porsiyon kontrolüne ve besin gruplarının dengeli dağılması için almamız gereken önlemler olmalı öncelikli olarak kendi sağlığımızı düşünmeli ağzımıza attığımız her besinin <strong>'bize vereceği olumsuzluk ne olacak '</strong> diye sorgulamalıyız.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Yağlı etlerin doymuş yağ ve kolesterol içeriği daha yüksek olduğu için, kalp damar hastalığı, diyabet ve yüksek tansiyonu olan kişiler, Kurban Bayramı'nda yağsız veya az yağlı etleri tercih etmeli ve tüketme konusunda aşırıya kaçmamalıdır. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Özellikle mide bağırsak hastalığı olan kişiler kurban etlerini hemen tüketmemeli, buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra haşlama veya ızgarada pişirme yöntemiyle pişirerek tüketmelidir.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed> Bahsedeceğim bazı öneriler şu yönde olacak;</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>• Kurbanlık hayvanın sakatat kısımları (ciğer, böbrek, beyin bağırsak vs..) yani organ etleri, kolesterol ve doymuş yağ bakımından oldukça zengindir. Kolesterol hastaları ve insülin direncini etkilediği için diyabet hastaları için tüketilmemesi gerekmektedir. Kalp-damar sağlığı açısından, öğünde tüketilen diğer etlerin de miktarı azaltılmalı, etli menü sebze, salata ile taçlandırılmalıdır.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>• Uzun süre aç kalmamaya özen gösterilmelidir. 3-4 saatten uzun süren açlıklarda kan şekeri düşer, tansiyon düşer, halsizlik ve baş ağrıları görülür. Tüm bunların olmaması adına az az ve sık sık beslenmeye özen göstermelisiniz.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>• Yanınızda bulunduracağınız çiğ badem, çiğ fındık, ceviz veya kuru kayısı, kuru erik gibi pratik besinler size yardımcı olacaktır.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>• İkramlarda mümkün olduğunca sütlü veya meyveli tatlılar tercih edilmelidir. Diyabetli bireyler ise bayramda bu şekerli gıdalardan uzak durmaya özen göstermelidir.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>• Kurban kesmeye giden bireyler, günün en önemli öğünü olan kahvaltıyı atlamaktadırlar. Bunu önlemek açısından evden çıkmadan önce içilecek bir bardak süt veya yenilecek 1 dilim ekmek - peynir veya 2-3 ceviz ve 3-4 kuru kayısı kan şekerinin hızlı düşüşünü engelleyecektir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Fri, 17 Aug 2018 18:27:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/fd1b93b1805e2d7b885e1d975681dbcc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Optimed  ve Trakya Çölyak ve Sağlıklı Yaşam Derneği’nden Bilgilendirme</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/optimed--ve-trakya-colyak-ve-saglikli-yasam-derneginden-bilgilendirme-1632</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/optimed--ve-trakya-colyak-ve-saglikli-yasam-derneginden-bilgilendirme-1632</guid>
                <description><![CDATA[Optimed, Trakya Çölyak ve Sağlıklı Yaşam Derneği’nin düzenlediği “Çölyak Hastalığı” bilgilendirme toplantısına katıldı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed>Özel Optimed Hastanesi, hastane doktorlarından Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hakan Sunal ve Beslenme Diyetetik Uzmanımız Dyt. Sinem Kaya ile birlikte, Trakya Çölyak ve Sağlıklı Yaşam Derneği’nin düzenlediği “Çölyak Hastalığı” konusunda farkındalık yaratacak bilgilendirme toplantısına katıldılar.</span></p>

<p><span xss=removed>Doktorlarımız katılımcılara konu ile ilgili sunum gerçekleştirip, detayları ile hastalığı, belirtilerini ve nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini anlattı. Ardından katılımcıların sorularını tek tek yanıtladılar.</span></p>

<p><span xss=removed>Program sonunda Trakya Çölyak ve Sağlıklı Yaşam Derneği, doktorlarımıza ve kurumsal iletişim ekibimize katılımlarından dolayı teşekkür belgesi takdim etti.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 09 Apr 2018 18:08:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/7f55a11d5e0bd54f70d4ad77bfaf6fc7.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Beyin Kanamasının Nedenleri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/beyin-kanamasinin-nedenleri-1601</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/beyin-kanamasinin-nedenleri-1601</guid>
                <description><![CDATA[İrmet Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serhat Aydıner Beyin Kanamasının Nedenlerini Anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed><span xss=removed>İrmet Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serhat Aydıner<strong>; “</strong>Beynin kendi dokusunun içine, içinde bulunan boşluklara veya zarların arasına olan kanamaların hepsine verilen genel isimdir. Kanamaların tehlikesi ve seyri hastanın yaşına, sistemik hastalıkların olup olmamasına, kanamanın yerine ve büyüklüğüne, kullandığı ilaçlara, tanısının erken veya geç konmasına göre gibi birçok faktöre bağlı olarak değişir” dedi. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>İrmet Hospital Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Serhat Aydıner Beyin Kanamasının Nedenleri ise şöyledir:</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>I. Nedenini bilmediğimiz(saptayamadığımız) kanamalardır. Bu kanamalarda beyinde hiçbir hastalık veya anamoli olmadığı halde sağlıklı bir insanda da olabilen kendiliğinden olan kanamalardır.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>II. Nedenini bildiğimiz kanamalar </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>1. Travma ( kaza) sonucu olan muhtelif kanamalardır. Bu kanamaların hepsi olmasa da büyük kısmı acil cerrahi girişimini gerektirir.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>2. Hipertansiyona bağlı kanamalar.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>3. Damarsal yapı bozukluğu olan kanamalardır. Bunda da damar yapısında doğumsal olan yapı bozukluğu vardır. Damar duvarın da olan bölgesel zayıflık nedeniyle damar da balonlaşma olur. Balon yırtılırsa kanama oluşur. Arteriovenöz malformasyonlar olarak tanımlanan anomoni doğumsal büyük damarlarda olan yumak şeklinde anomonlerdir. AVM'lerin erken tanısı yapısa bile hepsinin cerrahi endikasyonu yoktur. Kanamaya sebep olan tüm AVM'lerin operasyon endikasyonu vardır. Gerek AVM'ler gerekse anevrizmalar yakın zamana kadar açık cerrahi girişimiyle müdahale edilse de şimdi endevasküler cerrahi denen yöntemle tedavi ediliyor. Burada damardan (kasıktan) sokulan patater ile anormal damarlar kapatılıyor veya anevrizmanın kubbesi bir maddeyle dolduruluyor.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>4. İlaçlara bağlı olarak da beyin içinde kanamalar oluşabilir. Özellikle kan sulandırıcı ilaç alanlarda nispeten sık görülebilir. Bu nedenle bu tip ilaçları kullananlar sık sık kan değerlerine baktırmaları önemlidir. Bunun sıklığı ilacı başlayan hekim tarafından hastayı bilgilendirmeli ve sıkı takibi önemlidir.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>5. Damar duvarını tutan mikrobik hastalıklarda da kanama oluşabilir.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>6. Beyin tümörlerinde de kendiliğinden kanama gelişebilir. Erken dönemde kanamanın altında yatan etken tümörü hemen saptayamayabiliriz. Kontrollerde saptanabilir.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Tanı da hastanın muayenesi ve tetkik yöntemleri uygulanır. Acil tanı da ilk tercih edilen yöntem bilgisayarlı beyin tomografisidir. Çok büyük çoğunlukla acil MR gerekmez. Halk arasında en büyük yanılgı '' en üstün tetkikin '' yapılmasını istemeleridir. Her tanı yönteminin diğerlerine göre üstünlüğü vardır. Yani ''en üstün yöntemi'' kullanalım. Her şey açıklansın düşüncesi doğru değildir. Bu konuda hekim ne aradığına bakarak tetkik yöntemlerini belli bir sıra da ister.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Her hasta tek başına her yönle değerlendirilerek en uygun tedavi uygulanır. Ayrıca tüm beyin kanamaları opere edilmez. İlaç tedavine alınarak da tedavi edilen hastalarda çok iyi sonuçlar alınabiliyor. Beyinde ki kanamanın yeri hangi yöntemi kullanacağımızı belirler. Örneğin; beynin deri yerleşimi kanamaları opere edilmez. Bunun nedeni kanamayı boşaltacağız diye beyin de büyük hasara neden olabilmemezdir.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 05 Apr 2018 16:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/cfa403fa342c3ef70adf88ae481264e8.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kolon Kanserinin Belirtileri Nelerdir?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kolon-kanserinin-belirtileri-nelerdir-1420</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kolon-kanserinin-belirtileri-nelerdir-1420</guid>
                <description><![CDATA[Çerkezköy Özel İrmet Hospital Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Ermiş, Mart Ayı Kalın Bağırsak Kanseri Farkındalık Ayı sebebiyle kolon kanseri hakkında bilgiler verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Çerkezköy Özel İrmet Hospital Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih </span></span></span><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>E</span></span></span><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>rmiş; “</span></span></span><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolon kanseri gelişiminde en önemli risk faktörleri arasında obezite (aşırı kilolu olmak), diyabet (şeker hastalığı) veya insülin direnci ve beslenmeyle ilgili faktörler bulunmaktadır. Özellikle beslenme alışkanlıklarının kolon kanseri gelişiminde önemli rol oynadığı düşünülmektedir.</span></span></span><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>” dedi.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolon Kanseri Nedir?</span></span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Halk arasında “kalın bağırsak” olarak bilinen ve sindirim sisteminin en son kısmında yer alan bölgede gelişen bir hastalık olan kolon kanseri, yaşamı boyunca her 20 kişiden 1’inde görülmektedir.Kolon diye adlandırdığımız kalın bağırsak, sindirim sisteminin ince bağırsaktan sonra gelen kısmıdır. Erkekte ve kadında eşit oranda görülen kolon kanseri bütün kanserler içinde görülme sıklığı bakımından üçüncü sırada yer alır.</span></span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolon kanseri, kolonda yer alan hücrelerde başlar. Hücre sayısı çoğaldıkça, dairesel şekilde kolon etrafına yayılır. Erken tanı konması halinde, kanser hücreleri sadece kolon içi ile sınırlı olarak tespit edilebilir. Erken tanı konamaması halinde ise, kanser yakın organlara, lenf bezlerine ve kan dolaşımı yoluyla karaciğer, akciğer ve diğer organlara yayılım gösterebilir. Kolon kanseri tedavisinde başarıyı getiren en önemli kriter ise erken teşhistir. Kanser erken evrede saptandığında hastalıktan tamamen kurtulmak mümkündür. </span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolon Kanserinin Nedenleri Nelerdir?</span></span></span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Yanlış beslenme alışkanlıkları kolon kanseri riskini artırıyor. Aşırı beslenme ve obezite birçok sağlık sorunu ile birlikte kolon kanseri gelişmesine de neden olabiliyor. Salam, sucuk, sosis, pastırma gibi işlenmiş et ürünlerini kesin kanserojenler arasına yer almaktadır. Aşırı kırmızı et tüketilmesinin de özelikle kolon kanseri riskini arttırmaktadır. </span></span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolon kanserinin oluşumunda; aşırı yağlı, kırmızı et ağırlıklı beslenme, şişmanlık, sigara ve alkol tüketiminin yanı sıra polipler etkilidir. Tarama kolonoskopileri sırasında kalın bağırsakta polip görüldüğünde kanserleşmeden alınarak hastalığın önlenmesi mümkün olmaktadır. Kadınlarda meme ve yumurtalık kanseri hikayesi bulunması da bu kişilerde kolon kanseri riskini artırmaktadır. Meme ve yumurtalık kanseri olan kişilerde de 50 yaşını beklemeden kolon kanseri açısından tarama yapılması önerilmektedir.</span></span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Alkol ve sigara kullanımının genel sağlığı bozucu etkilerinin yanı sıra, diğer kanserlerde olduğu gibi kolon kanseri açısından da ciddi bir risk faktörü olduğunu ortaya koyuyor.</span></span></span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolon kanserinin belirtileri nelerdir?</span></span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolon kanserinin pek çok belirtisi bulunmakla birlikte, bunlar arasında en sık görülenler dışkılama alışkanlıklarındaki değişikliklerdir. Son zamanlarda ortaya çıkan dışkılamada zorlanma ya da daha önce bulunan bir kabızlık durumunun giderek kötüleşmesi, dışkı çapının incelmesi, dışkının şeklinde ya da kıvamında değişiklik, dışkılarken ağrı olması, aşırı gaz ve hazımsızlık, kabızlık ve ishal atakları bu belirtilerden bazılarıdır. Dışkılamada değişiklik olmaksızın karın ağrısı şeklinde de olabilir. Makattan kanama toplumumuzda sıklıkla hemoroid (ya da daha sık bilinen ismiyle basur) denilen durumla ilişkilendirilmesine karşın bu olguların ’una kolon kanseri eşlik edebilmektedir; bu nedenle makattan kanama durumunda ne olursa olsun kolonoskopi ile bu durumun nedeni açıklığa kavuşturulmalıdır. Tüm kolon kanserlerinin %7'sinde hemoroid'de bulunmaktadır. Kansızlık (anemi), özellikle de demir eksikliğine bağlı kansızlık sağ taraflı kolon kanserlerinde sık rastlanan bir bulgudur. Nadir de olsa bazen tümör kitlesinin büyüyerek barsaktan geçişi engellemesiyle karakterize bağırsak tıkanıklığı (ileus) tablosu kolon kanserinin ilk belirtisi olabilmektedir; bu durum giderek artan şiddetli karın ağrısı, dışkılamanın olmaması ve kusma ile ortaya çıkmaktadır. Özellikle hastalığın ileri evrelerinde iştahsızlık, kilo kaybı, aşırı halsizlik ve sarılık (hastalığın karaciğer üzerindeki etkileri sonucu) gelişebilmektedir.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolon kanseri tanısı nasıl konur?</span></span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolon kanserini teşhis etmek için aşağıda belirtilen testlere ihtiyaç duyulur.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Dijital Rektal Muayene: </span></span></span></strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Bu test esnasında doktor eldiven giyilmiş ve yağlanmış parmağı ile makatta herhangi bir yumru olup olmadığını araştırır. Buna tuşe rektal de denir.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Gaita’da Gizli Kan Testi: </span></span></span></strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Sadece mikroskopla görülebilen kan için dışkı örneği alınması ve bu dışkının mikroskop ile incelenmesidir.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Baryum Testi:</span></span></span></strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed> Baryum-sülfat çözeltisi rektum içine konulduktan sonra alt gastrointestinal röntgeni çekilir. Bu çözelti kolon içerisindeyken daha iyi görüntüleme fırsatı sağlanır.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Sigmoidoskopi: </span></span></span></strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kalınbarsağın son kısmının yani rektumun incelenmesine yarayan bir prosedürdür.Sigmoidoskop ile rektumun görüntüsü elde edilir ve bu hastalığın teşhisi için son derece önemlidir.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolonoskopi:</span></span></span></strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed> Tüm kalın bağırsağın (kolon) bükülebilir, esnek bir cihaz ile görüntülenmesidir. Kolonoskopi ile bağırsak içindeki problemler ve anormallikler hakkında bilgi sahibi oluruz. ( Tümör, polip, divertikül, kolit)</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Biyopsi: </span></span></span></strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolondan alınan doku örneğinin patolog tarafından mikroskop ile incelenmesidir.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Sanal Kolonoskopi:</span></span></span></strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed> Bilgisayarlı tomografi olarak da adlandırılan bir prosedürdür. Kolon iç yüzeyi ayrıntılı bir biçimde görüntülenir ve herhangi bir olağandışı görüntü farkedilebilir. Bu teste aynı zamanda kolonografi ve ya CT kolonografi denilir.</span></span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Kolon Kanseri Tedavisi Nasıldır?</span></span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Hastalığın onkolojik medikal tedavisi ve ameliyatın tipi tümörün yayıldığı alana, büyüklüğüne, evrelerine ve hastanın sağlık durumuna göre belirlenir. Tümörlü olan kısım cerrahi yöntemlerle çıkarılır. Çoğunlukla kanser hücrelerini öldürme etkisi olan kemoterapi ve özellikle radyoterapi tedavisi de uygulanır.</span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Mon, 12 Mar 2018 14:51:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/4792aacd162695ec63b8307aabb6f1cc.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Bebeklerde Sağlıklı Gelişim İçin Düzenli Uyku Şart</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/bebeklerde-saglikli-gelisim-icin-duzenli-uyku-sart-1359</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/bebeklerde-saglikli-gelisim-icin-duzenli-uyku-sart-1359</guid>
                <description><![CDATA[Bebek büyüten ailelerin yaşadığı en önemli sorunlardan biri, bebeklerinin uzun süre düzene girmeyen gece uykularıdır. Özel Çorlu Vatan Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Sinan Aslan, çocuklarda uyku düzenini geliştirmek için ailelerin nasıl davranması gerektiği hakkında bilgiler verdi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span xss=removed>Aileler çocukların düzenine göre hareket etmelidir</span></strong><br>
<span xss=removed>Çocukta düzenli uyku, düzenli beslenmeyle doğrudan ilişkilidir. Bebeğin veya küçük yaştaki çocuğun düzene alıştırılma evresinde, ailelerin otoriter ve tutarlı davranmaları gerekmektedir. Sağlıklı bir çocuğun akşamları en geç 20.00 ya da 20.30’da yatakta olması gerekir. Çocuğun uykusu geldiğinde kendisinin gidip yatacağı düşüncesi doğru değildir; çünkü uykusu gelen çocuk daha da hareketlenir ve bu şekilde uykusu kaçar. Bu da çocukta huzursuzluğa neden olur. Belli bir beslenme ve uyku düzenine sahip olan çocuklar her zaman daha huzurludur. Bu nedenle, ailelerin kendi özel yaşamlarından fedakârlıklarda bulunup, çocuk için uygun beslenme ve uyku düzenine göre hareket etmeleri gerekmektedir.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>Çocuk, saat 22.00’de en derin uykusunda olmalıdır</span></strong><br>
<span xss=removed>Çocukların uykuya olan ihtiyaçları ve uyku süreleri büyüme dönemlerine göre değişir. Yenidoğan, en fazla uyku ihtiyacı olan dönemdir. Yenidoğanın uykusu 18-20 saate kadar ulaşabilir. Büyüdükçe algısı açılan çocuğun, uyku süresi de kısalacaktır. Büyüme hormonu saat 22.00 civarında en yüksek düzeylere ulaşır. Bu nedenle çocuk hangi yaşta olursa olsun, bu saatlerde derin uykuda olmalıdır.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>Uykuya 1 saat kala beslenme kesilmelidir</span></strong><br>
<span xss=removed>Özellikle mama ile beslenen bebeklerde, yaklaşık 10. aydan sonra gece beslenmesi önerilmemektedir. Anne sütü alan bebekler gece aşırı miktarda olmamak koşulu ile beslenebilir. Çünkü gece beslemeleri çocuklarda sık uyanmanın yanında, reflü, üst solunum yolları veya orta kulak enfeksiyonları gibi sorunlara neden olabilir. Gece saatlerinde beslenen çocukların kahvaltılarda da iştahı azalabilir. Bu nedenle 1 yaşını geçen çocuklarda, uyku saatine 1 saat kala, beslenme kesilmelidir. Verilecek bu son öğün için ise tahıllı mamaların tercih edilmesi çocuğun gece boyu tok kalmasını sağlayacak, sindirim sisteminin çalışmasını kolaylaştıracak ve rahat bir uyku için metabolizmasına yardımcı olacaktır.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>Uykuyu hatırlatıcı davranışlar her gece tekrarlanmalıdır</span></strong><br>
<span xss=removed>İlk aylardan itibaren, kendisine uykuyu anımsatacak belli davranış ve objeler çocukları uykuya hazırlayacaktır. Sıcak bir banyo, pijamalarının giydirilmesi, sadece yatakta duran bir oyuncağının kucağına verilmesi, loş ışıkta aynı ninninin söylenmesi, her akşam bunlardan birinin tekrarlanması, çocuğun vücuduna uyku saatinin geldiğini anlatır.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>Çocuk, kendi kendine uyumalıdır</span></strong><br>
<span xss=removed>Çocuklar uyurken değil, uyumak üzereyken yatağa yatırılmalıdır. Anne, çocuğun kendi kendine uykuya dalmasına izin vermelidir. Uykusu gelen çocuk, tıpkı yetişkinlerin kendileri için sağladıkları koşullar gibi uyumak için, ışığı kapamak, yatağa yatmak, yorganı örtmek gibi belli şartların sağlanmasına ihtiyaç duyabilir. Çocuk sallanarak, emzirilerek, biberonla mama verilerek uyumaya alıştırılırsa, gece uykusu bölündüğünde, yeniden aynı koşulların sağlanmasını isteyecektir. Dolayısıyla, eğer çocuğun bir sağlık sorunu yok ise, yatağına yatırıldığında ağlasa bile kucağa alınmamalı veya sakinleştirilip yeniden uyuması için yatağa bırakılmalıdır.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>Çocuğunuz her şeye rağmen uyumuyorsa</span></strong><br>
<span xss=removed>Aile, çocuğa düzenli uyku için düzenli bir hayat imkânı sağlar ve bilinçli uyku alışkanlıkları kazandırırsa, en yaramaz ve söz dinlemeyen çocuk bile bir süre direnip, sonrasında bu düzene alışacaktır. Eğer çocuk her şeye rağmen uyumuyor ve şiddetli şekilde ağlıyorsa, bu durum bir hastalığın belirtisi olabilir. Çocuğun bir sağlık sorunu olup olmadığından emin olmak için uzman yardımı almak yararlı olacaktır.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 Mar 2018 18:30:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/ef9b8fe96ecfc5ba17cac7169f42d82a.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Madde Bağımlılığı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/madde-bagimliligi-1358</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/madde-bagimliligi-1358</guid>
                <description><![CDATA[Özel Optimed Hastanesi Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı Uz. Dr. Psikiyatr Ufuk Çalışkan günümüzün sorunlarından biri olan “madde bağımlılığı” konusu üzerine nedir, ne değildir, nelere dikkat edilmeli, aileler nasıl davranmalı? sorularına ışık tutacak şekilde detayları ile anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span xss=removed>Madde Bağımlılığı nedir?</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Vücudun bir ya da birden çok işlevini olumsuz yönde etkileyen maddelerin kullanılması, bundan dolayı zarar görüldüğü hâlde bu maddelerin kullanımının bırakılamaması.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>Ana hatlarıyla bir bağımlının yaşadıkları nelerdir?</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Her durum ve koşulda maddeyi almak için engellenemeyen bir arzu ve istek duyar.</span></li>
 <li><span xss=removed>Madde kullanımına ara verdiğinde yoksunluk belirtileri yaşar.</span></li>
 <li><span xss=removed>Zamanla madde kullanımını ve dozunu arttırır.</span></li>
 <li><span xss=removed>Zamanının büyük bir dilimini madde arayarak geçirir.</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>Bağımlılık yapıcı maddeler nelerdir?</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Çeşitli uyuşturucular</span></li>
 <li><span xss=removed>Uyarıcı ve hayal gördüren maddeler</span></li>
 <li><span xss=removed>Sigara</span></li>
 <li><span xss=removed>Alkollü içecekler</span></li>
 <li><span xss=removed>Reçete ile alınması gerektiği hâlde doktor kontrolü dışında kullanılan ilaçlar</span></li>
 <li><span xss=removed>Bazı yapıştırıcılar, tiner ve çakmak gazı gibi uçucu maddeler</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>Bir kişi ne zaman bağımlı sayılır?</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Aşağıdaki durumlardan sadece üçü 12 aylık bir süreç içerisinde görülen kişi bağımlıdır:</span></p>

<ol>
 <li><span xss=removed>Kullanılan madde miktarının, aynı etkiyi sağlamak amacıyla giderek arttırılması</span></li>
 <li><span xss=removed>Madde kesildiğinde ya da azaltıldığında fiziksel ve ruhsal yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması</span></li>
 <li><span xss=removed>Madde kullanımını denetlemek ya da bırakmak için gösterilen çabanın sürekli boşa çıkması</span></li>
</ol>

<p><strong><span xss=removed>Gençler bağımlılık yapıcı maddeleri neden denerler?</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Merak</span></li>
 <li><span xss=removed>Kendi sınırlarını aşma çabası</span></li>
 <li><span xss=removed>Asilik</span></li>
 <li><span xss=removed>Farklı olma dürtüsü</span></li>
 <li><span xss=removed>Arkadaşlarına uyma</span></li>
 <li><span xss=removed>Gruptan kopmak istememe</span></li>
 <li><span xss=removed>Sorunlarını çözebilmek veya unutmak</span></li>
 <li><span xss=removed>Daha iddialı olmak/görünmek isteği</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>Beyin ve Madde Bağımlılığı</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Ergen beyni hâlâ gelişmektedir ve her alanı henüz işlevsel değildir. Bu sebeple bağımlılık yapıcı maddelerin gelişmekte olan beyne verdiği zararlar kısa süreli değil, kalıcı olabilir.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>Beynin biyofizyolojik yapısını göz önünde bulundurduğunuzda sizce madde kullanımı nedeniyle oluşabilecek sorunlar nelerdir?</span></strong></p>

<p><strong><span xss=removed>Hipotalamusta ortaya çıkan değişimler</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Madde, beynin böbreklere suyu emmesi talimatını taşıyan hormonu üretmesini engeller. Vücut daha fazla miktarda suyu atık olarak kaybeder. Beyin için gerekli suyun azalması maddeyi kullananı susuz bırakır. Bu da ertesi gün baş ve vücut ağrıları duyulmasına sebep olur.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>Temporal (şakak) lobda ortaya çıkan değişimler</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Kısa süreli bellekten uzun süreli belleğe bilgi aktarımı karışır. Dolayısıyla madde kullanımı sonrası geçici süre hafıza kaybı yaşanır. Bu durum, ertesi gün kişinin ne yaptığını ya da ne söylediğini hatırlamamasına neden olur.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>Bağımlı olan kişilerde neler olur?</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Kendine güveni azalır.</span></li>
 <li><span xss=removed>Kendini kontrolü zayıflar.</span></li>
 <li><span xss=removed>İnsani prensipleri ve değerleri yok olmaya başlar.</span></li>
 <li><span xss=removed>İdealleri ve geleceği ile ilgili ümitleri yıkılır.</span></li>
 <li><span xss=removed>Kullandığı maddeler vücudun savunma mekanizmasını yok edip bağışıklık sistemini zayıflatır.</span></li>
 <li><span xss=removed>AİDS, frengi, verem, hepatit B ve hepatit C, kanser, kangren gibi birçok ölümcül hastalığa kapılma riski artar.</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>Bağımlı olan kişiler neler yapabilir?</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Maddeyi alabilmek için önce mevcut parasını bitirir.</span></li>
 <li><span xss=removed>Çevresindeki insanların değerli eşyalarını ve paralarını çalmaya başlar.</span></li>
 <li><span xss=removed>Daha fazla para temin edebilmek için hırsızlık, gasp, yankesicilik vb. suçlara karışır.</span></li>
 <li><span xss=removed>Suç işlerken yakalanır ve özgürlüğünü kaybeder.</span></li>
 <li><span xss=removed>Maddenin vücuduna verdiği zarardan dolayı sağlığını ve en sonunda da hayatını kaybeder.</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>Madde kullanımına başlamada yaygın gözlenen 5 risk faktörü nedir?</span></strong></p>

<p><strong><span xss=removed>1) Bireysel Faktörler</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Ergenlik algısı ve adaptasyon süreci</span></li>
 <li><span xss=removed>Madde kullanımına yönelik algı</span></li>
 <li><span xss=removed>Yaşam becerileriyle ilgili sorunlar</span></li>
 <li><span xss=removed>Agresiflik, olumsuz ruh hali, çekingenlik veya dürtüsellik</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>2) Akran Faktörü </span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Anormal davranışlara yönelmede akran faktörü önemlidir.</span></li>
 <li><span xss=removed>Başlama, temin etme, devam ettirme…vb. hususlarında akran faktörü önemli işlev görür.</span></li>
 <li><span xss=removed>Arkadaş grubunda madde kullanımına olumlu bakış bu türden davranışlara yönelimi kolaylaştırır.</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>3) Aile Faktörü</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Çeşitli travmaların varlığı</span></li>
 <li><span xss=removed>Aile kontrolünün yetersizliği</span></li>
 <li><span xss=removed>Ailede madde kullanımının varlığı</span></li>
 <li><span xss=removed>Çocuğa uygun sınırlar oluşturmamak</span></li>
 <li><span xss=removed>Çocuğa yönelik ihmal ve istismar</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>4) Okul Faktörü</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Okul bağı ve okula bakış açısı zayıf, olumsuz sınıf içi davranışlar</span></li>
 <li><span xss=removed>Okuldan kaçma davranışının artması</span></li>
 <li><span xss=removed>Okul yönetiminin kullananlardan oluşan ağları engelleyememesi</span></li>
 <li><span xss=removed>Disiplin sorunlarına yönelik tedbir alınmaması</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>5) Çevresel Faktörler</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Toplumsal olarak maddeler, bağımlılık ve bağımlıya bakış</span></li>
 <li><span xss=removed>Yasalar ve uygulanabilirlik</span></li>
 <li><span xss=removed>Ulaşılabilirliğin kolay olduğunun algılanması</span></li>
 <li><span xss=removed>Yerel yönetimler ve yatırım eksiklikleri</span></li>
 <li><span xss=removed>Yoksulluk ve işsizlik</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>Gencin madde kullanım davranışı nasıl anlaşılabilir?</span></strong></p>

<ol>
 <li><strong><span xss=removed>Kişisel görünüm</span></strong>

 <ul xss=removed>
  <li><span xss=removed>Dağınık bir görünüm ve yetersiz kişisel bakım</span></li>
  <li><span xss=removed>Temizliğe özen göstermeme ve dikkat etmeme</span></li>
  <li><span xss=removed>Kırmızı ya da kızarmış yanaklar, gözler ve yüz</span></li>
  <li><span xss=removed>Parmaklarda ya da dudaklarda is ya da yanıklar (eklemlerden aşağıya yanma)</span></li>
  <li><span xss=removed>Kol ya da bacaklarında çeşitli izlerin varlığı (ya da bu izleri gizlemek için sıcak havada bile uzun kollu kıyafetlerle dolaşma)</span></li>
 </ul>
 </li>
</ol>

<ol start="2">
 <li><strong><span xss=removed>Kişisel alışkanlıklar ya da eylemler</span></strong></li>
</ol>

<ul>
 <li><span xss=removed>Dişleri sıkma</span></li>
 <li><span xss=removed>Giysilerde ya da nefesinde sigara kokusu ya da alışılmamış kokuların varlığı</span></li>
 <li><span xss=removed>Kötü kokuyu ortadan kaldırabilecek mahiyette nane şekeri ya da sakız gibi ürünlerin yoğun kullanımı</span></li>
 <li><span xss=removed>Ailenin kontrolü dışında sıklıkla eve geç gelme ve evden erken çıkma</span></li>
 <li><span xss=removed>Nakit parayı hızlı bir şekilde tüketme davranışı</span></li>
</ul>

<ol start="3">
 <li><strong><span xss=removed>Davranışsal durumla ilgili gözlenebilecek değişimler</span></strong></li>
</ol>

<ul>
 <li><span xss=removed>Aile bireyleri ve arkadaşlar arası ilişkilerde olumsuz süreçli değişimler</span></li>
 <li><span xss=removed>Duygusal durumunda değişiklikler ve duygusal istikrarsızlıklar</span></li>
 <li><span xss=removed>Anlamsız gülme ya da ağlama davranışları</span></li>
 <li><span xss=removed>Gürültülü, kötü davranışlar</span></li>
 <li><span xss=removed>Koordinasyon bozuklukları gibi dengede kalamama, tökezleme davranışları</span></li>
 <li><span xss=removed>Genellikle içine kapanık, sessiz, çekingen, yorgun gözükme ve uyuşuk yapıya olma</span></li>
</ul>

<ol start="4">
 <li><strong><span xss=removed>Okulla ilgili gözlenebilecek durumlar</span></strong></li>
</ol>

<ul>
 <li><span xss=removed>Okuldan nedensiz olarak sıklıkla kaçma davranışı</span></li>
 <li><span xss=removed>Ders dışı etkinliklere, sosyal ve kültürel aktivitelere karşı ilgisiz kalma</span></li>
 <li><span xss=removed>Okul ile ilgili sorumluluklarını yerine getirememe</span></li>
 <li><span xss=removed>Ders notlarında beklenmeyen ani düşüş</span></li>
</ul>

<ol start="5">
 <li><strong><span xss=removed>Ev yaşamı ve sosyal çevresi ile ilgili durumlar</span></strong></li>
</ol>

<ul>
 <li><span xss=removed>Evde bulunan ecza dolabındaki ya da aile bireylerinin kullandığı ilaçların hızlı bir şekilde azalması</span></li>
 <li><span xss=removed>Evde bulunan aile büyüklerine ait olan sigara paketinin hızlı bir şekilde tükenmesi</span></li>
 <li><span xss=removed>Evde vitrinde süs olarak duran alkol şişelerinin kapaklarının açılmış olması ya da kullanılması</span></li>
 <li><span xss=removed>Evde bulunan değerli eşyaların kaybolması</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>Bağımlılık yapıcı maddelerle ilgili doğru zannedilen yanlışlar</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Bir kere kullanmaktan bir şey çıkmaz.</span></li>
 <li><span xss=removed>Ara sıra kullanmakla bir şey olmaz.</span></li>
 <li><span xss=removed>Sadece zayıf insanlar bağımlı olur.</span></li>
 <li><span xss=removed>Madde, sadece kullanan kişiye zarar verir.</span></li>
 <li><span xss=removed>Ottur, zararı yoktur. Bu nedenle bağımlılık da yapmaz.</span></li>
 <li><span xss=removed>Tüm bağımlılar hapsedilmelidir.</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>Madde kullanımı ilk defa nerede teklif edilir?</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Çoğunlukla yetişkin kontrolünden uzak eğlenmek için gidilen ortamlarda veya insanların kendilerini güvende hissettikleri, kişinin kendisinin veya arkadaşlarının evi gibi ortamlarda teklif edilir.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>Madde kullanımını reddeden genci bekleyen klişeler</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Yağcılık</span></li>
 <li><span xss=removed>Yalnız Bırakma</span></li>
 <li><span xss=removed>Yalvarma, Acındırma</span></li>
 <li><span xss=removed>Tehdit</span></li>
 <li><span xss=removed>Aşağılama</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>Nelere dikkat etmeliyim?</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Yaşam becerileri edinilmeli</span></li>
 <li><span xss=removed>Kendini tanıma</span></li>
 <li><span xss=removed>Öfke kontrolü</span></li>
 <li><span xss=removed>Stresle baş etme becerileri</span></li>
 <li><span xss=removed>İletişim</span></li>
 <li><span xss=removed>“Hayır!” diyebilme becerisi</span></li>
 <li><span xss=removed>Problem çözme becerisi</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>Ne Zaman ve Nasıl “Hayır” Demeli?</span></strong></p>

<p><strong><u><span xss=removed>Örnek hayır deme cümleleri…</span></u></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Hayır, teşekkür ederim.</span></li>
 <li><span xss=removed>Hayır, bana göre değil.</span></li>
 <li><span xss=removed>Hayır, dostum, sağ ol. Ben böyle iyiyim.</span></li>
 <li><span xss=removed>Eğer anne babam bu durumda görse gerçekten çok üzülürdü.</span></li>
 <li><span xss=removed>İnsanda yaptığı etkiyi sevmem.</span></li>
 <li><span xss=removed>Hayır, sağlıklı kalmak için çabalıyorum.</span></li>
 <li><span xss=removed>Ben bir sporcuyum, böyle şeyler yapamam.</span></li>
 <li><span xss=removed>Hayır, teşekkürler, ben eve gitmeliyim.</span></li>
 <li><span xss=removed>Hayır, ben okula gidiyorum. Bunu riske atmak istemem.</span></li>
 <li><span xss=removed>Ben işin kolayına kaçamam.</span></li>
</ul>

<p><strong><span xss=removed>Arkadaşın Kullanıyorsa…</span></strong></p>

<ul>
 <li><span xss=removed>Suçlamaktan ve yargılamaktan kaçının.</span></li>
 <li><span xss=removed>Ahlak dersi vermeye kalkışmayın.</span></li>
 <li><span xss=removed>İletişim kurmaktan vazgeçmeyin, pes etmeyin.</span></li>
 <li><span xss=removed>Yanında olduğunuzu ve destek alma noktasında yardımcı olabileceğinizi hissettirin.</span></li>
 <li><span xss=removed>Tehdit etmeyin.</span></li>
 <li><span xss=removed>Arkadaşınızın her söylediğine güvenmeyin.</span></li>
 <li><span xss=removed>Madde kullanımı sonucunda yaşadığı problemlerde sorumluluğun kendisinde olduğunu hatırlatın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Kendinizi suçlamayın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Güvendiğiniz kişilerden bilgi desteği alın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Kurduğunuz iletişimde, madde bağımlılığı konusunda yeterli bilgiye sahip olduğunuzu hissettirin.</span></li>
 <li><span xss=removed>Onun tıbbi anlamda bir hasta olduğunu unutmayın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Ona karşı öfke vb. duygularınızı kontrol altında tutun.</span></li>
 <li><span xss=removed>Olaylara duygusal değil, gerçekçi yaklaşın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Arkadaşınıza ve çevrenize madde bağımlılığının tıbbi bir hastalık olduğunu anlatın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Bir uzmandan destek alınması gerektiğini vurgulayın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Sakin ve sabırlı olmaya çalışın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Ona zaman tanıyın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Madde kullanmak amacıyla bulundurmanın bir suç olduğunu unutmayın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Kendinizi korumayı unutmayın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Arkadaşınızla çok fazla birlikte yalnız kalmayın.</span></li>
 <li><span xss=removed>Arkadaşınızı güvenebileceği bir uzmanla görüşmeye teşvik edin.</span></li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 03 Mar 2018 18:00:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/3d34e893e2bec28719222e2a1405dfa3.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Konuşulmayan Hastalık Hemoroid ve Korunma Yöntemleri</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/konusulmayan-hastalik-hemoroid-ve-korunma-yontemleri-1283</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/konusulmayan-hastalik-hemoroid-ve-korunma-yontemleri-1283</guid>
                <description><![CDATA[Halk arasında basur ya da mayasıl olarak bilinen hemoroidin oluşmadan önlenmesi mümkün. Doğru beslenme ve düzenli tuvalet alışkanlığı hemoroidden korunmada önemli rol oynuyor. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed><span xss=removed>İrmet Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Rahmi Kaya; “Hemoroidin en iyi tedavisi korunmadır, yani oluşmasının önlenmesidir. Hemoroidden korunma yollarının başında düzenli beslenme gelmektedir. Kepekli ekmek, bol meyve, sebze ve bol su içmek yararlıdır. Tahriş edici maddelerden (baharat, alkol, turşu) uzak durulması gerekmektedir. Hemoroidden korunma yolları arasında düzenli tuvalet alışkanlığı önemli rol oynamaktadır. Tuvalette fazla ıkınmak hemoroidi tetikleyebilir. Ağır yüklerden de kaçınılması gerekir” dedi. </span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Hemoroid Nedir ? </span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>İrmet Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Rahmi Kaya; “Hemoroidler, anal kanalın üst kısmında genişlemiş damar yumaklarıdır.  Hemoroidal toplardamar ağları anal kanalın iç kısmında ve dış kısmında 3’ er grup halinde bulunmaktadır. Hemoroidal hastalık ise hemoroidal toplardamarların zaman içinde anormal genişleyip kırmızı ve mor torbalar (memeler) şeklinde dışarı sarkması, bazen aşınıp delinerek dışkılama sırasında sık sık, parlak kırmızı kanamalar yapması; bu memelerin aniden pıhtı ile dolup şiddetli ağrı, ödem, iltihaplanma, yaralanma ve ağrı yapmasıdır. Kısacası hemoroid, makat bölgesindeki damarların genişlemesi yani varisidir. İç ve dış hemoroidler olarak ikiye ayrılır. İç hemoroidler genellikle ağrısız, dış hemoroidler ise ağrılıdır. Belirtileri, rektal kanama ( makattan taze kırmızı renkli kanama ), ağrı, aakatta ele gelen şişlik, akıntı, kaşıntı ve makatta ıslaklık hissi olarak sıralanabilir” diye konuştu.</span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Tanı Nasıl Konulur?</span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Op. Dr. Rahmi Kaya; “Bu şikayetlerle hekime başvuran hastanın şikayetleri dikkatlice dinlendikten sonra yapılan anal muayene genellikle genç hastalarda tanı için yeterlidir. Rektal kanama şikayeti ile gelen hastalara rektoskopi önerilir. Kırk yaş ya da üstü kabızlık şikayeti ile gelen ve yapılan anal muayenesinde hemoroid saptanan tüm hastalarda kolonoskopik tetkik önerilmektedir. Her zaman altta yatan bir kalın barsak tümörü olmadığı ekarte edilmelidir. Unutulmamalıdır ki hemoroid tek başına kalın barsak kanserinin belirtisi olabilir” şeklinde konuştu. </span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Hemoroidin Nedenleri </span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Kaya; “Hemoroidin nedenleri arasında en önde dışkılama alışkanlıklarındaki yanlışlar gelmektedir. Bunu kabızlık ve ıkınma izlemektedir. Ayrıca ishal, ‘tenezm’ yani tuvalette fazla kalarak dışkılamaya çalışmak gibi durumlar kronik ıkınmaya yol açarak hemoroidal hastalık etiyolojisinde rol oynarlar. Bunun dışında, ailesel yatkınlık ve karın içi basıncını artıran olaylarda(gebelik, asit gibi) hemoroidal hastalığı neden olabilir. Kolit, proktit, enterit gibi barsak enfeksiyonları da sebepler arasındadır. Hemoroidal hastalık nedenleri arasında araştırmalarla desteklenmeyen birçok söylence söz konusudur. Baharatlı yiyecekler, aşırı kahve tüketimi, sigara içmek, kronik alkol kullanımı, uzun süre araba kullanmak, ağır işlerde çalışmak, şişmanlık bunlardan bazılarıdır. Ayrıca hamilelik, ağır egzersiz, uzun süre oturma veya ayakta kalma ile hemoroidal hastalık gelişimi arasındaki ilişki tartışmalı olsa da bu olayların hemoroid belirtilerini alevlendirebileceği düşünülmektedir” dedi. </span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Hemoroidin Dereceleri</span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>İrmet Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Rahmi Kaya;</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>“<strong><em>1. Derece hemoroid: </em></strong>Kanama en önemli şikayettir. Hemoroidler rektoskopi sırasında saptanır. </span></span></p>

<p><strong><em><span xss=removed><span xss=removed>2. Derece hemoroid:</span></span></em></strong><span xss=removed><span xss=removed> Kanama ve kaşıntı şikayetleri görülür. Ikınma ile anal muayene esnasında saptanır.</span></span></p>

<p><strong><em><span xss=removed><span xss=removed>3. Derece hemoroid:</span></span></em></strong><span xss=removed><span xss=removed> Kanama, kaşıntı ve makatta ıslaklık hissi şikayetleri ile başvurulur. Anal muayenede prolabe yani makatın dışında hemoroid pakeleri görülür. Muayene ile içeriye gönderilebilir. </span></span></p>

<p><strong><em><span xss=removed><span xss=removed>4. Derece hemoroid:</span></span></em></strong><span xss=removed><span xss=removed> Kanama, kaşıntı, akıntı ve ağrı şikayetleri görülür. Muayene ile içeri redükte edilemeyen şişlikler saptanır” diye konuştu. </span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Hemoroid Tedavisi </span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>İrmet Hospital Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Rahmi Kaya; “Hemoroidin ilk aşamasında, hastalığın kesin tanısının konulması ve evresinin belirlenmesi gerekmektedir. Bu belirtilerin altında yatan kanser, kronik kolit hastalıkları (Crohn, ülseratif kolit vb) gibi daha önemli bir patolojinin atlanmaması ya da ekarte edilebilmesi için mutlaka öncelikle endoskopik tetkiklerin yapılması gerekir” dedi. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Kaya; “Birinci ve 2. derece hemoroidlerde, uygun diyet (meyve, sebze, lifli gıdalar ve bol su içmek), dışkı yumuşatıcı ilaçlar, ılık su oturma banyosu ve istirahat ile tıbbi tedavinin genellikle yeterli olmaktadır. Eğer kanama devam ederse lastik bantla bağlama, sklerozan ilaç injeksiyonu (iğne ile kurutma), halk arasında laser olarak bilinen infirared ışık koagülasyonu gibi cerrahi dışı girişimler uygulanabilir. Başka sebeplerde araştırılıp ayrıca tedavi edilmelidir. Örneğin asıl sebep akut bir barsak enfeksiyonu veya ishal ise, sadece antibiyotik ve ishal diyeti uygulaması bile yeterli olabilir. Cerrahiye yani ameliyata gerek yoktur. Üçüncü derece hemoroidlerde; duruma göre önce tıbbi ve konservatif yöntemlerle başlanır; çok az vakada cerrahi tedavi gerekir. Dördüncü derece hemoroid, bu hastalarda tıbbi tedaviden klinik belirtilerde rahatlama olur ancak çoğunda cerrahi tedavi gerekir. Ancak cerrahiye engel varsa, öncelikle diyet ayarlanır, dışkılama alışkanlığı düzenlenir, dışkı yumuşatıcıları, sıcak su oturma banyoları, bölgesel ağrıkesici kremler ile konservatif tıbbi yöntemlere devam edilir. Hekime düşen görev, gerektiğinde posalı diyet ile desteklenerek hastalara defekasyon disiplininin öğretilmesi ve yanlış alışkanlıklardan arındırılmasıdır” şeklinde konuştu. </span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 20 Feb 2018 20:06:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/950591e0ac452de5bda1ca7755de3617.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp Çarpıntısı Neden Olur?</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kalp-carpintisi-neden-olur-1147</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kalp-carpintisi-neden-olur-1147</guid>
                <description><![CDATA[Özel Optimed Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Göksel Açar, kalbimizi nasıl koruyacağız, kalp hastalıkları neler, hangi belirtiler bir kalp sağlığı sorunudur bunları anlatıyor.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><strong><span xss=removed>Kalp hastalıkları nelerdir, belirtileri neler?</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Kalp hastalığı dediğimizde toplumda da rastladığımız en sık rastladığımız kalbi besleyen damarlar koroner arterlerin hastalıkları ön plandadır. Bunun dışında kalp kapak hastalıkları yine daha çok geniş popülasyonda gördüğümüz ritim bozuklukları son derece önemli. Yine nadirende olsa kalp zarını tutan iltihabi hastalıklarda olabiliyor, nadir de olsa tümörler olabilir.</span></p>

<p><strong><span xss=removed>Hastalar en çok hangi durumlarda ne gibi şikayetlerle geliyorlar?</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Göğüs ağrısı, nefes darlığı, bacaklarda şişlik, efor kapasitesinde azalma, yorgunluk, çarpıntı gibi şikayetler en sık karşılaştığımız şikayetler arasındadır. </span></p>

<p><strong><span xss=removed>Kalp çarpıntısı neden olur?</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Kalp çarpıntısı sebepleri arasında ritim bozuklukları, yani bu ritim bozuklukları da kalbin normalde senkron bir şekilde kasılmasını sağlayan bir ileti sistemimiz var, bu ileti sisteminde bir yerden ileti çıkıyor ve bütün kalp dokusuna yayılıyor ve senkron yani düzgün bir şekilde kalbin kasılmasını sağlıyor, burada meydana gelen bir bozukluk ya da uyarının farklı bir yerden çıkması ritim bozuklukları ve çarpıntı şikayeti olarak yansıyor. Özellikle genç yaşlarda da oldukça sık karşılaştığımız bir durum haline geldi. Ama bizim için önemli olan uzun süreli olması ve sık sık tekrar etmesi daha sıkıntılı bir durumu işaret ediyor demektir, böyle durumlarda hastalarımızın böyle durumda hemen doktora başvurmalarını öneriyoruz.  Üzüntülerde, sevinçlerde olan çarpıntılar doğal olması gereken, tıpkı bir efor yaptığımızda kalbimizin hızlı çalışması ne kadar normalse bunlarda vücutta ki sempatik aktivasyonun artması sonucunda olan olaylar tamamen doğal normal süreçler olarak değerlendirilmelidir. </span></p>

<p><strong><span xss=removed>Her kalp ağrısı kalp hastalığının belirtisi midir?</span></strong></p>

<p><span xss=removed>Öncelikle göğüs ağrısı olarak tarif edecek olursak, bu göğüs ağrısının çok büyük bir sebebi kardiyak kökenli ağrılar değil, yani ]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 01 Feb 2018 00:38:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/a19c726e591edfdc8d43895892aa62c4.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Robotik Yürüme Rehabilitasyonu</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/robotik-yurume-rehabilitasyonu-1119</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/robotik-yurume-rehabilitasyonu-1119</guid>
                <description><![CDATA[Özel Rayap Hastanesi Robotik Yürüme Rehabilitasyonu ile bölgede bir ilki gerçekleştirdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed><span xss=removed>Tekrar</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yürüyebilmek</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>omurilik</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yaralanmalı</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hastalar</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>için</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>çok</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>önemlidir</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ve</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>rehabilitasyon</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>programlarının</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ana</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hedeflerindendir</span></span><span xss=removed><span xss=removed>. </span></span><span xss=removed><span xss=removed>Omurilik</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yaralanması</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hastalardan</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kaybedilen</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>fonksiyonları</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>tekrar</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kazanabilmeyi</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kendileri</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>için</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>önem</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>sırasına</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>göre</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>sıralamaları</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>istendiğinde</span></span><span xss=removed><span xss=removed> “</span></span><span xss=removed><span xss=removed>tekrar</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yürüyebilmek</span></span><span xss=removed><span xss=removed>” </span></span><span xss=removed><span xss=removed>hem</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hastalar</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hem</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>de</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>aileleri</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>için</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ilk</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>sıralarda</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yer</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>almaktadır</span></span><span xss=removed><span xss=removed>. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Dünyada</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>alt</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ekstremite</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hareketlerine</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yönelik</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>olarak</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yapılan</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ilk</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>robotik</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>rehabilitasyon</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yaklaşımları</span></span><span xss=removed><span xss=removed> 1980’</span></span><span xss=removed><span xss=removed>lerde</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yürüyemeyen</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kedilerin</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>vücut</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ağırlıklarının</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>alınarak</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yürüme</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>bandında</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yürütülmelerinin</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>mümkün</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>olduğunun</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>gösterilmesi</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ile</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>başlamıştır</span></span><span xss=removed><span xss=removed>.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Son</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yıllarda</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>omurilik</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yaralanmalı</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hastaların</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>eklem</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ve</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kas</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>gücü</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kapasitesini</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>arttırmak</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>için</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>pek</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>çok</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ilaç</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>tedavisi</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ve</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>rehabilitasyon</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yaklaşımları</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>geliştirilmiştir</span></span><span xss=removed><span xss=removed>. </span></span><span xss=removed><span xss=removed>Robot</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yardımlı</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yürüme</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>eğitimi</span></span><span xss=removed><span xss=removed>, </span></span><span xss=removed><span xss=removed>yürümenin</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>motor</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>fonksiyonlarının</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yeniden</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kazandırılması</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>için</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hareketin</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>fonksiyona</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ve</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>işe</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>özel</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>olarak</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>robotik</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>sistemler</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ile</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yeniden</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>öğretilmesidir</span></span><span xss=removed><span xss=removed>. </span></span><span xss=removed><span xss=removed>Omurilik</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yaralanmaları</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>rehabilitasyonunda</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>diğer</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yöntemler</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ile</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>birlikte</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>uygulanması</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>önerilmektedir</span></span><span xss=removed><span xss=removed>. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Rehabilitasyon</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>stratejilerinin</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>çoğu</span></span><span xss=removed><span xss=removed>, </span></span><span xss=removed><span xss=removed>santral</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>sinir</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>sistemi</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>plastisitesinin</span></span><span xss=removed><span xss=removed> ( </span></span><span xss=removed><span xss=removed>yani</span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>beynin</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>bağlantılarını</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>düzenleme</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>ya</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>da</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>yeni</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>bağlantılar</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>kurma</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>yetisidir</span></span></span><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>. </span></span></span><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Bu</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>yeti</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>olmadan</span></span></span><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>, </span></span></span><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>yalnızca</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>insan</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>beyni</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>değil</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>hiçbir</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>beyin</span></span></span><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>, </span></span></span><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>bebeklikten</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>yetişkinliğe</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>kadar</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>gelişemez</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>ya</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>da</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>herhangi</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>bir</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>beyin</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>hasarında</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>iyileşme</span></span></span> <span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>gösteremez</span></span></span><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>) </span></span></span><span xss=removed><span xss=removed>erken</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>uyarımı</span></span><span xss=removed><span xss=removed> ve </span></span><span xss=removed><span xss=removed>görev</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>spesifik</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>terapiler</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ile</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>doğal</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>iyileşme</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>sürecini</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>güçlendirmeye</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yöneliktir</span></span><span xss=removed><span xss=removed>.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Bu</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>sistemin</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>özelliği</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hastanın</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hareketlerini</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>algılamaları</span></span><span xss=removed><span xss=removed>, </span></span><span xss=removed><span xss=removed>ona</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>göre</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>cevap</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>vermeleri</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ve</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>verileri</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>sürekli</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kayıt</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>etmeleri</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>nedeniyle</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>daha</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hassas</span></span><span xss=removed><span xss=removed>, </span></span><span xss=removed><span xss=removed>kapsamlı</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>değerlendirmelerin</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yapılabilmesinin</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>mümkün</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>olmasıdır</span></span><span xss=removed><span xss=removed>. </span></span><span xss=removed><span xss=removed>Aynı</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>zamanda</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>verilen</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>egzersizlerin</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>tekrar</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>sayısının</span></span><span xss=removed><span xss=removed>, </span></span><span xss=removed><span xss=removed>sıklığının</span></span><span xss=removed><span xss=removed>, </span></span><span xss=removed><span xss=removed>yoğunluğunun</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kontrol</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>edilmesi</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ve</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ihtiyaca</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>göre</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yükseltilmesinin</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>mümkün</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kılmasıdır</span></span><span xss=removed><span xss=removed>.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Alt</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ekstremite</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>rehabilitasyon</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>robotlarının</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>amaçları</span></span><span xss=removed><span xss=removed>,</span></span><span xss=removed><span xss=removed>bacakların</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>bozulmuş</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>veya</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kaybolmuş</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>hareketlerini</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>ve</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yürüme</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>paternlerini</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>yeniden</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>öğrenmelerini</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>sağlamak</span></span><span xss=removed><span xss=removed>, </span></span><span xss=removed><span xss=removed>her</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>iki</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>taraf</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>arasındaki</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>dengeyi</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>geliştirmek</span></span><span xss=removed><span xss=removed>, </span></span><span xss=removed><span xss=removed>kaslar</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>arasındaki</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>kuvvet</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>dengesizliğini</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>mümkün</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>olan</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>en</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>az</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>seviyeye</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>indirgemek</span></span> <span xss=removed><span xss=removed>olmuştur</span></span><span xss=removed><span xss=removed>.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Yürüme eğitimi verilirken alt ekstremitelerin bu tekrarlı açısal hareketleri sinir uçları arasında anastomozları güçlendirmekte, öğrenmeyi perçinlemekte, hastanın bozulmuş veya kaybolmuş eklem hareketlerini ve dolayısıyla yürüme paternini yeniden öğrenmesini sağlamaktadır.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Yürümeyi destekleyici robotik cihazlar tekrarlı ve normal paterne daha yakın bir yürüme şekli sağlamaktadırlar. Fizyoterapistin daha az enerji sarf ederek, sadece gözlem yoluyla kontrol ettiği bir yürüme egzersiz modelidir. Hastanın yürümesi anında elde edilen gelişmeler, farklılıklar cihaz tarafından belirlenmekte, ölçülmekte ve kaydedilmektedir. Dolayısıyla bu grup yürüme robotları hem daha objektif ve anında değerlendirme yapılabilmesine hem de hastanın fiziksel ve kardiyovasküler durumu izin verdiği sürece tekrar sayısının arttırılabilmesine olanak sağlamaktadır. Sonuç olarak iyileşmenin hızlanmasına, hastanın ve ailesinin motivasyonunun artmasına yol açmaktadır.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 27 Jan 2018 17:13:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/7c06164b91d0180e1c94ead28cc7c523.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kötü Huylu ve İyi Huylu Olabilir</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kotu-huylu-ve-iyi-huylu-olabilir-864</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kotu-huylu-ve-iyi-huylu-olabilir-864</guid>
                <description><![CDATA[Çorlu Özel Vatan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nilüfer Atalay, “Kistler iyi huylu ve kanseröz kistler olarak basitçe ikiye ayrılabilir ve çok büyümelerine rağmen hiçbir şikayet yaratmazlar ve ancak rutin kontroller esnasında fark edilirler” diyerek yumurtalık kistleri hakkında bilgiler verdi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed>Yumurtalık kistleri tıbbi literatürde "over kistleri" olarak adlandırılır. Burada over kelimesi "yumurtalık" anlamına gelmektedir. Çorlu Özel Vatan Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Nilüfer Atalay; “Çoğu kadın hayatının bir döneminde yumurtalıklarında kist problemi ile karşı karşıya gelebilir. Yumurtalıklardaki kistler genellikle belirti vermeyip, çoğu zaman rutin jinekolojik kontroller sırasında fark edilir. Genellikle masum olan ve herhangi bir tedavi dahi gerektirmeyen bu problemler, yanlış inanışlarla halk arasında kansere meyilli bir durum olarak görülerek gereksiz yere endişe yaratmaktadır. Yumurtalık kistleri diğer organların kistlerinden ayrıdır. Yumurtalıklar embriyolojik orijinleri açısından çok değişik türdeki hücreleri bünyelerinde barındırır. Bu özellikleri ile yumurtalıklar vücuttaki diğer tüm organlardan ayrılırlar. Yumurtalıkların diğer önemli özellikleri ise hormonal etkilere cevap verici olmalarıdır. Değişik hormonlara cevap olarak yumurtalıklar büyüyebilir veya kistleşebilir, değişik türlerde olabilir” dedi.<br>
<br>
Atalay; “Vücudumuzdaki hiçbir hücre sürekli kalıcı değildir. Tüm hücrelerimiz bir yandan ölürken diğer yandan yenileri yapılır. Yine bütün hücreler değişik miktar ve yapılarda bir tür sıvı salgılarlar. Hücrelerde üretilen sıvıların emiliminden fazla olması durumunda dokular arasında sıvı birikimi olur. Dokular arası biriken normalden fazla sıvıya "ödem" adı verilir. Ödemler, vücudun değişik yerlerindeki şişliklerle kendilerini gösterirler. Eğer doku dışında biriken sıvılar bir zar tarafından çevrelenir, bir kesecik halini alır ve içeride sıvı alışverişi engellenirse ortaya çıkan bu lezyonun adı "kist" olur. Vücutta bulunan hemen hemen bütün organlarda kist ortaya çıkabilir (Beyin kistleri, akciğer kistleri, karaciğer kistleri gibi…).Ancak yumurtalık dışındaki organların kistleri genelde çok daha çabuk ve kolay belirti verir. Bunun nedeni diğer organlarda meydana gelen kistlerin bu organların fonksiyonlarını bozmalarıdır. Yumurtalık kistlerinin bir kısmı bu şekilde fonksiyon bozukluğu ile belirti verirken, çok büyük bir bölümü ne fonksiyonlarda bir kayba neden olur ne de uzunca bir süre belirti verir” diye konuştu.<br>
<br>
Doktor Nilüfer Atalay, Over kistleri kabaca; kötü huylu ve iyi huylu olarak ayrılabilirler. En sık görülen kistler iyi huylu olanlardır. Yumurtalıklar diğer organlara göre belirti verme açısından daha fakirdirler. Çoğu kez çok büyümelerine rağmen hiçbir şikayet yaratmazlar ve ancak rutin kontroller esnasında fark edilirler.<br>
<br>
<strong>Yumurtalık kistlerinin en sık belirtileri nelerdir?</strong><br>
Adet düzensizlikleri,<br>
Karında şişlik,<br>
Karın veya kasık ağısı,<br>
Sindirim sitemi bozuklukları (kabızlık, ağrılı dışkılama),<br>
İdrar yolu şikayetleri (sık idrara çıkma) gibi özgün olmayan belirtilerdir. </span></p>

<p><span xss=removed>Over kisti dışındaki pek çok durum da benzeri şikayetler yarattığından, bu tür yakınmaları olan kişiler genelde durumlarını önemsemezler. Çok fazla büyümeyen bir over kisti karın boşluğu içerisinde kendine rahatlıkla yer bulabileceği için bir şişlik yapmaz. Ağrı, over kistlerinde görülen nadir bir bulgudur. Eğer ağrı varsa bu, kitlenin büyüdüğünü, iltihaplandığını gösterir.<br>
<br>
Yumurtalıkta kistleri olan kişilerde nadiren kistlerin kendi etrafında dönmesi veya patlaması şiddetli ağrı ve akut karın tablosuna yol açabilir. Bu problemler halk arasında "kistin patlaması veya kistin kanaması" olarak adlandırılmaktadır. Akut karın ağrısı yapan bu durumlarda acil ameliyat gerekebilir.<br>
<br>
Kistler mesaneye baskı yaparak sık idrara çıkma, "rektum" denilen barsağın son kısmına bası yaparak kabızlık veya ağrılı dışkı yapma şikayetlerine neden olabilirler. Zaman zaman da iştahsızlık, kilo kaybı, hafif bulantı gibi sindirim sistemi yakınmaları olabilir.<br>
<br>
Unutulmaması gereken nokta, yumurtalıktaki kistlerin çok farklı türlerinin olduğu ve yarattığı şikayetlerin türüne bağlı olabileceğidir.<br>
<br>
Over kistleri, genelde rutin muayeneler veya başka bir sebepten dolayı yapılan jinekolojik muayene ve jinekolojik ultrasonografiler sonucunda saptanırlar.<br>
<br>
<strong>Yumurtalık kistlerinin iyi veya kötü huylu oldukları nasıl anlaşılır?</strong><br>
Kistlerin iyi huylu olup olmadığının değerlendirilmesinde;<br>
Hastanın yaşı, (ileri yaşlarda veya menopoz sonrası kötü)<br>
Kitlenin büyüklüğü ve şekli, (büyük ve düzensiz görünümde ise kötü)<br>
Basit kist ya da solid (içi katı) yapıda oluşu, (komplike kist ise kötü, basit kist ise iyi)<br>
Etrafa yapışık olup olmadığı (yapışık ise kötü)<br>
Hassasiyet olup olmadığı önemlidir.<br>
<br>
Ultrasonografide saf kist görünümünde olan ve 5-6 cm’den küçük çapta olan kistlerin iyi huylu ve fonksiyonel kist olma olasılığı yüksektir.<br>
<br>
Ultrason muayenesinde içinde karnıbaharımsı çıkıntıları olan, 5-6 cm’den büyük, karında asit (sıvı birikimi) yapan, çevre dokulara yapışık, böbreklerde idrar kanalına bası yaparak genişlemelere sebep olan kistlerin kötü olma olasılığı yüksektir.<br>
<br>
Dr. Atalay, “Menopoz sonrası ortaya çıkan kistler de kötü huylu olma potansiyeline sahiptir” diyerek, jinekolojik muayenelerin ihmal edilmemesi gerektiğini belirtti. </span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 14 Dec 2017 16:14:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/b908c5af00151ea168504ed1e8f50527.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Eğitim Işığı Öğrenciler Sağlıkla Buluştu</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/egitim-isigi-ogrenciler-saglikla-bulustu-772</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/egitim-isigi-ogrenciler-saglikla-bulustu-772</guid>
                <description><![CDATA[Reyap Hastanesi Çorlu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Nalan Yağmur tarafından öğrencilere seminer programı düzenlendi. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p xss=removed><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed><span xss=removed>Reyap Hastanesi Çorlu Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Nalan Yağmur tarafından Benek Koleji öğrencileri ve öğretmenlerinin katılımıyla okulun konferans salonunda “Ergenlikte Duruş Bozuklukları ve Omurganın Doğru Kullanımı” konulu sağlık semineri gerçekleştirildi. Meraklı öğrenciler akıllarındaki tüm sorulara yanıt bulurken Uzman Doktor Yağmur’un verdiği bilgilerle donatıldılar.</span></span></span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 30 Nov 2017 18:42:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/f1b021bd6170d647835950ae4c718e48.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Kalp Sağlığı İçin Altın Öneriler</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kalp-sagligi-icin-altin-oneriler-658</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/kalp-sagligi-icin-altin-oneriler-658</guid>
                <description><![CDATA[Ülkemizde her yıl 190 bin kişi kalp hastalıkları nedeniyle yaşamını yitiriyor.  Çorlu Vatan Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Sezgin Öztürk, kalp hastalıklarından korunmak için altın önerilerde bulundu. ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed><span xss=removed>Çorlu Vatan Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Uzm. Dr. Sezgin Öztürk; “Koroner kalp hastalıkları tüm dünyada ölüm nedenleri arasında hala ilk sıradaki yerini korumaya devam ediyor. Ancak yaşam şeklinde yapılacak değişikliklerle hastalıktan korunmanın, hatta hastalığı geriletmek mümkün” dedi. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Öztürk, Koroner damarlara ait kalp hastalıkları, enfarktüs, koroner yetersizliği, kalp krizi gibi isimlerle anılsa da hepsi aynı temele dayanıyor: Kalbi besleyen koroner damarların damar sertliği nedeniyle daralması, kireçlenmesi ve içinden kan geçememesi nedeniyle kalbin o damarının beslediği bölgesinin kansız kalarak canlılığını yitirip ölmesi. Koroner yetersizlikte kalp canlılığını kaybetmemiş ve ölümcül duruma gelmemiş olsa da uyarılar veriyor ve zamanla ilerliyor. Bu tablonun son noktası ise kalp krizi oluyor. Kalp krizi yaşanmadan önceki aşamalara bakıldığında ise ilk aşamada damarda daralma oluyor. Bu daralma, göğüste başlayan ve sol kola yayılan ağrıyla ortaya çıkıyor. Zamanla daha çok ilerleyen bu darlık ya tamamen tıkanıyor ya da üzerine pıhtı oturarak kan geçişini tamamen engelliyor ve enfarktüs denilen durum meydana geliyor. Bu durum ölümle de sonuçlanabiliyor” diye konuştu. </span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Kalp hastalığı önlenebilir mi? </span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>İnsanlarda kalp hastalığı gelişme şansını artırdığı bilinen ve değiştirilebilir risk faktörleri olarak adlandırılan çeşitli risk faktörlerinin (sigara içimi, yüksek kolesterol düzeyi, yüksek tansiyon, diabet, obezite, hareketsiz yaşam tarzı , kötü beslenme alışkanlığı gibi) kontrol altına alınması ile koroner arter hastalığı gelişimini engellemenin veya en azından yavaşlatmanın mümkün olduğu gösterilmiştir. </span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>En çok kimler risk altındadır? Kalp riskine neden olabilen temel risk faktörleri nelerdir? </span></span></strong></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Koroner arter hastalığı gelişime riskini artırdığı kesin olarak gösterilmiş değiştirilebilir olan temel risk faktörleri şunlardır:</span></span></p>

<ul>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Sigara içimi,</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Yüksek kan basıncı,</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Yüksek kötü huylu kolesterol düzeyi,</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Düşük iyi huylu kolesterol düzeyi</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Şeker hastalığı</span></span></li>
</ul>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Bunların dışında yine koroner arter hastalığı gelişimi ile yakından ilişkili olan ancak değiştirilemeyen bazı risk faktörleri mevcuttur:</span></span></p>

<ul>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>İleri yaş,</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Erkek cinsiyet,</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Genetik yatkınlık: Birinci derece akrabalarda erken koroner arter hastalığı öyküsünün varlığı </span></span></li>
</ul>

<p><br>
<span xss=removed><span xss=removed><strong>Sezgin Öztürk, Genel olarak kalp-damar hastalıklarından korunmak için alınabilecek önlemleri şu şekilde özetledi:</strong></span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>o          Sigarayı bırakın,</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>o          Fiziksel aktivitenizi artırın, günde en az 30 dakika  tempolu yürüyüş yapın,</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>o          Günde 5 porsiyon meyve/ sebze tüketin, kırmızı et tüketimini ve hayvansal çiftlik ürünleri tüketiminizi azaltın,</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>o          Tuz alımınızı azaltın, sofrada tuzluk bulundurmayın,</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>o          Düzenli aralıklarla kan basıncınızı ölçtürün, kan basıncınızın 140/90 mmHg nin altında olmasına dikkat edin</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>o          Doktorunuzun önerdiği sıklıkta kolesterolünüzü ölçtürün, total kolesterol rakamının 200 mg/dL, kötü huylu kolesterol düzeyinizin 160 mg, daha ideali 130 mg/dL nin altında olmasına dikkat edin,</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>o          Fazla kilolarınızdan kurtulun.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 18 Nov 2017 16:32:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/9fd902f9488a6e9a7faca6d52bedc8d7.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Varis Ciddi Bir Rahatsızlıktır, Yaşamınızı Tehdit Edebilir!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/varis-ciddi-bir-rahatsizliktir-yasaminizi-tehdit-edebilir-576</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/varis-ciddi-bir-rahatsizliktir-yasaminizi-tehdit-edebilir-576</guid>
                <description><![CDATA[Özel Optimed Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Mehmet Güzeloğlu varis hakkında merak edilenleri anlattı.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<h3><span xss=removed>Kadınlar daha fazla risk altında</span></h3>

<p><span xss=removed>Kalp her atımında bir miktar kanı atardamarlar ile dokulara gönderir. Vücuttaki kirli kan toplardamarlar aracılığı ile kalbe taşınır. Toplardamar duvarında oluşan yapısal bozukluklar ve kirli kanın yer çekimi etkisiyle geri akmasını engelleyen kapakların hasarlanması gibi nedenlerle damarların genişleyerek büyümesi ve kıvrımlı bir şekil almasıyla varisler oluşur. Toplumda -25 oranında görülen varisler, kadınlarda özellikle doğum yapmış kadınlarda erkeklere oranla daha fazla ortaya çıkmakta. </span></p>

<h3><span xss=removed>Ayakta durarak çalışmak zorunda kalanlar, dikkat!</span></h3>

<p><span xss=removed>Varis oluşumunda ailesel yatkınlık önemlidir bununla birlikte öğretmenler, kuaförler, diş hekimleri, garsonlar gibi uzun süre sabit şekilde ayakta durmak zorunda olan meslek grubundaki kişiler daha fazla risk grubunda olanlardır. Uzun süre ayakta kalarak çalışıyorsanız çalışma zamanlarınızda günde 3 defa 10-15 dakikalık istirahatler etmeli, bacak kaslarınızı güçlendirecek egzersizler yapmalı ve kilolu iseniz mutlaka kilo vermelisiniz.</span></p>

<h3><span xss=removed>Varis ciddi bir rahatsızlıktır, yaşamınızı tehdit edebilir!</span></h3>

<p><span xss=removed>Uzun süre ayakta kalmak zorunda olduğunuz günlerde günün sonunda ağrı, kaşıntı, yanma, karıncalanma, seğirme, gece krampları ve ödemlere neden olabilen varisler aynı zamanda görsel olarak ta rahatsız eder. Ağrılar ve kozmetik endişenin yanında özellikle ileri aşamadaki varisler hastalarda; ayak bileklerinde kahverengi renk değişikliği ve kendiliğinden oluşup zor iyileşen geniş ancak derin olmayan yaralara neden olabilir. Şiş, sert, kızarık ve sıcaklık hissi olan varislerde iltihap ve pıhtı oluşması gibi durumlar meydana gelmiş olabilir. Varis kanamaları çok nadir de olsa yaşamı tehdit edici boyutlara varabilmektedir. </span></p>

<h3><span xss=removed>Varis sorunu olanlar bu sporlardan uzak durmalı:</span></h3>

<p><span xss=removed>Bacak kaslarını çalıştırıp damar elastikiyetini artıran egzersizler varis şikayetlerinin azalmasına neden olurken, hastalığın da ilerlemesini yavaşlatır. Kan dolaşımını düzenleyen, özellikle aynı ritimde devam eden yürüyüş, yüzme, koşu, dans, ip atlamak, bisiklete binmek gibi aktiviteler varis hastalarının özellikle yapmasını önerdiğimiz spor çeşitlerindendir. </span></p>

<p><span xss=removed>Ancak karın içi ve varisli bölgedeki basıncı artıran; ağırlık kaldırmak, halter, karın içi basıncı çok arttıran plates egzersizleri ile ani deparların gerektiği voleybol, futbol, basketbol gibi yarışmalı sporlardan kaçınılmalı.</span></p>

<h3><span xss=removed>İşlemden 2 saat sonra ayağa kalkabilirsiniz, ameliyat izi yok!</span></h3>

<p><strong><span xss=removed>Siyanoakrilat ile damarı yapıştırarak tedavi:</span></strong><span xss=removed> Laser ve radyorekans tedavisine göre en önemli avantajı girişim sırasında tümesan lokal anestezi ve girişim sonrası ise varis çorabı kullanımı gerektirmediği için hasta konforunun çok daha iyi olmasıdır. İşlem sonrası başarı oranları da en az laser kadar hatta daha iyi bulunmuştur. Aynı zamanda yapılan çalışmalarda yapıştırma tekniğinde lasere göre ağrı, morluk oranları daha az ve işlem süresi daha kısadır.</span></p>

<h3><span xss=removed>Varislere köpük tedavisi</span></h3>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Varisleri besleyen ana damarlar lazer veya yapıştırma yöntemi ile ortadan kaldırdıktan sonra aynı seansta geriye kalan varislerin içine de bir iğneyle girilerek köpük haline getirilen ilaçlar verilip geri kalan varislerinde tedavisi sağlanabilir. Köpük haline getirilen ilacın damara girişi ve ilacın damarda yayılımı ultrason ile takip edilir. Bu işlemle damar için lazer uygulamasının etkinliği en üst seviyeye çıkartılmış olur.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 04 Nov 2017 16:29:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/9425b994c7e45ffd9aafa81e4d0118aa.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Reyap Hastanesi&#039;nde Tedavi Olup Milli Sporcu Oldu</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/reyap-hastanesinde-tedavi-olup-milli-sporcu-oldu-506</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/reyap-hastanesinde-tedavi-olup-milli-sporcu-oldu-506</guid>
                <description><![CDATA[Anil Atakan, doğumsal bir hastalığa sahip olmasına rağmen doktorunun tavsiyelerine uyarak okçuluk sporuna başladı. Atakan, Reyap Hastanesi'nde tedaviye başlayarak Milli sporcu olup ülkemizi temsil etme yolundaki hayalleri ile hayata tutundu.  ]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed>Son 2 yıldır tekerlekli sandalye seviyesinde olan hasta, Reyap Hastanesinde Doç. Dr. Aliye Yıldırım Güzelant yönetiminde rehabilitasyon programına alındı. Güzelalant; “Bu rehabilitasyon programı sadece aktif fizyoterapist ile değil, aynı zamanda THERA TRİNER  (felçli durumdaki kişilere ayakta durur pozisyonda aktif ve pasif olarak egzersiz yaptıran cihaz) adlı cihazla çalışmalar devam etmektedir.  Başarılı bir rehabilitasyon programı sonrası hastanın kas güçlerinde belirgin iyileşme olmuş, uzun bacak yürüme cihazı ile kısa süreli olarak adımlama süreci başlamıştır. Rehabilitasyon sadece kaybedilmiş bedensel yeteneklerin en yükseğe çıkarılması değil aynı zamanda kişilerin hayata yeniden uyum sağlamaları, yaşam kalitelerini yükseltmeleri, aileleri ve toplumla bir bütün içerisinde yaşamalarını sağlayan gerekli olan tüm evreleri kapsar.  Bu bağlamda hastamızın yalnızca bedensel olarak ilerlemekle kalmıyor, aynı zamanda sosyal rehabilitasyon kapsamında hayata katılımını artırmak için farklı alanlarda yönlendirmeler yapılıyor” dedi.</span></p>

<p>HASTASINI HAYATA BAĞLADI</p>

<p><span xss=removed>Doç. Dr. Güzelant Tekirdağ Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürlüğü faaliyetleri içinde bulunan Okçuluk sporuna yönlendirilmesi yönünde tüm görüşmeleri yaparak hastasını hayata bağladı. Mahalli Yerel yönetimlerin ve Antrenör Aysel Babagür’ün büyük desteği ile hastanın sporcu olarak devam edebilmesi için gerekli adımlar atıldı. Reyap Hastanesi ve fizik tedavi ve rehabilitasyon ekibi Doç. Dr. Aliye Yıldırım Güzelant, fizyoterapistler Bilge Kaplan, Eren Özdemir ve Çağla Kaygısız olarak bu hastanın yanında olmaya devam edeceklerini ve tedavisinin devamında koşulsuz desteklerinin süreceklerini beyan ettiler. </span></p>

<p>"OKÇULUK DİYORUM"</p>

<p><span xss=removed>Doç. Dr. Aliye Yıldırım Güzelant; "Böylelikle sadece bedensel işlevlerin artması değil aynı zamanda topluma kazandırılmış bir bireye hizmet etmenin mutluluğunu yaşayacağız.  Elbette neden Okçuluk diye sorulabilir. Yalnızca bu hasta için sporun uygunluğu yeterli değil, tesis ve antrenör gereklidir. Biz bu noktada doğru yerde olmanın rahatlığını yaşıyoruz. Yalnızca doktor olarak değil, aynı zamanda bu dalda 2 sporcusu olan bir ebeveyn olarak Okçuluk diyorum” diye konuştu.</span></p>

<p><span xss=removed>Reyap Hastanesi yönetimi, Anıl Atakan’a geçmiş olsun dileklerini sunarak Okçuluk alanındaki hayallerine giden yolda başarılar diledi.</span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Thu, 26 Oct 2017 23:20:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/7a7b1bbfa83ef59fd66e3dd7b12f76d6.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Erken Başvuruda İnme Önlenebilir!</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/erken-basvuruda-inme-onlenebilir-422</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/erken-basvuruda-inme-onlenebilir-422</guid>
                <description><![CDATA[Çorlu Vatan Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm.Dr. Suna Sarı, erken başvuruda inmenin önlenebileceğini belirtti.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed><span xss=removed>Çorlu Vatan Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm.Dr. Suna Sarı, İnme, (felç) beyin hücrelerine giden kan akımının herhangi bir nedenle etkilenmesi sonucu vücutta güçsüzlük, duyu veya denge kaybı gelişmesi olarak adlandırılıyor. Bu hastalık nedeniyle Türkiye’de her yıl 100 bin kişi hastanelere başvuruyor. Bu durum sadece Türkiye’ye mahsus değil. Dünyada da durum böyle... Uzmanlar iki tip inmeden söz ediyor. Beyin dokusuna giden kan akımının, pıhtılaşmaya bağlı olarak tıkanıp, durmasına beyin enfarktüsü- beyin krizi deniyor. Bu, tüm inmelerin yüzde 80’ini oluşturuyor. Beyin damarlarının yırtılmasına ise "beyin kanamasına bağlı inme" deniyor. Bu ise, tüm inmelerin yüzde 20’sini oluşturuyor. </span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Neden ve Nasıl Oluyor?</span></span></strong><br>
<span xss=removed><span xss=removed>Bütün inmelerin yüzde 80’ini oluşturan damar tıkanmalarında, beyin damarları bir pıhtı ile tıkanıyor. Bu pıhtı ya damarın kendisinin oluşturduğu bir pıhtı ya da kalpte oluşup oradan kopan ve beyin damarını tıkayan bir pıhtı. Burada risk faktörlerine dikkat etmek gerekiyor. Damarlara bağlı risk faktörleri sigara, hipertansiyon, kan yağlarının yüksekliği, şeker hastalığı, genetik yatkınlık, gut ve şişmanlık olarak tanımlanıyor. Bunun yanında kalp ritim bozuklukları, kalp kapağı hastalıkları, kalp kası hastalıkları da inmeye neden olan faktörler arasında.<br>
Belirtileri:</span></span></p>

<ul>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Geçici veya kalıcı olarak vücudun bir yarısında meydana gelen uyuşma, karıncalanma, kuvvet azalması veya kuvvet kaybı </span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Bir veya iki gözde oluşan bulanık görme veya görme kaybı </span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Konuşma ve anlamada duraklamalar </span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Bilinçte veya denge halinde ani bozulma </span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Şiddetli sersemlik ve düşme halleri. </span></span></li>
</ul>

<p><span xss=removed><span xss=removed>ilk 3 saatin önemine değinerek, ilk 3 saat içinde müdahale edilebilen ve beyin dokusuna tekrar kan gitmesi sağlanabilen hastalarda, felcin tamamen ya da çok az hasarla düzelebildiğini vurguladı.<br>
<br>
<strong>Bunlara Dikkat!           </strong><br>
Ancak bu yöntemin kanama riski sebebiyle her hastaya uygulanamayacağı vurgulanıyor. Özellikle yakın bir dönemde ameliyat geçirenlerde, çok yüksek tansiyonu olanlarda ve enfarktüs geçirenlerde bu yöntem uygulanmıyor.</span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>İnme tedavisinde öncelikle kan basıncı, kalp ritim bozuklukları, kan şekeri, ve diğer metabolik problemlerin giderilerek mevcut beyin krizi tablosunun kötüleşmesine engel olmak gerekiyor. Buna göre öncelikle hastaların inme nedenleri tespit edilmeli, riskleri belirlenmeli ve gereken önlemler hızla alınmalı. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Hastaların beslenmeleri, oturma pozisyonunda dik konumda iken sağlanmalı, yatak içinde belli aralıklar ile pozisyon verilmeli, vücut temizliğine dikkat edilmeli. Güçsüzlük ve dengesizlik yakınması olan hastalarda, fizyoterapiye erken dönemde başlanmalı ve ev programları şeklinde devam edilmeli. Konuşma terapisi, psikolojik destek, diyet programları, sosyal hizmet uzmanlarının önerileri de, tedavi kapsamı içinde olmalı.</span></span></p>

<p><strong><span xss=removed><span xss=removed>Nasıl Önlenebilir?</span></span></strong><br>
<span xss=removed><span xss=removed>-Sigara içilmemeli. Gerekirse profesyonel yardım alınmalı,<br>
-Kolesterolü yüksek yiyeceklerden kaçınmalı, haftada en az 2 kez 45 dakika tempolu olarak yürüyüş yapılmalı,<br>
-Doktor gözetiminde fazla kilolardan kurtulmalı,<br>
-Alkol haftada 30 gramla sınırlandırılmalı,<br>
-Periyodik sağlık kontrolünden geçerek kan basıncı kontrol edilmeli, ilaçlar düzenli kullanılmalı,<br>
-Kan şekeri kontrol altına alınmalı, ailede şeker hastalığı var ise şeker taraması yapılmalı,<br>
-Stresinizi, yönetebilme yeteneğini gözden geçirmeli,<br>
-İlaçlar düzenli kullanılmalı, belli aralıklarla doktor ziyareti yapılmalı.</span></span></p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Sat, 14 Oct 2017 02:50:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/f0525a5b99a33daffad1109944380d90.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Uzm. Dr. Yüksel Dere Açıkladı</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/uzm-dr-yuksel-dere-acikladi-384</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/uzm-dr-yuksel-dere-acikladi-384</guid>
                <description><![CDATA[Çorlu Vatan Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm.Dr. Yüksel Dere; “Besin güvenlik kurallarıyla hastalıkların önüne geçin” dedi.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p><span xss=removed><span xss=removed>Çorlu Vatan Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Uzm.Dr. Yüksel Dere, Dikkat edilmeden satın alınan ya da kullanılan birçok besin, özellikle bağışıklık sistemimizin zayıf olduğu dönemlerde enfeksiyona neden olan bakteriler ve diğer organizmalara maruz kalmamıza neden olabiliyor. Özellikle hava sıcaklıklarının oynak seyrettiği şu günlerde, besin maddelerini satın alırken, kullanırken ya da saklarken birtakım noktalara dikkat etmek gerekiyor. </span></span></p>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Besin hijyeni konusunda dikkat edilmesi gerekenler:</span></span></p>

<ul>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Ellerinizi yemek hazırladıktan önce ve sonra ve yemek yemeden önce, sıcak suda yıkayın.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Besinleri 4 derece ya da altında muhafaza edin.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Yemekleri, iç sıcaklığı en az 70 dereceye ulaşıncaya kadar pişirin.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Etleri ortasındaki pembelikler gidene kadar iyice pişirin. Kırmızı etin iç sıcaklığı en az 70, beyaz etin ise en az 80 derece olana kadar pişirin.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Tuhaf görünen, kötü kokan yiyecekleri atın, kesinlikle tadına bakmayın.</span></span> </li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Pişmiş ve çiğ besinler için ayrı kesme tahtaları kullanın</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Yüksek protein içeren besinleri 2 saatten fazla oda sıcaklığında bekletmeyin</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Yumurtayı dolaba koyarken yıkamayın, ancak kapalı bir bölümde muhafaza edin.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Yumurtayı kullanmadan önce yıkayın ve beyazı tamamen katılaşana kadar yaklaşık 10 dk kaynatın. </span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Meyve ve sebzeleri soymadan önce akan su altında iyice yıkayın.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Pişmiş yemekleri en fazla 2 saat sonra bu dolabına koyun. Ancak yemeği sıcak olarak dolaba koymak buzdolabının ısısını düşürerek, buzdolabında bulunan diğer besinlerin bozulmasına neden olabilir. Bu nedenle yemeği oda sıcaklığına geldikten sonra dolaba kaldırın.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Dolaba kaldırdığınız pişmiş yemekleri, tüketeceğiniz zaman sanki yeniden pişiriyormuş gibi kaynatın. </span></span></li>
</ul>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Besin çözdürme sırasında dikkat edilmesi gerekenler:</span></span></p>

<ul>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Donmuş gıdaları ya mikrodalga fırında ya da buzdolabında çözdürün, oda sıcaklığında ya da kalorifer üzerinde kesinlikle çözdürmeyin.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Suyunun akıp başka besinleri kontamine etmemesi için muhakkak bir kap içerisinde çözdürün.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Gıdaları pişirmeden önce tam olarak çözülmüş olduğundan emin olun.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Çözülmüş gıdaları tekrar dondurmayın.</span></span></li>
</ul>

<p><span xss=removed><span xss=removed>Alışveriş sırasında dikkat edilmesi gerekenler:</span></span></p>

<ul>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Gıdaların son kullanma tarihlerini kontrol ederek en taze olanı alın.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Ambalajı yırtılmış, ezilmiş ya da zarar görmüş gıdaları, paslı ve şişmiş konserveleri satın almayın.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Lekeli ve ezilmiş meyve ve sebzeleri almayın.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Açıkta satılan şarküteri gıdalardan uzak durun. Dolapta muhafaza edilmeyen krema içeren tatlıları satın almayın.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Ücretsiz ikram edilen yiyecekleri tercih etmeyin.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Kırık, çatlak ve buzdolabında muhafaza edilmeyen yumurtaları satın almayın.</span></span></li>
 <li><span xss=removed><span xss=removed>Donmuş ve buzdolabında saklanması gereken besinleri alışverişinizin en sonunda satın alın ve derhal dolaba yerleştirin.</span></span> </li>
</ul>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Oct 2017 02:21:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/afde826f2dda517c7d02237eb8bdeedb.jpg"/>
            </item>
                                <item>
                <title>Özel Optimed Hastanesi 50. Obezite Hastasını Taburcu Etti</title>
                <category>Sağlık</category>
                <link>https://www.bizimtekirdag.com/haber/ozel-optimed-hastanesi-50-obezite-hastasini-taburcu-etti-381</link>
                <guid>https://www.bizimtekirdag.com/haber/ozel-optimed-hastanesi-50-obezite-hastasini-taburcu-etti-381</guid>
                <description><![CDATA[Obezite ve Hipertansiyon nedeniyle Fransa'nın Bordeaux şehrinden gelen hasta Özel Optimed Hastanesine başvurdu.]]></description>
                <content:encoded><![CDATA[<p>64 yaşında, 99 kilo ile hastaneye başvuran hastanın başvurma amacının uzun süredir kurtulmak istediği mide kelepçesinden bir türlü kurtulamadığı 17 yıl önce açık cerrahi yöntemle tıp dilinde "Gastrik Band" adıyla, halk arasında ise "Mide Kelepçesi" olarak bilinen ve artık tedavide kullanılmayan bir yöntem uygulanmasıydı. Hasta, artık bu kelepçenin çıkarılmasını, aynı zamanda da araştırdığı tüp mide ameliyatı ile obezite ve hipertansiyon problemlerinin sona ermesini istedi.</p>

<p>Özel Optimed Hastanesine gelerek tüm detaylı görüşmeleri yaptıktan sonra ameliyat kararını veren hasta, her iki sağlık sorunundan da kurtulmak adına, hastane genel cerrahlarından Op. Dr. Serkan Ayhan tarafından "Laparoskopik yani kapalı yöntem ile önce kelepçe çıkartılması ve ardından tüp mide ameliyatı" gerçekleştirildi. Her iki işlem aynı operasyonda gerçekleştirildi. Geçirdiği başarılı operasyondan 4 gün sonra, 5 kilo yağ kaybı ile ülkesine uğurlandı.</p>]]></content:encoded>
                <pubDate>Tue, 10 Oct 2017 01:49:00 +0300</pubDate>
                <enclosure type="image/jpeg" url="https://www.bizimtekirdag.com/images/haberler/896b936ac4144983183431a54627493b.jpg"/>
            </item>
            </channel>
</rss>
